Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2012/5691 E. 2012/6941 K. 24.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5691
KARAR NO : 2012/6941
KARAR TARİHİ : 24.09.2012

MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO

Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında Güneşli Merkez Mahallesi çalışma alanında kalan 323 ada 16 parsel sayılı 122,96 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı …, …, …, … mirasçıları … ve diğerleri adına eşit paylar altında tespit edilmiştir. Davacı Hazine, dava konusu parselin kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı ve özel mülkiyete konu edilemeyeceği iddiası ile dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne ve çekişme konusu 323 ada 16 sayılı parselin 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16/c maddesi uyarınca tescil dışı bırakılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın derenin etkisi altında ve taşkın alanı kapsamında kaldığı, bu nedenle devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup zilyetlikle kazanılmasının mümkün bulunmadığı belirtilerek; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16/C maddesi gereğince tespit dışı bırakılmasına karar verilmiş ise de yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar vermeye yeterli bulunmamaktadır. Hazine, dava konusu taşınmazın adına tescili istemi ile dava açmıştır. Dairemize aynı mahkemeden intikal eden aynı adadaki benzer nitelikteki dosyalarda Mahkemece yapılan her iki keşifte alınan bilirkişi raporları kısmen de olsa birbirleri ile çelişmektedir. Başka bir ifade ile, yapılan iki keşif sonucu alınan jeolog bilirkişi raporlarında farklı kıyı kenar çizgisi tespit edilmiş olup, raporlar arasındaki çelişki giderilmemiş, kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı kabul edilen “taşkın alan düzlüğünün” fiili ve hukuki durumu tartışılmamış ve değerlendirilmemiştir. 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 4. maddesinde bazı tanımlamalar yapılmış olup bu tanımlamalara göre “Kıyı çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgiyi, Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını, Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı, Dar Kıyı: Kıyı kenar çizgisinin, kıyı çizgisi ile çakışmasını” kastetmektedir. Sözü edilen kanunda taşkın düzlüğü şeklinde bir tanımlamaya rastlanmadığı gibi dosya içerisinde mevcut Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünün cevabi yazısında da Kızlar Çayının 3621 sayılı Kıyı
Kanunu kapsamı dışında kaldığı ve kıyı kenar çizgisi tespiti bulunmadığı belirtilmektedir. Hal böyle olunca uyuşmazlık aktif dere yatağının tam olarak belirlenmesi ve taşınmazın aktif dere yatağı kapsamında kalıp kalmadığının tespit edilmesi ile çözümlenebilecektir. Buna göre mahkemece yapılması gereken iş, aralarında bu konuda uzman ziraat, harita mühendisi ve jeolog veya jeomorfologların bulunduğu yeni bir bilirkişi kurulu oluşturularak, dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin, memleket haritası, topografik haritalar getirtilip tüm kayıtların uygulanmasını sağlamak, gerektiğinde değişik kodlardan toprak örnekleri alınıp analizler yaptırmak, mevsimsel etkiler de göz önünde tutularak dere yatağının aktif olarak aktığı sınırları saptamak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Bu amaçla mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve jeolog veya jeomorfolog, harita mühendisi ve taşınmazın niteliğine göre ziraat mühendisi bilirkişi kurulu huzuruyla keşif yapılmalıdır. Keşif sırasında yerel bilirkişiden taşınmazın öncesinin ne olduğu, taşınmaz üzerindeki zilyetliğin başlangıcı, sürdürülüş biçimi, öncesinde tarla olarak kullanılıp kullanılmadığı, taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması halinde imar ve ihyaya konu edilip edilmediği, imar ve ihyaya konu edilmiş ise ihyanın hangi tarihte başlayıp ne zaman bitirildiği etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, jeolog ve jeomorfolog bilirkişiden taşınmazın aktif dere yatağı kapsamında kalıp kalmadığı yönünde ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, zirai bilirkişiden taşınmazın toprak yapısı, bitki örtüsü, kullanım durumu ve niteliği ile ilgili olarak ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, taşınmazın niteliği kesin olarak belirlenmeli, aktif dere yatağında kalan yerlerin özel mülkiyete konu olmayacağı göz önünde bulundurulmalı, bunun dışında taşınmaz arızi olarak taşkına maruz kalan yerlerden ise ekonomik amaca uygun kullanım olup olmadığı belirlenmeli, ayrıca Hazinenin aynı iddia ile birbirine bitişik parseller hakkına açtığı davaların uygulamada birliğin sağlanabilmesi açısından hukuki irtibat nedeniyle birleştirilme hususu düşünülmeli, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece bu yönler göz ardı edilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, sonradan yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanun’un 16. maddesi gereğince davalı aleyhine yargılama gideri ve harç yükletilmesi de isabetsiz olup, davalının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 24.09.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.