YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7587
KARAR NO : 2012/8358
KARAR TARİHİ : 30.10.2012
MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KADASTRO
KANUN YOLU : TEMYİZ
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz edenlerden Hazine vekili Avukat Hatice Sarılkan geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Gelenin yüzüne karşı duruşmaya başlandı. Sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında … Köyü 157 ada 1 parsel sayılı 830.05 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Davacı … tarafından davalı Hazine ve Köy Tüzel Kişiliği aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tescil davası … ve müşterekleri tarafından açılan elatmanın önlenmesi davası ile birleştirildikten sonra davaya konu olan parsel hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Kadastro Mahkemesinde çekişmeli parsel tutanağı ile dava dosyası birleştirilerek yapılan yargılama sonunda çekişmeli taşınmazın uzman bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen bölümünün tescil harici bırakılmasına, (A) harfi ile gösterilen bölümü dışında kalan bölümünün davacı … adına tesciline (çekişmeli taşınmazın 2. derece doğal sit alanında kaldığı ile çekişmeli taşınmaz üzerindeki binanın …’e ait olduğunun beyanlar hanesinde gösterilmesine) karar verilmiş; hüküm, Hazine vekili, davacı … ve diğerleri vekili ile davacılar … ve diğerleri vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Çekişmeli taşınmaz, kadastro tespiti sırasında Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek malik hanesi açık bırakılarak tespit edilmiştir. Davacı … tarafından açılan tescil davası ile … ve diğerleri tarafından açılan elatmanın önlenmesi davası birleştirildikten sonra kadastro mahkemesine aktarılmıştır. Davacılar … ve diğerleri tarafından Mart 1290 tarih 9/18 defter varak sayılı … mevkiindeki 4000 dönüm yüzölçümlü çiftlik hakkında oluşturulan tarafları; “Mezar Gediği” ve “Kırvasil Beli” ve “Dikilitaş” ve “Löngöz Çiftliği” sınırlı; Mart 1290 tarih 9/19 defter varak sayılı, Öküz (Löngöz) Çiftliği mevkiindeki 3000 dönüm yüzölçümlü çiftlik hakkında oluşturulan, tarafları; “Mezar Gediği” ve “İnbükü” ve “Dikilitaş” ve “Gülenya beli” ve “Löngöz çiftliği” sınırlı; Mart 1290 tarih 9/20 defter varak sayılı, Gelibolu-Söğüt Çiftliği mevkili 7000 dönüm yüzölçümlü çiftlik hakkında oluşturulan, tarafları “Kocaalan ve Balandağı”, “Taşbük” ve “Löngöz”, “Gökbel”, “Karadağ” ve “Mezar Gediği” ve “Çilecik Gediği” sınırlı tapu kayıtları ile bu kayıtlardan gelme Ağustos 1326 tarih 2, 3 ve 4 nolu ve Şubat 1962 tarih 1, 2 ve 3 nolu tapu kayıtlarına dayanılarak taşınmazın tapu malikleri adına tapuya tescili talep ve dava edilmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davacı …’in ve bayilerinin çekişmeli taşınmazın kıyı kenar çizgisi dışında kalan bölümü üzerinde Medeni Kanun’un yürürlüğe girdiği 1926 yılından önce 10 yılı aşkın süre aralıksız, çekişmesiz ve malik sıfatıyla zilyetliğinin sürdüğü, malik sıfatıyla zilyetliğinin Medeni Kanun’un yürürlüğünden sonra ve kadastro tespitine kadar kesintisiz olarak devam ettiği, bu suretle Arazi Kanunnamesinin 20 ve 78. maddeleri gereğince tapu kaydının hukuki kıymetini kaybettiği kabul edilmek suretiyle çekişmeli taşınmazın mahkemece yöntemince saptanan kıyı kenar çizgisi dışında kalan bölümünün davacı … adına tapuya tesciline, kıyı kenar çizgisi içinde kalan bölümünün tescil harici bırakılmasına karar verilmiştir.
