YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2289
KARAR NO : 2012/3962
KARAR TARİHİ : 02.05.2012
MAHKEMESİ : ANTALYA 4. İCRA MAHKEMESİ
Ticareti terk hükümlerine muhalefet etmek suçundan sanıklar …, … ile …’in İİK’nun 337/a maddesi gereğince üç ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde sanık … tarafından temyiz edildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istemli tebliğnamesiyle dosya, Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
1- Borçlunun ticaret sicili memurluğunda kayıtlı bulunan adresinin, bilinen en son adresi olduğu, takibin açılmasından ve ödeme emirlerinin gönderilmesinden önce borçlu tarafından ticaret sicil memurluğuna, tebliğ merciine ya da alacaklıya adres değişikliğine dair bir bildirim de yapılmadığı anlaşılmakla, Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca borçlunun ticaret sicili memurluğunda kayıtlı adresinde yapılan tebliğ işlemi usulüne uygun ise de, sanığın üzerine atılı ticareti terk suçunun özelliği dikkate alındığında, duruşma davetiyesinin usulüne uygun olarak tebliğ edildiğini kabul etmek doğru olmayacaktır. Ticareti terk ettiği ileri sürülen adrese Tebligat Kanununun 35. maddesine göre de olsa duruşma davetiyesinin tebliği geçersizdir. Zira, sanık zaten o adreste değildir.
Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun benzer bir olay nedeniyle verdiği 18.3.2008 tarih ve 2008/7-56 sayılı kararındaki “Anayasa’nın 36. maddesine göre; “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile “adil yargılanma hakkı”na sahiptir. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin,” adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinin b ve c bentlerinde ise; “Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir: a)……. b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali olanaklardan yoksunsa ve adaletin selameti gerektiriyorsa mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek…” şeklindeki düzenlemelerden çıkarılması gereken sonuç; savunma hakkının, temel insan hakları arasında yer alan hak arama hürriyetinin bir gereği olduğudur. Bu durum tebligat hukuku ile değil, münhasıran vazgeçilemez ve göz ardı edilemez nitelikteki savunma hakkı ve daha geniş manada da adil yargılanma hakkı ile ilgilidir. Bu nedenle çözümün tebligata ilişkin hükümler yerine, savunma hakkına ilişkin düzenlemelerde aranması yerinde olacaktır.” şeklindeki değerlendirme de göz önünde
bulundurularak somut olaya dönüldüğünde; ticareti terk etmek suçundan dolayı yapılan yargılamada duruşma davetiyesinin sanığın terk ettiği bildirilen adresine Tebligat Kanununun 35. maddesine göre yapılan tebligatın usulüne uygun olduğundan da söz edilemez. Zira terk edilen adrese bu şekilde yapılan tebligatın zaten sanığın eline geçmeyeceği şikayetçi ve hatta mahkeme tarafından da öngörülmektedir. Anayasa’nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkı gözönünde bulundurularak, ticareti terk suçlarında duruşma davetiyesinin ya da mahkeme kararının terk ettiği ileri sürülen adresine Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre yapılan tebligat geçersiz olup, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur. Hal böyle olunca borçlu şirket yetkilisi olan sanığa Tebligat Kanununda 11/01/2011 tarih ve 6099 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler de dikkate alınmak suretiyle yeniden usulüne uygun olarak duruşma davetiyesinin tebliğini (Tebligat Kanununun 35. maddesi dışında) müteakip yargılamaya devam edilmesi gerekirken, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine karar verilmesi,
2- Kabule göre de; Ticareti terk hükümlerine muhalefet etmek suçu, “özelliği itibariyle bir defa işlenebilen bir suç olup, temyiz incelemesi nedeniyle öğrenilen, suçu ve sanığı aynı, fakat müştekisi farklı olan Antalya 5. İcra Ceza Mahkemesinin 2009/1647 esas sayılı dosyasının bu dosya ile birleştirilmesi sağlanarak, tek bir fiille birden fazla kişiye karşı işlenen suçlarda (aynı nev’iden fikri içtima) TCK’nun 43. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tek suç olup olmadığı ve buna bağlı olarak aynı maddenin birinci fıkrasına göre cezanın artırılmasının gerekip gerekmediğinin tartışılmaması isabetsiz olup, temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmekle hükmün kısmen istem gibi BOZULMASINA, hükmü temyiz etmeyen diğer sanıkların, ticareti terk ettiği ileri sürülen borçlu şirketin yetkilileri olmaları ve sanıkların fiilinde bağlantı bulunması nedeniyle CMK’nun 306. maddesi uyarınca bozma kararının hükmü temyiz etmeyen diğer sanıklara da sirayet ettirilmesine, 02.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.