Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2011/5110 E. 2012/726 K. 03.02.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5110
KARAR NO : 2012/726
KARAR TARİHİ : 03.02.2012

MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
KANUN YOLU : TEMYİZ

Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 127 ada 71 parsel sayılı 41.786,90 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ham toprak vasfıyla davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı, tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne, fen bilirkişisi raporunda (A) harfi ile gösterilen 10.401,45 metrekarelik bölümün davacı … adına, geri kalan kısmın tespit gibi tesciline dair verilen karar, Hazinenin temyizi üzerine Dairemizin 2004/9214-10897 sayılı ilamıyla “kısa kararla gerekçeli kararın uyumlu olması ve HUMK’nun 388. maddesi uyarınca tarafların kimliklerinin açık ve doğru olarak karar başlığında gösterilmesi zorunlu olduğu” hususlarına değinilerek, sair yönleri incelenmeksizin bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda önceki hüküm gibi karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmaz 127 ada 71 parsel sayılı taşınmaz olduğu ve bu parsel hakkında hüküm kurulduğu halde, hükmün gerekçesinde, bu dava ile ilgisi bulunmayan 31.07.2010 tarihli keşif tutanağına yollama yapılmış ve 121 ada 1, 2 ve 3 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili açıklama ve gerekçelere yer verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkına yer verilmiştir. Adil yargılanma hakkının garantileri arasında “aleni yargılama ilkesi” ve “hukuki dinlenilme hakkı” da yer almaktadır. Anılan prensiplerin amacı, yargılama sürecini ve kararın verilişini kamu denetimine açık tutmak suretiyle adaletin yerine getiriliş biçimini görünür kılmak, kamu eliyle karar verme sürecini denetleyerek kişinin adil yargılanma hakkını güvence altına almak ve adalete güveni korumaktır. Aleni yargılama prensibi ile hukuki dinlenilme hakkı; hükmün açık duruşmada tefhimini ve kararların gerekçeli olmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasamızın 141, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27 ve 28. maddelerinde de bu hususlara işaret olunmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 ve 298. maddeleri de, kararın “gerekçe” içermesini zorunlu kılmaktadır. Anılan maddeler uyarınca gerekçe, “iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri” içermelidir. Başka bir deyişle gerekçe; hüküm fıkrasında yazılı sonuçlara nasıl varıldığının tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklanmasıdır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası birbirine sıkı sıkıya bağlı olup uyumlu bulunması zorunludur. Açık duruşmada tefhim olunan hüküm fıkrasında varılan sonucun nedenlerini içermeyen ifadelerin gerekçe olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi, gerekçenin farklı bir sonuca ilişkin bulunması da aleni yargılama prensibi ve hukuki dinlenilme hakkı ile doğrudan çelişmektedir. 10.04.1992 tarih 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Bileştirme Kararında, kısa karar ile gerekçeli kararın uyumlu olması gereği vurgulanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 298/2. maddesi ile bu husus artık yasa hükmü haline gelmiştir. Hal böyle olunca, hüküm sonucu ve dava kapsamıyla ilgisi olmayan açıklamalar gerekçe olarak kabulü mümkün bulunmayıp, mahkemece, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Kabule göre de; çekişmeli taşınmaza komşu 57 ve 67 parsellere ait tutanak örnekleri ile bu taşınmazlara revizyon gören tapu kayıtlarının tüm tedavülleri getirtilip yöntemine uygun şekilde yeniden keşif yapılmadan önceki keşifte alınan yetersiz ve soyut içerikli beyanlara istinaden, zilyetlik tanıkları ve tespit bilirkişileri dinlenmeksizin hüküm kurulması da isabetsizdir. Davalının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 03.02.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.