Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2010/2098 E. 2010/5632 K. 17.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/2098
KARAR NO : 2010/5632
KARAR TARİHİ : 17.06.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamında özetle; Tasarrufun borcun doğumundan sonra yapıldığı sabit olduğundan davanın kabulüne karar verilmiş ise de hangi maddi vakıanın hangi hukuki sebeple davacıyı haklı gösterdiğine karar yerinde temas edilmediğinden hükmün gerekçeli olduğunun kabulünün mümkün olmadığı gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra tasarrufun iptali koşullarının oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptaline ilişkindir.
Anayasa’nın 141.maddesinde mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı açıklanmış, aynı zorunluluk HUMK.nun 388. maddesinde de düzenlenmiştir. Bu maddede hakimin uyuşmazlık konusu olan olay hakkında tüm kanıtları toplaması, tartışması, bu kanıtlardan hangisine değer verdiğini, kanıtlardan hangisine değer vermediğinin nedeni, hangilerini üstün tuttuğunun dayanaklarını değerlendirdikten sonra bir sonuca varmasının zorunlu ve gerekli olduğu vurgulanmıştır.Zira böyle bir yöntemin izlenmesi durumunda ancak kararın gerekçeli olduğu kabul edilebilir. Hükmü kuran hakimin böyle bir yöntemi izlemesi halinde maddi olgularla hüküm fıkrası arasında bir bağlantı kurulmuş olabilecektir.
Ayrıca gerekçe sayesinde kararın doğruluğu denetlenmiş ve davanın tarafları tatmin ve inandırılmış olacaktır. Tüm bunlardan başka adil bir yargılamanın yapıldığı sonucuna varılacaktır. Yerel mahkeme kararında öncelikle belirtilen bu hükümlere uyulmamış, mahkeme gerekçesi dairenin önceki bozma ilamında belirtildiği halde eksik ve yetersiz bulunmuştur. Ayrıca İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmeli, aynı maddenin son fıkrası uyarınca “ticari işletmenin veya işyerindeki emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kastını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kastı ile hareket ettiği” kabul edilmiştir. Bu yasal karinenin aksi ancak davacı alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiği veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhalara asmakla beraber, Ticaret Sicil Gazetesiyle bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğu kanıtlanmak suretiyle çürütülebilir. İİK.nun 280/son maddesinin uygulanacağı hallerde iyi niyet aranmaz. Somut olayda davalıların aynı sektörde faaliyette bulunmaları, tanık beyanlarına göre aynı köylü olmaları nedeniyle bir birlerini tanıdıklarının anlaşılması karşısında davalı üçüncü kişi konumundaki Öztok Tarım Ürünleri Ltd. Şti.nin borçlu şirketin mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilebilecek kişilerden olup olmadığının hükümde tartışılması, yine olayda tasarrufa konu edilen araçların satışının şirketin faaliyet alanına göre İİK.nun 280/son maddesi uyarınca ticari işletmenin mühim bir kısmının devri niteliğinde olup olmadığı hususunun irdelenmesi ve somut olayda bu maddenin uygulama yeri üzerinde durulması gerekirken eksik araştırma, inceleme ve yetersiz gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 17.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.