Yukarıda belirtildiği ve dosya kapsamından da anlaşılacağı üzere; davacılar … ve diğerleri tarih ve numarası yazılı tapu kayıtlarına dayanmışlar, davacı …’in arazi üzerindeki zilyetliğinin malik sıfatı ile değil, kiracılık ilişkisine dayalı olduğunu ileri sürmüşler, Medeni Kanun’un yürürlüğe girmesi ile Arazi Kanunnamesi yürürlükten kalktığı için, Arazi Kanunnamesinin 20. ve 78. maddeleri hükümlerinin davacı … yararına uygulanma imkanının bulunmadığını iddia etmişlerdir. Davacı … ve diğerlerinin bu iddialarına karşılık olarak davacı …; dayanılan tapu kayıtlarının çekişmeli taşınmazı kapsamadığını, Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/11 esas sayılı dosyasında yapılan kapsam belirlemesinin kendileri yönünden bağlayıcı olamayacağını, kayıt maliki ile diğer davacılar arasında akdi veya irsi bir ilişkinin kurulamaması sebebiyle davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, taşınmaz üzerindeki çok uzun süreli zilyetliğin kiracılık değil malik sıfatıyla sürdüğünü, tapu kaydı taşınmaza uysa dahi uzun süreli nizasız kullanma nedeniyle kaydın hukuki kıymetini kaybettiğini ileri sürmüştür. Bu iddia ve savunma çerçevesinde yerel mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulamanın yeterli olup olmadığı, delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülüp düşülmediği, varılan sonucun usul ve Yasa’ya uygun bulunup bulunmadığı konularında yargıya varmadan önce, tarafların iddia ve savunmaları ile ilgili olarak ileri sürdükleri yukarıda özetlenen tüm vakıa ve delillerin ayrı ayrı tahlillerinin yapılıp buna göre bir sonuca ulaşılması uygun olacaktır. Şöyle ki;
1- Davacı … ve diğerlerinin kök kayıt malikinin mirasçısı olup olmadığı: Davacı …, kayıt maliki ile davacılar … ve diğerlerinin murisi … Hanım arasında irs ilişkisi olmadığını ileri sürmüşse de; bu davacıların … Hanım’ın mirasçısı oldukları hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Tereddüt davacı …’in iddia ettiği gibi … Hanım’ın tapu maliki …’nin kızı olup olmadığı konusundadır. Dosyada … Hanım’ın nüfus kaydı mevcut olup, bu kayıtta baba adı …’dir. Tapu kayıtlarında ise “… Kızı” olarak geçmektedir. Ancak davacılar tarafından ibraz edilen ve Osmanlı arşivleri ile şer’i sicil kayıtları üzerinde yapılan araştırmanın yer aldığı klasör içindeki belgeler arasında yer alan 1303 tarihli vekaletnamede; vekil eden olarak “…Mahallesi sakinlerinden … Efendi Zade … ağa İbn-i … Efendi adı geçmektedir. … ağanın … Hanım’ın kardeşi olduğu sabittir. Yine Şer’i sicil defterinde kayıtlı … ağaya ait bir dilekçede “… Efendi Zade … ağa İbn-i … Efendi, İbn-i Hacı …” ve “kız kardeşim … Hanım İbnetü … Efendi İbn-i Hacı …” yazılıdır. Yine aynı belgeler içerisinde yer alan Orman ve Maadin Nezaretinin Sadaret Makamına sunduğu 4 Nisan 1311 tarihli tezkerede “… Müteveffa … Efendi Kerimesi … Hanım’ın uhdei tasarrufunda bulunan … “… Nam Çiftliklerin” ifadeleri yer almaktadır. Bu ve benzeri kayıtlardan … ile …’nin aynı kişi ve … Hanım’ın Hacı (…) …’nin kızı olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla davacı …’in … Hanım’ın tapu maliki …’nin kızı olmadığı, dolayısıyla diğer davacıların tapu malikinin mirasçısı sıfatını taşımadıkları yönündeki itirazları dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
