Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2013/12407 E. 2013/12058 K. 06.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/12407
KARAR NO : 2013/12058
KARAR TARİHİ : 06.12.2013

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı Hazine vekili; … Köyü 1099 (127) nolu kök kadastro parselinin, davalı … Belediyesinin 37 nolu düzenleme bölgesinde yaptığı imar uygulaması kapsamında kaldığını ve daha sonra da davalı … Büyükşehir Belediyesi tarafından imar düzenlemesine tabi tutularak çok sayıda imar parselinin oluşturulduğunu; anılan imar uygulamalarından önce Hazine adına kayıtlı 1099 sayılı kök parselin kadastro sınırları içerisine de şuyulandırmalar sonucunda … Köyü 5498 ada 7 ve 8 sayılı imar parsellerinin meydana getirildiğini, ancak gerek … Belediyesince yapılan 37 nolu imar düzenlemesinin ve gerekse aynı bölgede … Büyükşehir Belediyesince yapılan imar uygulamasının idari yargı yerinde iptal edildiklerini ileri sürerek; 1099 sayılı parsele geri dönüşümü teminen tapu iptali ve Hazine adına tescil istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda “davacının davasının kabulü ile tüm davalılar yönünden … İli … İlçesi … Köyünde kayıtlı evveliyatı Hazineye ait 1099 (127) kadastro parseli nolu 1021 m2 yüzölçümlü taşınmazın her ne kadar imar uygulaması ile … Köyü 5498 ada, 7 ve 8 nolu parselleri almış ise de; bilirkişilerin 18.11.2009 tarihli raporuna göre imar öncesi kadastral hak durumuna dönülerek … Köyü 1099 (127) kadastro parselinin ihyasına” karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili ile davalı … Mamülleri Satış ve Araştırma A.Ş. vekili ve dahili davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastral parselin ihyası suretiyle tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazın öncesinde tespit dışı alandan ihdasen Hazine adına tescil edildiği, bilahare … Belediyesince başka birçok parselle birlikte 37 nolu düzenleme bölgesinde imar uygulamasına tabi tutulduğu, bu imar uygulamasının idari yargı yerinde iptal edilmesi üzerine davalı … Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan imar düzenlemesinin de idari yargı yerinde iptal edildiği, çekişme konusu taşınmazın bulunduğu yerin yargılama sırasında yeni kurulan … Belediyesi sınırları içinde kalması üzerine anılan Belediyenin davaya dahil edildiği anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki; davada tapu kayıt maliklerinin (veya mirasçılarının) tamamının yer aldıklarından söz edilemez. Davalılardan …’a çıkan dava dilekçesini içerir ve duruşma gününü bildirir tebligat, “ölü” olduğundan bahisle iade olmasına rağmen nüfus kaydı getirtilmeyip, ilanen tebliğ yapılmıştır. Yine davalılardan …nın adresi Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından bildirilmesine rağmen bu adrese tebligat çıkartılmaksızın ve yine adı geçen davalı ile diğer davalılardan …’nın nüfus kayıtları getirtilerek yerleşim yeri adresleri tespit edilmeksizin … ve …’ye de ilanen tebliğ yapıldığı görülmektedir. Bilindiği üzere, taraf teşkili dava koşullarından olup, bu koşul sağlanmadan davanın esasına girilerek sonuçlandırılması usulen mümkün değildir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin, hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Yasa’nın 27. maddesi (HUMK’nın 73. maddesi) uluslararası sözleşmeler ve Anayasanın 36. maddesiyle en temel yargısal hak olarak kabul edilen hukuki dinlenilme hakkı gözetilerek, mahkeme, tarafları dinlemeden, onların iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür. Öte yandan, tebligatın nasıl ve kimlere yapılacağı adres araştırması ve tespitin yöntemi 7201 sayılı Tebligat Kanununda gösterilmiş, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 48 ve devamı maddelerinde de adres bilgilerinin tutulması, güncellenmesi ve kullanılması ile ilgili hükümler öngörülmüştür. Öncelikle, yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına girilmesi, deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması asıldır. Değinilen işlemler nedeniyle tebligat bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usuli işlemdir. Tebliğ ile ilgili, Tebligat Kanunu ve Tüzük hükümleri şeklidir. Bu nedenle, tebligata ilişkin yasal hükümlerin gözden uzak tutulmaması ve uygulanması zorunludur. Kural olarak “tebligat” tebligat yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır. 6099 sayılı Yasa’nın 3. maddesiyle eklenen 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/2. maddesinde “bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri bilinen en son adres olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır” aynı yasanın 5. maddesiyle eklenen Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesinde ‘”gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” Muhataba tebligat yapılamamışsa, tebliğ memuru bulabileceği adresleri araştırır, bulamazsa durumu muhtara onaylatmak suretiyle saptar, tebliği çıkaran kuruluşa bildirir. İlgili kuruluş kişinin adresini resmi veya özel kurum ve dairelerden gerekli gördüklerinden araştırır. Buna rağmen, adres tespit edilemezse adres meçhul sayılarak ilanen tebligat kararı verilebilir. (Teb.K 28. md ) özetlenen ilkeler, yasal ve yargısal uygulamalarla benimsenmiş öğretide de bu yönde görüşler ifade edilmiştir. O halde, yukarıda belirtilen işlemler yapılmaksızın ve ilkeler göz ardı edilerek sonuca gidilmiş olmasının doğru olduğu kabul edilemez. Esasen, taraf teşkilinin sağlanması Anayasa’nın 90/son maddesi delaletiyle AİHS’nin 6. maddesi hükmü uyarınca adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Bu durumda; yukarıda belirtilen davalıların eldeki davada savunma haklarını kullanamadıkları ortadadır. Hal böyle olunca; davalı …’ın nüfus kaydı getirtilerek ölü mü sağ mı olduğunun tespiti ile ölmüş olması halinde, ölüm tarihi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri gözetilerek, mirasçıların davaya dahil edilerek davadan ve duruşma gününden usulüne uygun şekilde haberdar edilmeleri veya mirasçılar hakkında ayrı dava açılması olanağı sağlanarak eldeki davayla birleştirilmesi; diğer ilanen tebliğ yapılan davalılar bakımından ise, yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda adres araştırmaları yapılarak, adreslerinin bulunamaması halinde ilanen tebliğ yoluna gidilmesi gerektiğinin bilinmesi, taraf teşkili sağlandıktan sonra yanların gösterecekleri kanıtların toplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlanmaksızın işin esası bakımından yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Öte yandan; davada iptal edilen idari işlemleri yapan … Belediyesi ile … Büyükşehir Belediyesi’ne husumet yöneltilmemiştir. Bilindiği üzere; bir hakiki ya da hükmi şahsa dahili dava yoluyla taraf sıfatı verilmesine ve hakkında hüküm kurulmasına olanak yoktur. Öyleyse, idari işlemi yapan Belediyeler ve bunlardan … Belediyesi’nin halefi olan … Belediyesi hakkında usulüne uygun dava açılmadığı gözetilmeksizin, davalı tarafta yer almayan … Belediyesi’nin halefi sıfatıyla … Belediyesi’nin davaya dahil edilerek harç, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin adı geçen Belediyeye yüklenmiş olması doğru değildir. Yine kabule göre; çekişmeli imar parsellerinin 1099 sayılı ihdas parseli sınırları içerisinde kalan kısımlarının iptali ile kadastral parselin ihyası ve Hazine adına tescile hükmedilmesi gerekirken, iptal ve tescil yönünde hüküm kurulmamış olması ve ayrıca taraflar arasında mülkiyet ihtilafı bulunmayıp, davadaki istek kamusal tasarruftan kaynaklanan sicil kaydının düzeltilmesine ilişkin bulunduğuna göre, hüküm altına alınması gereken karar ilam harcı ile vekalet ücretinin maktu olması gerektiğinin düşünülmemesi de isabetsizdir. Temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle, hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edenlere iadesine, 06.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.