YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4397
KARAR NO : 2012/2104
KARAR TARİHİ : 06.03.2012
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 105 ada 2 parsel sayılı 6537,44 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı nedeniyle ölü olduğu belirtilerek davalıların murisi … oğlu … … adına tesbit edilmiştir. Davacı …, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, dava konusu taşınmazın tespit maliki (… oğlu) …’in ölü olması nedeniyle dosyada mevcut veraset ilamındaki mirasçıları adına ve iştirak halinde mülkiyet olarak tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece tapulu taşınmaz üzerinde davacı taraf yararına 3402 sayılı Yasa’nın 13/B-c maddesinde de öngörülen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle hüküm kurulmuş ise de mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Davacı taraf, tespite esas alınan tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait olmadığını ileri sürmüştür. Keşifte, mahalli bilirkişiler tapu kaydının sınırlarını göstermekle beraber mevkisinin uymadığını, tapuda yazılı mevkiin taşınmazın daha kuzeyinde bulunduğunu belirtmişlerdir. Tapu kaydının sınırlarından olan obuz, dere, yayla yolu sınırları her yerde bulunabilecek sınırlardan olduğundan mahkemece yapılan tapu kayıt uygulaması yetersizdir. Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için mahkemece, taşınmazın bulunduğu yeri iyi bilen, taraflarla yakınlığı ve husumeti bulunmayan, olabildiğince yaşlı, tarafsız 3 kişilik mahalli bilirkişi kurulu, tespit bilirkişileri ve taraf tanıkları hazır olduğu halde mahallinde yeniden keşif yapılmalıdır. Tapu kaydının bir taşınmaza revizyon görmesinin mutlak olarak o taşınmaza ait olduğu anlamına gelmeyeceği göz önünde bulundurularak kaydın dava konusu taşınmaza ait olmadığını ileri süren davacı taraftan tapu kaydının nereye ait olduğu sorulmalı, yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları aracılığı ile tapu kaydı revizyon gördüğü dava konusu taşınmaza ve davacı tarafça gösterilen yere uygulanmalı, “şepli mevki” olarak gösterilen yerde taraflara ait mevcut sınırları ihtiva eden taşınmaz bulunmadığı takdirde tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait olabileceği göz önünde bulundurularak tapuda yazılı yayla yolunun kadim olup olmadığı, dava konusu taşınmaz ile dava dışı 106 ada 4 parsel sayılı taşınmaz arasındaki yolun tespitte belirtildiği şekilde sonradan açılan yol olup olmadığı sorulup saptanmalı, dava konusu taşınmazın batı sınırında bulunan taşınmazların tutanakları ve varsa dayanakları getirtilerek doğu yönünü ne olarak gösterdikleri üzerinde durulmalı, tapu kaydının gayri sabit sınırlı olduğu gözönüne alınarak taşınmazın tapu kaydının miktarı
ile kapsamında kalıp kalmadığı belirlenmeli, taşınmazın kayıt kapsamında kaldığı sonucuna varılması halinde tapu malikleri arasında paylaşma yapılıp yapılmadığı belirlenmeli, bu konuda ispat yükünün paylaşmaya dayanan tarafa ait olduğu unutulmamalı, tapu kaydında davacı ile davalıların miras bırakanının müşterek malik oldukları ve tapu maliki Mustafa’nın 1973 yılında öldüğü göz önüne alındığında, davacı taraf yararına 3402 sayılı Yasa’nın 13/B-c maddesinde öngörülen edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda mahalli bilirkişiler ve taraflarca gösterilecek tanıkların ayrıntılı beyanları alınmalı, dinlenen tanık ve bilirkişi beyanları ile tespit bilirkişilerinin beyanları arasında aykırılık var ise taşınmazın başında aykırılığın giderilmesine çalışılmalı, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Mahkemece bu hususlar göz ardı edilerek, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsiz olup, davacının temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 06.03.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.