Yargıtay Kararı 17. Ceza Dairesi 2015/28375 E. 2017/13856 K. 14.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/28375
KARAR NO : 2017/13856
KARAR TARİHİ : 14.11.2017

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Hırsızlık, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması
HÜKÜM : Mahkumiyet

Yerel mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Sanık …’nin eyleminin TCK’nın 142/2-b maddesine uyduğu kabul olunduktan sonra hüküm fıkrasındaki sevk maddesinin TCK’nın 142/2-h olarak gösterilmesinin sehven yapıldığı gerekçeli karar içerisinde belirtildiğinden tebliğnamede bu konuda bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre; suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1)Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 10/09/2013 tarih, 2010/3170 Esas ve 2013/17023 Karar sayılı kararında, hırsızlık suçuna ilişkin bozma nedeninin, suçun nitelendirilmesine ilişkin olmayıp, bozma kararında belirtilen gerekçelerle, eylemin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı hususunun araştırılmasına ilişkin olduğu gözetilmeden ve bu hususta bir araştırma ve gerek görüldüğü taktirde mahallinde keşif yapılıp, sanığın hırsızlık eylemini gerçekleştirdiği yer ile yakalandığı yer arasındaki mesafe, sanığın suça konu parayı hakimiyet alanına geçirip geçirmediği araştırılmadan, bozma kararına eylemli olarak uyulmaması;
2)Etkin pişmanlığa ilişkin uygulama yapılırken, TCK’nın 168. maddesinin hangi fıkrasına göre hüküm kurulduğunun belirtilmemesi, ayrıca oluş ve kabule göre uygulanması gereken TCK’nın 168/1. maddesindeki indirim oranının 2/3 olduğu gözetilmeksizin, sanık …’nin cezasında 1/5 oranında indirim yapılarak hırszılık suçundan fazla ceza tayini;
3)Sanık … hakkında 10.10.2007 tarihli kararda hırsızlık suçundan sonuç olarak 2 yıl 4 ay hapis cezası verildiği, kararın sanıklar müdafii ile lehe getirdiği anlaşılan Cumhuriyet savcısının temyizi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesi tarafından 10.09.2013 tarihinde bozma kararı verildiği, bunun üzerine verilen 26.02.2015 tarihli kararda sonuç olarak 4 yıl hapis cezası verildiği, aleyhe temyiz olmaması nedeniyle tayin edilen ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hak oluştuğu, bu nedenle kararın bozulmasından sonra verilen cezanın önceki hükümle tayin edilen cezadan ağır olamayacağı gözetilmeden önceki karardaki sonuç 2 yıl 4 ay hapis cezası yerine sonuç olarak 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi suretiyle 1412 sayılı CMUK’nun 326. maddesine aykırı davranılması,
4) 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 108. maddesinin (4), (5) ve (6) fıkraları da göz önünde bulundurularak, mahkûmiyet hükmünde, mükerrir olan sanık … hakkında 5237 sayılı TCK’nun 58/7. maddesi gereğince “mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına” karar verilmesi gerekirken, “TCK’nın 58. maddesinin uygulanmasına” karar verilmesi ile yetinilmesi;

5)Sanık … hakkında, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 10/09/2013 tarih, 2010/3170 Esas ve 2013/17023 karar sayılı kararında, sanığın kullandığı kimlik bilgilerinin gerçek bir kişiye ait olması halinde eyleminin TCK’nın 268/1. maddesi yollamasıyla, 267/1. maddesindeki iftira suçunu oluşturacağı vurgulandıktan sonra, vaki rücu nedeniyle sanık hakkında hükmolunacak cezadan aynı Yasanın 269. maddesi gereğince indirim yapılması gerektiği belirtildiği halde, sanığın rücu etmesi nedeniyle cezasından TCK’nun 269. maddesi gereğince indirim yapılmaması suretiyle fazla ceza tayini;
6)Sanık … hakkında 10.10.2007 tarihli kararda TCK’nın 206 maddesinden sonuç olarak 5 ay hapis cezası verildiği, sanıklar müdafii ve diğer sanık bakımından Cumhuriyet Savcısının lehe getirdiği anlaşılan temyiz talepleri üzeine, Yargıtay 6. Ceza Dairesi tarafından 10.09.2013 tarihli kararda suçun iftira suçunu oluşturup oluşturmayacağının anlaşılması bakımından bozma kararı verildiği ve 26.02.2015 tarihli kararda TCK’nın 268 yollamasıyla TCK’nın 267/1. madddesi gereğince sonuç cezanın 10 ay hapis cezası verildiği, aleyhe temyiz olmaması nedeniyle tayin edilen ceza miktarı itibariyle kazanılmış hak oluştuğu, bu nedenle kararın bozulmasından sonra verilen cezanın önceki hükümle tayin edilen cezadan ağır olamayacağı gözetilmeden önceki karardaki sonuç 5 ay hapis cezası yerine sonuç olarak 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi suretiyle 1412 sayılı CMUK’nun 326. maddesine aykırı davranılması,
7)Sanıklar için bozma kararı öncesi yapılan 11,40 TL ve 12,00 TL yargılama giderlerinin, 6183 sayılı Kanun’un 106. maddesine göre terkin edilmesi gerektiği; bozma kararının sanık lehine olduğu, bu nedenle bozmadan sonraki yargılama giderlerinden sanıkların sorumlu tutulamayacağı gözetilmeden, sanıklardan tahsiline karar verilmesi
8)Anayasa Mahkemesi’nin hükümden sonra 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 08/10/2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/85 sayılı kararı ile TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararlarının da kapsam ve içerik itibarıyla gözetilmesinde zorunluluk bulunması,
9)Başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu sebebiyle mağdur sıfatı alan …..’un davadan haberdar edilerek dinlenmesinin gerekliliği,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve …’nin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 14.11.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.