Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2009/2344 E. 2009/3089 K. 12.05.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/2344
KARAR NO : 2009/3089
KARAR TARİHİ : 12.05.2009

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı borçlu …’ın alacaklısından mal kaçırmak amacıyla Mersin … Mahallesi 560 Ada 71 Parselde kayıtlı taşınmazını 12.08.2002 tarihinde oğlu davalı …’a sattığını belirterek, tasarrufun iptalini, taşınmaz 3.şahsa satılmış ise bedelinin tazminat olarak tahsilini talep etmiştir.
Davalı … vekili, davanın İİK 278/2. maddede öngörülen süre içinde açılmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Davalı … vekili, tasarrufun borçtan 4 yıl önce yapıldığını, gerçek bir satış olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere göre, davalıların baba-oğul olmasının tek başına tasarrufun, alacaklılardan mal kaçırma amaçlı muvazaalı olarak yapılmış olduğunu göstermiyeceği, bedeller arası fark bulunmadığı, borçlunun satış tarihindeki diğer borçlarını ödemek amacıyla hareket ettiği, davalı …’ın taşınmazı alabilecek ekonomik güce sahip olduğu, satışın muvazaalı olduğunun davacı tarafından ispatlanamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiŞtir.
Dava İİK 277. ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Aynı yasanın 280/1 maddesi gereğince mal varlığı borçlarına yetmeyen borçlunun, alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini
gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde iptal edilebileceği, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olması gerektiğini hükme bağlamıştır. Aynı maddenin 2. Fkrasında “3.şahıs borçlunun karı veya kocası, usul ve fürüü… ise borçlunun birinci fıkradan beyan olunan durumunu bildiği farz olunur. Bunun aksini 3.şahıs ancak 279/son fıkrasına göre ıspat edebilir” hükmü yer almaktadır.
Somut olayda; 17.10.2000 tarihli sözleşme ile davacı bankaya borçlu olan davalı … hakkındaki icra takibinin kesinleştiği, 10.03.2006 tarihli haciz tutanağı borçlunun 26.04.2006 tarihli mal beyanı dilekçesi ve 25.05.2006 tarihli aciz belgesi ile de aciz halinde olduğu, davalıların baba-oğul olduğu tartışmasızdır. Davalı …’ın 17.09.2008 tarihli keşif sırasındaki beyanından da (davalı borçlunun tefecilerden fazla borç para alması nedeniyle paraya ihtiyacı olduğunu, ihtiyacı nedeniyle taşınmazı sattığını) borçlunun hal ve vaziyetini bildiğini ve aksini ispatlayamadığı anlaşılmıştır.
O halde iddia, savunma ve dosya içeriğine göre, davalı borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla davaya konu taşınmazı oğlu olan diğer davalıya devrettiği, bunun aksinin kanıtlanamadığı anlaşılmakla davalı 3. kişi oğulun borçlunun bu zarar verme kastını bilerek taşınmazı devraldığı, böylece İİK 280/1 ve 2 fıkraları gereğince yapılan tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün BOZULMASINA, 19.12.2005 gün ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 140. maddesi gereğince Türkiye Halk Bankası harçtan muaf olduğundan, harç alınmasına yer olmadığına 12.05.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.