YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4397
KARAR NO : 2010/9917
KARAR TARİHİ : 22.11.2010
MAHKEMESİ : Ankara Asliye 21. Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlu … aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek borçlunun, dava konusu taşınmazını davalı …’e satışına ilişkin tasarrufun iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalı borçlu satışın diğer davalıya olan borç nedeniyle yapıldığını parasının bir kısmını da alamadığını beyan etmiştir.
Mahkemece, davalılar arasındaki satışın alacaklıya zarar verme kastı ile yapıldığının ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK’nın 277 vd. maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları, üç grup altında ve İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak, bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar, sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır ( İİK.md.281 ). Bu yasal nedenle de davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi mahkeme bununla bağlı olmayıp diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir ( Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı ).
Mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan inceleme ve araştırmaya hüküm kurmaya yeterli değildir. Somut olayda davacı vekili tarafından davalılar arasında bir ilişkinin bulunduğu ve 3. kişi durumundaki Zafer’in borçlu …’ın içinde bulunduğu durumu bilebilecek kişilerden olduğu gerek dava dilekçesinde ve aşamalarda ifade edilmiş olmasına rağmen bu husus üzerinde yeterince durulmamıştır. Davalı borçlu tarafından 24/02/2009 tarihli celsede ifade edilen ve 07/03/2009 tarihli dilekçede belirtildiği şekli ile taşınmazın satışındaki bedelin bir kısmının, davalıların şirketleri arasındaki mevcut borç ilişkisindeki alacak ve borca mahsup edildiği anlaşılmaktadır. Davalılar arasındaki ilişki nedeniyle yapılan bir icra dosyası da 17/11/2009 tarihli celsede getirtilerek incelenmiştir. Hal böyle olunca davalılar arasında, şirketleri vasıtasıyla bir tanıdıklık bulunup bulunmadığı, ilişkiden kaynaklanan alacak borç ilişkisinin mevcut olup olmadığı yolunda gerekli incelemeler yapılıp ve elde edilecek bulgulara göre dava konusu tasarrufun İİK’nın 279/2 maddesi kapsamında ya da 280/I maddesi kapsamında kalıp kalmadığı tartışılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 22.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.