Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2016/13716 E. 2020/3112 K. 17.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/13716
KARAR NO : 2020/3112
KARAR TARİHİ : 17.09.2020

MAHKEMESİ : … SULH HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sonucu, … İlçesi … Köyü çalışma alanında bulunan 117 ada 3 parsel sayılı 2.715,81 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı ve zilyetlik nedeniyle … adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı … ve arkadaşları, çekişmeli taşınmazın müşterek muristen intikal ettiği ve taksim edilmediği iddiasına dayanarak, tapu iptali ve miras hisseleri oranında adlarına tescili istemiyle dava açmışlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, 12.07.2012 tarihli bilirkişi raporunda mavi renkte gösterilen 2.715,82 metrekare yüzölçümlü 117 ada 3 parsel sayılı taşınmazın davalı … adına olan tapusunun iptali ile … mirasçıları adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili, davalı …, … (…), … ve davalı … (…) tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Dava, 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden önce açılmış olup, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK’a göre mahkemelerin görevi, dava olunan şeyin, davanın açıldığı gündeki değeri esas alınmak suretiyle belirlenmektedir. Dava tarihi olan 25.07.2007’de Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görev sınırı 5910 TL olup bu miktarın üzerindeki uyuşmazlıklarda Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Mahkemelerin görevleriyle ilgili kurallar, dava şartı olup kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, Mahkemece dava dilekçesinde gösterilen dava değeri ile bağlı kalınmaksızın, gerçek dava değerine göre görevli olup olmadığı yargılamanın her aşamasında re’sen göz önünde bulundurulmalıdır. Somut olayda, dava konusu 117 ada 3 parsel sayılı taşınmaz her ne kadar tarla vasfıyla tespit ve tescil edilmiş ise de, Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporundan, taşınmazın arsa vasfında olduğu ve üzerinde kadastro tespitinden önce yapılan ev ve ahırla, tespitten sonra yapılan bir ev bulunduğu anlaşılmaktadır. Keşfe katılan inşaat bilirkişi raporunda taşınmazın değeri dava tarihine göre değil, keşif tarihine göre belirlendiğinden denetime elverişli değildir.
Hal böyle olunca; Mahkemece öncelikle davacı tarafa, dava konusu taşınmaz üzerinde kadastro tespitinden önce yapıldığı anlaşılan ev ve ahırın da dava konusu olup olmadığı açıklattırılmalı, bundan sonra inşaat bilirkişisinden, dava konusu 117 ada 3 parselin zemin değeri ile dava konusu olduğunun açıklanması halinde kadastro tespitinden önce yapıldığı anlaşılan ev ve ahırın değerini dava tarihi itibariyle belirlemesi istenilmeli, bundan sonra, davanın, davacıların miras payına yönelik olduğu da göz önünde bulundurularak, davacıların miras payına göre dava değeri belirlenmek suretiyle, davada mahkemenin görevli olup olmadığı tespit edilmeli, mahkemenin görevli olduğunun anlaşılması halinde işin esasına girilmeli; Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğunun anlaşılması halinde ise görevsizlik kararı verilmelidir. Mahkemece, bu husus gözetilmeksizin, davaya bakmakla görevli olup olmadığı değerlendirilmeden işin esasına girilerek hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.09.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.