2- 1274 tarihli Arazi Kanunnamesi’nin tespit ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunup bulunmadığı ve şartları mevcut olduğu takdirde uygulanıp uygulanamayacağı: Medeni Kanun’un 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra Arazi Kanunnamesini’nin Medeni Kanun’a aykırı olmayan hükümlerinin yürürlükte bulunup bulunmadığı uzun süre tartışılmıştır. Bazı hukukçular Medeni Kanun’un taşınmaz mal mülkiyetini yeni baştan düzenlediğini, 864 sayılı Uygulama Kanunu’nun 43. maddesi ile Arazi Kanunnamesi’nin yürürlükten kaldırıldığının kabul edilmesi gerektiği savunmuşlarsa da; Tatbikatta Arazi Kanunnamesi’nin Medeni Kanun’a aykırı olmayan hükümlerinin yürürlükte bulunduğu kabul edilmiş, uygulamada istikrarlı olarak bu yönde sürdürülmüştür. Arazi Kanunnamesi’nin Medeni Kanun’a aykırı olmayan hükümlerinin yürürlükte olduğunu kabul eden hukukçular; 864 sayılı Uygulama Kanunu’nun 43. maddesinde “MECELLE” açıkça yürürlükten kaldırıldığı halde, Arazi Kanunnamesi’nin kaldırılan kanunlar arasında sayılmamasını, Medeni Kanun’un kabulünden sonra, ancak yürürlüğünden önce kabul edilen 2.5.1926 tarih 87 sayılı Kanunla Arazi Kanunnamesi’nin 68, 69, 70, 71, 74, 76, 84 ve 85.maddeleri yürürlükten kaldırıldığı halde diğer maddelerin yürürlükte olduğunun kabul edilmiş bulunduğunu, Yargıtay’ın 27.1.1943 tarih 5/7 ve 9.2.1944 tarih 4 numaralı İçtihadı Birleştirme Kararları ile 28 Şubat 1998 tarihinde yürürlüğe giren 4342 sayılı Mer’a Kanunu’nun 36. maddesi ile Arazi Kanunnamesi’nin 97, 98, 99, 100, 101, 102 ve 105. maddelerinin yürürlükten kaldırılmasını görüşlerine dayanak yapmışlardır. Yargıtay Yüksek… Hukuk Dairesi ile … Hukuk Dairesi de Arazi Kanunnamesi’nin Medeni Kanun’a aykırı düşmeyen hükümlerinin, bu arada Arazi Kanunnamesi’nin 20 ve 78. maddelerinin yürürlükte olduğunu kabul etmiş ve uygulamalarını bu yönde sürdürmüşlerdir. (Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22.11.1978 gün … sayılı ilamı ile …. Hukuk Dairesinin … tarih, … sayılı ilamlarında anılan yasa hükümlerinin yürürlükte olduğu açıkça vurgulanmıştır.) Bu durumda davaya konu parselin tespiti ve dava tarihi itibariyle, Medeni Kanuna aykırı düşmeyen Arazi Kanunnamesi hükümlerinin bu arada Arazi Kanunnamesi’nin 20 ve 78. maddelerinin yürürlükte bulunduğunun kabulü ile olayda anılan yasa hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediğinin araştırılıp tartışılması zorunludur. Mevcut uygulama karşısında davacı … ve diğerlerinin bu konudaki itirazları yerinde değildir.
3- Asliye Hukuk Mahkemesinin … Esas sayılı dosyasında yapılan tapu kaydı kapsamının belirlenmesi işleminin davacı …’i bağlayıp bağlamayacağı: Söz konusu dosyada davacı …’in taraf olmaması ve kapsam belirleme işleminin 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20. maddesinde yazılı ilkelere uyularak yapılmamış bulunması nedeniyle davacı …’i bağlamayacağı açıktır.
4- Dayanılan kayıtların kapsamının nasıl belirleneceği: Belirtildiği üzere davacı … ve diğerleri tapu kayıtlarına dayanmışlardır. Dayanılan kayıtlardaki hudutların arazinin tamamının etrafını kapatır şekilde çevrelememesi bazı hudutların nokta hudutlar olması, hudutların birbiri ile düz hatlarla birleştirilmesi suretiyle meydana gelen geometrik şekil içerisinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dağ, dere, orman, ırmak, tepe gibi yerlerin bulunması nedeniyle dayanılan kayıtlar hudutları ile değil miktarı ile geçerli olan tapu kayıtlarıdır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/B maddesinde yazılı “Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılır.” hükmü karşısında; arazinin ve sınırlarının yukarıda belirtilen özelliği nazara alındığında kayıtların sınırlarını sabit kabul edip buna göre hüküm kurmak mümkün bulunmamaktadır. Davacı … ve diğerlerinin anılan dosyada yapılan kapsam belirlemesinin doğru ve tarafları bağlayıcı olduğu yolundaki iddiası yasaya uygun bulunmamaktadır.
