Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2009/4915 E. 2010/2310 K. 16.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4915
KARAR NO : 2010/2310
KARAR TARİHİ : 16.03.2010

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkili Yasemine’ ait aracın müvekkili … kullanımında iken meydana gelen kazada aracın tamamen hasar gördüğünü ve …’in yaralandığını, aracın davalı tarafından kasko sigorta poliçesi ile sigortalandığını, ancak davalının araç hasarını ve tedavi giderini ödemediğini ileri sürerek, anılan talepler yönünden başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kazanın alkolün etkisi ile gerçekleştiğini, zararın teminat dışı olduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, kazanın münhasıran sürücünün alkollü olması nedeniyle meydana geldiğini, ayrıca tedavi gideri talep eden araç sürücüsünün tam kusurlu olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, kasko sigorta sözleşmesinden doğan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Davacıya ait aracın davalı şirket nezdinde kasko poliçesi ile sigortalı olduğu ve dava dışı … Şubesi’nin dain ve mürtehin olarak poliçede gösterildiği
anlaşılmakla, sigortalı araç üzerinde dain ve mürtehinin de menfaati bulunduğundan hasar tazminatını talep etmeye hakkı bulunmaktadır, bu nedenle sigortalının talep ettiği tazminat dain ve mürtehinin muvafakati olmadan ödenemez. Buna göre, dain ve mürtehinin davaya muvafakati alınmalıdır. Somut uyuşmazlıkta dain mürtehin olan bankanın, davaya muvafatini kredi borcunun ödenmesi koşulu ile vermiş olduğunu bildirmesi karşısında davaya açık muvafakatinin olduğu kabul edilemez. Mahkemece dain mürtehin bankaya davaya açık muvafakati olup olmadığı sorularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2-Kabule göre de, davalı … şirketi aynı zamanda ihtiyari mali sorumluluk sigortasıdır. Davacı … sigortalı aracın sürücüsü olup, tam kusurlu eylemi ile neden olduğu kaza sonucunda yaralanması nedeniyle talep ettiği tedavi gideri İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın 3-b maddesi uyarınca teminat dışı olup, mahkemece buna ilişkin istemin reddine karar verilmesi doğrudur.
Ancak, aracın uğradığı hasar nedeni ile sigorta ettiren davacı … tarafından araç hasarına ilişkin kasko tazminatı istemi, sürücünün alkollü olması nedeni ile reddedilmiştir. Sürücünün alkollü olması zararın teminat dışı olduğunun kabulü için tek başına yeterli olmayıp, kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana gelmesi gerekir.
2918 sayılı KTK’nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97/1. maddesinde; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, bu konu ile ilgili olan “b-2” bendinde; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları belirtilmiştir.
Öte yandan, Kasko sigortası Genel Şartlarının B.5.5 maddesinde; Ayrıca Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5. Maddesinde, taşıtın Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararların, kasko poliçe teminatı dışında olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte, Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.5 maddesinin dayanağını teşkil eden KTK’nun 48. maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve mütakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabülü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları)
Dosya kapsamında araların nöroloji uzmanı bilirkşinin de yer aldığı heyet tarafından düzenenen raporda da kazanın münhasıran sürücünün alkollü olmasının etkisi ile meydana geldiği belirtilmiş, mahkemece, özellikle araç sürücüsünün
aracı kullanırken bir an dalmış olduğunu ifade etmesinin alkollü olması ile bağlantısı olduğu kabul edilerek rapor benimsenmiş ve dava reddedilmiştir. Ne var ki, kaza sabah saatlerinde olup, sürücünün alkol düzeyi ölçüldüğü anda 0,22 promil, kaza saatinde de muhtemel 0,37 promil olarak belirlenmiştir. Alkol düzeyinin düşük olması da dikkate alındığında, sürücünün bir an dalmış olmasının alkol dışında bir etkenden de kaynaklanmış olabileceği de dikkate alınmalıdır.
Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında mahkemece yapılacak iş; iki nöroloji doktoru ile İTÜ yada KTK Fen Heyetinden seçilecek bilirkişi kurulundan tüm deliller yeniden değerlendirilerek, kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana gelip gelmediği, başka etkenlerin kazaya etkisinin olup olmadığı, konularında ayrıntılı, gerekçeli, denetime müsait rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli değildir.
SONUÇ:Yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının davacı … yönünden kabulü ile hükmün davacı … yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 16.3.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.