Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2013/12968 E. 2013/13158 K. 20.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/12968
KARAR NO : 2013/13158
KARAR TARİHİ : 20.12.2013

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sonucu Adalıihsaniye Köyü çalışma alanında bulunan 101 ada 17 parsel sayılı 28.817.95 ve Karamüezzinler Köyü çalışma alanında bulunan 3478 parsel sayılı 24.720.00 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, beyanlar hanelerine “6831 sayılı Yasa’nın 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı ve … oğlu …’un kullanımında olduğu” şerhi verilerek tarla niteliği ile davalı … adına tespit ve 2000 yılında tescil edilmiştir. Davacılardan … ve …, taşınmazların babaları … tarafından kendilerine ve bir kısım davalıların babası olan …’a satıldığını, daha sonra …’un 3478 parseldeki payını davacı …’a, 101 ada 17 parseldeki payını ise diğer davacı …’ye sattığını, bu satışla birlikte taşınmazların uzun yıllardır kendilerinin kullanımında olduğu iddiasına dayanarak tapu kayıtlarının beyanlar hanesine adlarına kullanıcı şerhi verilmesi istemiyle 09.11.2011 tarihinde dava açmışlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın, 3402 sayılı Yasa’nın 12/3. maddesinde yazılı 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazlar, 2009 yılında yapılan kadastro çalışmalarının kesinleşmesi ile 2000 yılında tapuya tecil edilmişlerdir. Mahkemece, davanın kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren 3402 sayılı Yasa’nın 12/3. maddesinde yazılı 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına ve yasal düzenlemelere uygun düşmemektedir. 3402 sayılı Yasa’nın 12/3. maddesinde yazılı 10 yıllık hak düşürücü süre, “kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak açılan davalar” hakkında öngörülmüş bir süredir. Çekişmeli taşınmazların kadastro tutanaklarının kesinleşme tarihi ile dava tarihi arasında 10 yılı aşkın süre geçmiş ise de somut olayda dava, kadastro öncesi nedenlere dayanılarak açılmış bir dava değildir. 5831 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na eklenen Ek 4. maddesinin uygulanması amacıyla Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılan 1686 numaralı ve 2009/15 sayılı genelge, daha önce kadastrosu yapılan yerlerde yapılacak güncelleme çalışmalarını düzenlemektedir. Bu genelgenin A-1.6 maddesinde, kadastro paftalarında teknik hata bulunduğunun tespit edilmesi halinde güncelleme çalışması sırasında teknik mevzuata uygun hale getirileceği bildirildiği gibi, “Fiili kullanım durumuna göre tescili yapılmış 2/B alanlarında ifraz ve tevhit haritalarının yapımında kullanıcılarının ve muhdesatlarının tespitinde izlenecek yöntem” başlığı altında yer alan 8. bendinde ise, 2/B parsellerinin kullanıcı ve muhdesat sahiplerinin zilyetliklerini veya muhdesatlarını üçüncü kişilere devretmeleri halinde, yeni duruma uygun kullanıcı ve muhdesat belirlemesi yapılacağı da düzenlenmiştir. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden, yörede 2009 yılında anılan genelge uyarınca güncelleme çalışması yapıldığı ve sonuçlarının güncelleme listesi ile açıklandığı, güncelleme çalışmaları sırasında çekişmeli taşınmazların kullanıcı şerhlerinde değişiklik yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davacılar, çekişmeli taşınmazlarıdaki kullanım haklarını tapuda lehine kullanıcı şerhi yazılı bulunan …’dan devraldıklarını iddia etmekte olup davaları, kadastro öncesi nedenlere ilişkin değil, yapılan güncelleme çalışmalarına yöneliktir. Bu nedenlerle, mahkemenin 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş bulunduğuna ilişkin kabulünde isabet bulunmamaktadır. Hal böyle olunca; mahkemece güncelleme çalışmalarına karşı açıldığı anlaşılan davada, iddia ve savunmalar doğrultusunda araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edenlere iadesine, 20.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.