5- Taşınmaz üzerindeki davacı … ve bayilerinin zilyetliğinin niteliği: Davacı … ve diğerleri taşınmaz üzerindeki davacı …’in zilyetliğinin kiracılık ilişkisine dayalı olduğunu, malik sıfatıyla kullanmanın söz konusu olmadığını iddia etmişlerse de bu yönde inandırıcı delil ibraz edemedikleri gibi, davacı … ve bayilerinin arazi üzerindeki zilyetliklerinin kendilerine teb’an ve kiracılık ilişkisine dayalı olduğunu ispat da edememişlerdir.
6- Taşınmaz üzerindeki davacı …’in zilyetliğinin kaydın hukuki kıymetinin kaybı için yeterli olup olmadığı: Arazi başında dinlenen yerel bilirkişi ve zilyet tanıkları davacı …’in taşınmaz üzerinde zilyet olduğunu bildiklerini beyan etmişler ise de gerek bu dosyada, gerekse Dairemizin incelensinden geçen diğer bazı dosyalarda dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarından, çekişmeli taşınmazın da sınırları içinde bulunduğu … Köyü Kocakür mevkiindeki taşınmazların önce hali arazi nitelikli yerlerden iken 1960-1970 yılları arasında köylülerin bir araya gelmesi ile kullanılmaya başlandığı, az da olsa bu mevkiide eskiden beri kullanılan yerlerin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Medeni Kanun’a aykırı düşmeyen 20. ve 78. maddelerinin yürürlükte bulunduğunun kabul edilen Arazi Kanunnamesinin olayda uygulanabilmesi ve Medeni Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceki on yıldan itibaren taşınmaza zilyet olunduğunun kabul edilebilmesi için, öncelikle taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin tartışmasız şekilde saptanması gerekir. Mahkemece bu yönden yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli bulunmamaktadır.
7- Tapu kayıtlarının kapsamının belirlenmesine gerek olup olmadığı: Yukarıda da belirtildiği üzere tapu kayıtlarının uygulanması ve kapsamlarının belirlenmesi yeterli ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Ayrıca, taşınmaz üzerinde davacı …’ ve bayilerinin zilyetliğinin diğer davacıların dayanağını oluşturan tapu kayıtlarının hukuki kıymetini kaybettirecek nitelikte bulunup bulunmadığı hususunda yapılan araştırma ve inceleme de kabule yeterli bulunmamaktadır. Bu durumda tapu kaydı kapsamının 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20. maddesinde belirtilen ilkeler doğrultusunda tespit edilmesi ile yöntemince zilyetlik araştırması yapıldıktan sonra bir değerlendirme yapılması zorunludur. Davacı …’in çekişmeli taşınmaz üzerinde zilyetliği kanıtlanmış olmadıkça tapu kayıtlarının hukuki kıymetini kaybettiği kabul edilemeyeceğinden tapu kaydının mahalline doğru şekilde uygulanıp kapsamının belirlenmesi gerekir. Dosyanın arzettiği özelliğe göre bu işlemler yapılmadan karar verilmesi doğru değildir. Eksik ve yetersiz soruşturmaya dayanılarak karar verilemez. Mahkeme kararında belirtildiği ve Dairemize gelen dosyalardan da anlaşıldığı üzere davacılar tarafından aynı tapu kaydına dayanılarak Çamlı, İçmeler, Karaca ve … Köylerinde tespit gören çok sayıda parsele itiraz edilip dava açılmıştır.
