Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2013/11042 E. 2013/11900 K. 05.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/11042
KARAR NO : 2013/11900
KARAR TARİHİ : 05.12.2013

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : KULLANIM KADASTROSU

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
… Köyünde 1996 tarihinde yapılan arazi kadastrosu sırasında 136 ada 42 parsel sayılı taşınmaz 6831 sayılı Yasa uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı, beyanlar hanesine 1974 yılından beri … oğlu …’in kullanımında olduğu şerhi verilerek Hazine adına tarla niteliği ile tespit ve tescil edilmiştir. 6831 sayılı Yasa’nın 2/B maddesi kapsamında kalması nedeniyle 02.03.2010 tarihinde güncellemesi yapılmış, Orman Kadastro Komisyonu tarafından taşınmaz içinde orman olan yerlerin ifrazı sonucunda 136 ada 63, 64, 65 ve 66 sayılı parseller oluşmuş, 136 ada 64, 65, 66 sayılı parseller orman niteliği ile Hazine adına 136 ada 63 sayılı parsel 6.358,55 metrekare yüzölçümlü olarak tarla niteliği ile ilk ve son kullanıcısının … oğlu … olduğu belirtilmek suretiyle Hazine adına 22.11.2010 tarihinde tescil edilmiştir. Davacı …, 136 ada 63 sayılı parseli, adına kayıtlı olan 136 ada 18 sayılı parsel ile birlikte 2004 yılında satın aldığı ve kullanıcısı olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece; davaya konu taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde “taşınmazın 38 yıldır … oğlu …’in kullanımında olduğuna dair şerh bulunduğu ve davacının resmi yazılı belge niteliğindeki bu şerhin aksini yani çekişmeli taşınmazı 20.05.2004 tarihinde satın aldığına ve kullandığına dair iddiasını resmi yazılı bir belge ile ispatlaması gerektiği kabul edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiş ise de değerlendirme dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Davacı zilyetlik iddiasına dayanmıştır. TMK’nın 973. maddesinde, zilyetlik, “…Birşey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir…” şeklinde tanımlanmıştır. Zilyetlik eşya ile şahıs arasında eylemli (fiili) bir bağ, ilişki olduğuna göre zilyetlik olgusunun her türlü delil ile kanıtlanması mümkündür. Doğru sonuca ulaşılabilmesi için fen bilirkişisi, mahalli bilirkişi ve davacı tanıkları ile taşınmaz başında keşif yapılmalı, davacı tarafın tanıkları yöntemine uygun şekilde dinlenilmeli, taşınmaz üzerinde taraflardan hangisinin ne şekilde zilyetliğinin bulunduğu sorulmalı, beyanlar arasında çelişki oluştuğu takdirde yöntemince, gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle bir hüküm tesis edilmelidir. Belirtilen yön göz ardı edilerek yazılı olduğu şekilde hüküm tesis edilmesi isabetsiz olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene iadesine, 05.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.