Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2010/4258 E. 2010/9869 K. 22.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4258
KARAR NO : 2010/9869
KARAR TARİHİ : 22.11.2010

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
BİRLEŞTİRİLEN DAVA :MAHKEMESİ :Mersin 1.İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın konusu kalmadığına dair verilen hükmün süresi içinde davalı-k.davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-
Davacı (3.kişi) vekili, davalı alacaklı tarafından borçlu aleyhine yapılan takipte alınan talimat ile Silifke İcra Müdürlüğünün 2007/343 Tal. sayılı dosyasından 05.7.2007 tarihinde yapılan haciz işleminde, borçlu ile ilgisi olmayan müvekkiline ait işyerindeki menkullerin haczedildiğini ileri sürerek, haczin kaldırılmasına ve tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, davalı borçlu ile davacı 3.kişi arasında muvazaalı devir bulunduğunu, haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuş ve tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı borçlu, duruşmalara katılmamış ve cevap dilekçesi sunmamıştır.
Aynı haciz işlemi ile ilgili olarak davacı (alacaklı) … tarafından borçlu ve 3.kişi aleyhine Mersin 1.İcra Hukuk Mahkemesinin 2007/427 Esas sayılı dosyası ile açılmış olan 3.kişinin istihkak iddiasının reddine ilişkin dava bu dosya ile birleştirilerek yargılamaya devam edilmiştir.
Mahkemece, toplanan delillere göre; dava konusu mahcuzların davacı 3.kişi elinde haczedildiği, davalı borçlu ile davacı 3.kişi arasında bu malların satımına ilişkin daha önceden sözleşme yapıldığı ve menkullerin davacı 3.kişiye teslim edildiği, mülkiyetin davacıya ait olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 05.7.2007 tarihinde haczedilen “makelsan buhar kazanı” ile “arımak 130’luk kuter” isimli mahcuzlar davacıya ait olduğundan, üzerlerindeki haczin kaldırılmasına, mahcuzların değerinin % 40’ı oranında tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleştirilen davanın konusu kalmadığından ayrıca karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davalı-k.davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-) Dava, 3.kişinin İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına, birleştirilen dosya yönünden de; davacı alacaklının İİK’nun 99.maddesine dayalı olarak açtığı 3.kişinin istihkak iddiasının reddi istemine ilişkindir.
Haciz, 05.7.2007 tarihinde borçlunun takip talebinde yazılı ve ticaret sicilinde kayıtlı adresinde yapılmış, haciz sırasında hazır bulunan ve davacı 3.kişi yetkilisi olduğunu belirten kişi 3.kişi yararına istihkak iddiasında bulunmuştur.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davacı 3.kişi daha önce başka bir adreste ticari faaliyette iken, 01.6.2007 tarihli ortaklar kurulu kararı ile borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresinde faaliyete başlama kararı almış, yine borçlu şirketin taşınmaz ve menkullerinin satın alınmasına karar verilmiş, borçlu şirkette aynı şekilde; 01.6.2007 tarihli ortaklar kurulu kararı ile haciz yapılan yerdeki işini bırakmaya, adres değişikliği yapmaya ve taşınmaz ile menkullerini davacı 3.kişi şirkete satmaya karar vermiş, bilahare taraflar arasında 04.6.2007 tarihli satış sözleşmesi (devir protokolü) düzenlenmiş ve 3.kişi şirket 04.6.2007 tarihinde borçlu şirket ile aynı konuda, borçlu şirketin haciz yapılan adresinde ticari faaliyete başlamıştır. Bütün bu işlemler borcun doğum tarihi olan 30.5.2007 tarihinden sonra gerçekleşmiştir.
Buna göre, borçlu ile davacı 3.kişi arasındaki işlemler alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işyeri devri niteliğindedir.Kaldı ki, bir an için olayda danışıklı işlem bulunmadığı düşünülse dahi, aralarındaki ilişki ticari işletme devri niteliğinde bulunduğundan, İİK.nun 44.ve Borçlar Kanununun 179.maddelerinin uygulanması gerektiği açıktır.Anılan maddelerde öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve ispat edilmediği gibi, ticaret sicil memurluğunun 14.5.2008 tarihli yazısına göre de, borçlu şirketin devir konusunda herhangi bir işlem yapmadığı anlaşılmaktadır.Gerçekten, borçlunun devri kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirerek ilan ettiği ve mal beyanı verdiğine ilişkin dosyada hiçbir kanıt yoktur.Bu durumda, devir alacaklının haklarını etkilemeyeceği gibi, devir alan davacı da Borçlar Kanununun 179.maddesi uyarınca, işletmenin borçlarından sorumludur.
O halde, mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önüne alınarak, davacı 3.kişinin İİK.nun 96.maddesine dayalı olarak açtığı asıl davanın reddine, birleştirilen dosyadaki alacaklı tarafından açılmış olan davanın ise, kabulü ile 3.kişinin istihkak iddiasının reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
2-) Kabule göre de; olayda davalı (alacaklının) kötü niyetinin ispat edilememiş olmasına göre, aleyhine tazminata hükmedilmesi de isabetli değildir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı-k.davacı (alacaklı) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı-davacı alacaklıya geri verilmesine 22.112010 gününde oybirliğiyle karar verildi.