Dayanılan tapu kayıtlarının kapsamlarının sağlıklı olarak saptanması, yargılamanın kısa zamanda en az masrafla ve en doğru şekilde sonuçlandırılması ve bir parsel için verilecek kararın diğerini etkiler durumda bulunması nedeniyle bu davaların en azından köy (veya tapu kayıtlarında yazılı çiftlik) bazında birleştirilerek yürütülmesi zorunludur. Mahkemece bu zorunluluğa riayet edilmeden yargılamanın ayrı ayrı yürütülüp sonuçlandırılmaya çalışılması doğru değildir. Yukarda da belirtildiği üzere dayanılan kayıtlardaki hudutların arazinin tamamının etrafını çevrelememesi bazı hudutların nokta hudutları olması, hudutların birbirini düz hatlarla birleştirilmesiyle meydana gelen geometrik şekil içerisinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan arazi bölümlerinin bulunması nedeniyle tapu kayıtları gayri sabit hudutludur. Bir diğer ifadeyle bu kayıtlar hudutlarıyla değil miktarıyla geçerli tapu kayıtlarıdır. Bu itibarla tapu kayıtlarının kapsamı belirlenirken yukarda belirtilen ilkenin gözden uzak tutulmaması gerekir. Hal böyle olunca doğru ve sağlıklı sonuca varılabilmesi için mahkemece öncelikle yapılması gereken iş aynı çalışma alanında (veya çiftlik hudutları içerisinde) yer alan taşınmazlarla ilgili dava dosyaları birleştirilmeli, aynı tapu kayıtlarına dayanılarak tapu malikleri veya onların halefleri adına tescil edilen, bedeli davacılara ödenmek suretiyle kamulaştırılan veya herhangi bir nedenle bu kayıtların kapsamında kaldığı kabul edilip tescil edilen tüm taşınmazların onaylı tutanak suretleri getirtilip dosyaya konulduktan sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen ve davada menfaati bulunmayan şahıslar arasında seçilecek yerel bilirkişilerle, taraf tanıkları ve teknik bilirkişiler huzuruyla keşif icra edilmelidir. Keşif sırasında tapu kayıtlarının miktarıyla geçerli olduğu ve davalı tarafın yokluğunda 1996/11 Esas sayılı dosya üzerinden yapılan kapsam tayininin bağlayıcı olmayacağı nazara alınarak tapu kayıtları ihdasından itibaren tüm tedavülleriyle okunup kayıtta yazılı hudutlar mahalli bilirkişilere zeminde tek tek göstertilmeli, bilirkişilerce gösterilemeyen hudutların tespiti için taraflara tanık dinletme imkanı sağlanmalı, bilirkişi ve tanıklarca gösterilen hudutlar teknik bilirkişilere haritasında işaret ettirilmeli, kayıtların hudutlarının taşıdığı özellikler ve intikallerdeki değişiklikler konusunda yerel bilirkişi ve tanıklardan bilgi alınmalı, dinlenecek yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından taşınmazın niteliği, intikali ve tasarrufu sorulup saptanmalı, tespite aykırı sonuca varıldığı takdirde tespit bilirkişileri tanık sıfatıyla dinlenilip aykırılığın giderilmesine çalışılmalı, teknik bilirkişilere tapu kayıtlarının miktarlarıyla geçerli olduğu nazara alınarak sabit hudutlardan başlamak üzere her tapu kaydının miktarı kadar araziyi gösterir keşfi takibe imkan verir kroki düzenlettirilmeli, tapu kayıtların sabit hudutlardan başlamak üzere miktarı kadar yer ayırırken davacılar adına tespit edilip kesinleşen taşınmazlarla kamulaştırılan arazi bölümleri dikkate alınmalı, dayanılan tapu kayıtlarının miktar itibariyle davaya konu parseli kapsayıp kapsamadığı ile davacı … ve bayilerinin çekişmeli taşınmaz üzerinde hangi tarihten beri ve ne sıfatla zilyet oldukları, komşu taşınmazlar 1960-1970 yılları arasında köylüler tarafından hali arazi niteliğindeki yerlerden açılıp kullanılmaya başlanmış iken bu taşınmazın daha eski bir tarihten itibaren kullanılıp kullanılmadığı maddi olaylara dayalı olarak ve kesin olarak belirlendikten sonra karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, Yargıtay duruşması için belirlenen 900.00 TL. vekalet ücretinin aleyhine temyiz olunan taraftan alınarak kendisini vekil ile temsil ettiren davalı Hazineye verilmesine, 30.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.