YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1456
KARAR NO : 2011/7351
KARAR TARİHİ : 12.07.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalının yaya olarak yol içerisinde yürümesi nedeniyle müvekkili şirkete kasko sigortalı aracın davalıya çarpmak zorunda kaldığını davalının %75 oranında kusurlu olduğunu, araçta meydana gelen 6.484 TL hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini, davalının kusur oranına isabet eden 4.863 TL tazminatın tahsili için yapılan icra takibine davalıların itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline, takibin devamına, %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davalının yaya kaldırımında yürüdüğü halde kaza tutanağında yol içerisinde yürüdüğünün belirtildiğini, ceza mahkemesi dosyasında yaya kalırımında yürüdüğünün belirlendiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre davalının icra takip dosyasına yaptığı itirazın iptaline takibin 1.945 TL üzerinden devamına, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava TTK.1301.maddesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili davalı yayanın davacı şirkete kasko sigortalı aracın seyir yolu üzerinde yürüdüğünü ve kusurlu olduğunu iddia etmekte davalı ise olay esnasında yaya kaldırımında yürüdüğünü kusursuz olduğunu savunmaktadır.
2011/1456
2011/7351
Mahkemece ATK alınan raporda davalının araç yolu üzerinde yürümesi nedeniyle %30 oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Adana 2 Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2008/571 E. Sayılı dosyasında araç sürücüsü … hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya neden olma suçu nedeniyle açılan dava sonunda yaya …’in yaya kaldırımı üzerinde yürüdüğü sırada arkasından gelen aracın çarptığı belirtilerek araç sürücüsünün tam kusurlu olduğu belirtilmiş buna göre araç sürücüsünün mahkumiyetine karar verilmiş, hüküm temyiz edilmeksizin 19.1.2010 tarihinde kesinleşmiştir.
Ceza Mahkemesi kararlarının Hukuk Mahkemesine etkisi Borçlar Kanununun 53. maddesinde düzenlenmiş olup, Hukuk Hâkimi Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Borçlar Kanununun 53. maddesinde, “Hakim, kusur olup olmadığına, yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için Ceza Hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, Ceza Mahkemesinde verilen beraat kararı ile de mukayyet değildir. Bundan başka Ceza Mahkemesinin kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarının tayini hususunda dahi Hukuk Hâkimini takyit etmez.” Hükmü öngörülmüştür. Bu açık hüküm karşısında, Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların Hukuk Hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ceza Mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun Hukuk Mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Y.H.G.K. 11.10.1989 gün ve E.1989/11-373, K.472 sayılı ilamı). Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından Ceza Hâkiminin Hukuk Hâkiminden çok daha elverişli konumda bulunmasıdır. O halde bir Ceza Mahkemesinin uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle maddi olgulara ilişkin kesinleşmiş saptamasının, aynı konudaki Hukuk Mahkemesinde de kesin delil oluşturacağı açıktır. Hukuk Genel Kurulu – 2008/4-564 E, 2008/536 K
Açıklanan nedenlerle ceza Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararı ile belirlenen maddi olguların hukuk mahkemesi, tarafından da kabulü zorunludur. Bu hale göre davalı ceza mahkemesi kararı ile davalı …’in kaza sırasında
2011/1456
2011/7351
yaya kaldırımı üzerinde bulunduğu belirlenmiş olduğundan, bu olgu karşısında davalıya kusur izafesi mümkün değildir. Bu halde olayda davalının kusursuz oluşu nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken ceza mahkemesi kararı ile kesinleşen maddi vakıaya rağmen davalıya olayda kusur izafe eden ATK raporuna dayanılarak davalının sorumluluğu cihetine gidilmesi ve davanın kabulü doğru görülmemiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 12.7.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.