Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2012/1723 E. 2012/5204 K. 11.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1723
KARAR NO : 2012/5204
KARAR TARİHİ : 11.06.2012

MAHKEMESİ : KARŞIYAKA 1. İCRA MAHKEMESİ

Ticaret şirketlerinde hukuken veya fiilen yönetim yetkisine sahip olanların alacaklıları zarara uğratmak kastiyle ticarî işletmenin borçlarını kısmen veya tamamen ödememesi suçundan sanık …’ın İİK’nun 333/a-1, 5237 sayılı TCK’nun 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 5 ay hapis ve 2.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, sanık müdafiinin istemi üzerine mahkemenin 11/11/2009 gün ve 2007/673 esas, 2008/518 ek sayılı kararı ile Karşıyaka 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 20.8.2009 tarih ve 2009/470-599 sayı ile zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle kambiyo hukukuna yönelik takibin devamı olanağı kalktığı gerekçesiyle sanık hakkında verilen cezanın İİK’nun 354. maddesi gereğince düşürülmesine karar verilmiş, müşteki vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 06/12/2010 tarih ve 2010/4385-7185 sayılı kararı ile; İİK’nun 354. maddesindeki “Kanunun bu babında yazılı suçlardan takibi şikayete bağlı olanların müştekisi feragat eder veya borcun itfa edildiği sabit olursa dava ve bütün neticeleriyle beraber ceza düşer” şeklindeki düzenleme karşısında, davanın ve cezanın tüm neticeleriyle birlikte düşürülmesine karar verilebilmesi için müştekinin feragati veya borcun itfa edilmiş olmasının gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda sanık hakkında verilen cezanın İİK’nun 354.maddesi gereğince düşürülmesine dair mahkemenin 11/11/2009 tarihli ek kararının kaldırılarak sanık müdafiinin talebinin reddine, hükümlünün cezasının aynen infazına dair verilen karar sanık müdafii tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istemli tebliğnamesiyle dosya, Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Sanığın gıyabında verilen 04/04/2008 tarih, 2007/673 esas ve 2008/518 sayılı asıl karar sanığa 19/06/2008 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş ve 27/06/2008 tarihi itibariyle hüküm kesinleştirilerek infaza verilmiştir. Sanık müdafii 04/11/2009 havale tarihli dilekçesi ile Karşıyaka 2.İcra Hukuk Mahkemesinin 20.8.2009 tarih ve 2009/470-599 sayı ile zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle sanık hakkında verilen cezanın düşürülmesini talep ettiği ve 21/03/2011 havale tarihli dilekçesi ile de “sanık müdafiinin talebinin reddine, hükümlünün cezasının aynen infazına” dair mahkemenin 14/03/2011 tarih, 2011/79 esas ve 2011/93 sayılı kararının sanık müdafii tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/03/2013 tarih, 2011/6-386 esas ve 2012/99 sayılı kararındaki, “… yoklukta verilen hükme ilişkin olarak temyiz süresinin, sanığın bu hükmü usulüne uygun olarak öğrenmesi, yani tebliğle işlemeye başlayacağı açık olduğundan, bildirimde ayrıca “tefhim” kelimesine de yer verilmesinin, sanık açısından yasa yolu süresinin tebliğ ile işlemeye başlayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği, kaldı ki sanık süresinden sonra verdiği temyiz dilekçesinde, bu ifadenin, temyiz süresinin başlangıcı konusunda kendisini yanılgıya düşürdüğüne ilişkin bir iddiada da bulunmadığından, …sanığın temyiz isteminin 1412 sayılı CYUY’nın, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 310. maddesinde belirtilen bir haftalık süre içinde yapılmaması nedeniyle, aynı Yasanın 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmelidir.” şeklindeki değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere, somut olaydaki sanığın yokluğunda verilen hükümde başvurulacak yasa yoluna ilişkin bildirimde “temyiz başvurusunun kararın tefhiminden ya da tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde yapılacağı ve Yargıtay 15. Hukuk Dairesince inceleneceği..” biçiminde yazılmış olmakla birlikte usulüne uygun olarak tebliğ edilen bu hükme karşı sanık müdafiinin 04/11/2009 havale tarihli dilekçesi ile 21/03/2011 havale tarihli temyiz dilekçesinde yasa yolu bildiriminde yanıltıldığına ilişkin herhangi bir anlatımda bulunmadığı, sanık müdafiinin dilekçelerinde, temyiz süresinin ne zaman başlayacağı hususunda bir duraksama yaşadığına ilişkin herhangi bir anlatımın yer almadığı gibi, temyiz süresinden sonra dilekçenin verilmesine ilişkin de herhangi bilginin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hükümde temyiz süresinin doğru olarak gösterilmiş olması yeterli olup, temyiz incelemesini yapacak Yargıtay ilgili Dairesinin hatalı gösterilmesinin, ilgilisine yapılan tebliğin geçersiz olması sonucunu doğurmayacağının kabulü nedeniyle, tebliğnamedeki sanık müdafiinin 21/03/2011 tarihli talebinin asıl hükme yönelik temyiz talebi sayılmasına ilişkin istemine iştirak edilmemiştir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararda yazılı gerektirici nedenlere, yapılan yargılama ve uygulamada isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün İİK.’nun 366. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak ONANMASINA, 11.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.