Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2011/1870 E. 2011/4413 K. 19.09.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1870
KARAR NO : 2011/4413
KARAR TARİHİ : 19.09.2011

MAHKEMESİ :AĞIR CEZA MAHKEMESİ

Borçlunun ödeme şartını ihlali suçundan sanık …’ın, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 340. maddesi gereğince 1 ay tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair, İstanbul 11. İcra Ceza Mahkemesinin 04/06/2008 tarihli ve 2008/716 esas, 2008/3323 sayılı kararının infazı için Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini müteakip, anılan kararda kanun yolu bilgilerinin eksik olması sebebiyle kesinleşmiş sayılamayacağı, usulüne uygun kesinleştirilmesinden sonra infaz edilmek üzere evrakın gönderilmesi talebi üzerine, infazda kuşku yaratacak bir husus bulunmadığından, evrakın infaz ve ilamat bürosuna iadesine ilişkin, aynı mahkemenin 08/07/2010 tarihli ve 2008/716 esas, 2008/3323 sayılı ek kararına yönelik itirazın reddine dair, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/07/2010 tarihli ve 2010/955 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya aleyhine, Adalet Bakanlığından verilen 11/01/2011 gün ve 2010/518-2899 sayılı kanun yararına bozma talebini içeren Yargıtay C.Başsavcılığının 03/02/2011 gün ve K.Y.B.2011/21365 sayılı tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle dosya incelendi.
Tebliğnamede;
1- İstanbul 11. İcra Ceza Mahkemesince gıyapta verilen 04/06/2008 tarihli kararın sanığa 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca tebliğ edilerek kesinleştirildiği anlaşılmış ise de, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 26/12/2005 tarihli ve 2005/16372 esas, 2005/19501 karar sayılı ilâmında işaret edildiği üzere, Tebligat Kanunu’nun 35. ve Tebligat Tüzüğü’nün 55. maddeleri uyarınca yapılacak tebligat işleminde, tebligat memurunca Tüzüğün 28. maddesinin ilk fıkrasındaki usule göre muhatabın yeni adresinin araştırılması, bulunmama nedenini bu maddede belirtilen usule uygun şekilde tutanağa geçirip, beyanına başvurulan ilgili kişilerin imzası ile tevsik etmesi ve muhatabın yeni adresinin belirlenmemesi durumunda mahkemenin tebligat üzerindeki Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebligat yapılması yolundaki kaydına uyarak, bu madde uyarınca tebligat yapılması gerekmekte olup; adres araştırmasının Tebligat Tüzüğü’nün 28. maddesinde belirtildiği şekilde tutanağa geçirilmemiş ve beyanına başvurulan kişinin imzası ile tevsik edilmemiş olması karşısında, anılan kanunun 35. maddesi uyarınca yapılan ve Tebligat Tüzüğü’nün 28. maddesinde belirtilen şekil şartlarını taşımayan tebligatın geçerli sayılamayacağı,
2-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/11/2006 tarihli ve 2006/6-123 esas, 2006/229 sayılı ilâmı ile Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 13/07/2009 tarihli ve 2009/8068 esas, 2009/10789 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34/2, 231/2, 232/6 ve 291/l-2. maddeleri uyarınca karar ve hükümlerde, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, sürenin ne zaman başlayacağı, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesinin gerekmesi karşısında, sanığın yokluğunda ve şikâyetçi vekilinin yüzüne karşı verilen söz konusu kararda başvuru süresinin ne zaman başlayacağı, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin gösterilmediği, ayrıca taraflara karara karşı başvurulabilecek kanun yolu, süresi, sürenin ne zaman başlayacağı, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin açıkça gösterildiği meşruhatlı davetiye de gönderilmediği,
Anlaşılmakla, İstanbul 11. İcra Ceza Mahkemesinin 04/06/2008 tarihli ve 2008/716 esas, 2008/3323 sayılı kararının kesinleşmemiş olması sebebiyle, bu karar üzerine aynı Mahkemece verilen 08/07/2010 tarihli ek kararına yönelik itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesi isabetsiz olduğundan, anılan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca bozulması gereğine işaret edilmiştir.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/11/2006 tarihli ve 2006/6-123 esas, 2006/229 sayılı ilâmı ile; “Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri uyarınca, karar ve hükümlerde, başvurulabilecek yasa yolu, süresi, mercii ve başvuru şekli tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmelidir. Aksi halde, anılan Yasanın 40. maddesi uyarınca, eski hale getirme nedeni oluşturur. Yerel mahkemelerce hüküm ve kararlardaki bu eksiklikler, meşruhatlı duyuru ile taraflara bildirilmek suretiyle, tarafların eski hale getirme talebi ve bu sürede yasa yolu başvurusunda bulunmalarına olanak sağlanmalıdır.” şeklinde verilen karar dikkate alındığında, söz konusu kararda itiraz süresinin başlangıcının, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmediği gibi kanun yolu, süresi, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin açıkça gösterildiği meşruhatlı davetiye de gönderilmediği, kararın kesinleşmemesi sebebiyle, infaz için gönderilen kararın kesinleşip kesinleşmediği hususuna yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine verilen aynı Mahkemenin 08/07/2010 tarihli ek kararına yönelik itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname yerinde görülmekle, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/07/2010 tarihli ve 2010/955 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA, sair işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 19.09.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.