YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/1506
KARAR NO : 2011/8019
KARAR TARİHİ : 22.09.2011
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Hükmüne uyulan Yargıtay bozma ilamında özetle;Davalı 3. kişi …’in taşınmazları satın aldığı tarihteki durumu ve satın aldıktan sonra ne gibi ekentiler ve yapılar yaptığının açıklattırılması, bu yöndeki iddianın kanıtlanmasının kendisine düştüğünün hatırlatılarak bu konudaki delillerinin sorulması ve bu arada borçlu …’den de bu konuda açıklama istenmesi, aynı şekilde davacı bankadan … ve …’nın kötü niyetli oldukları ile ilgili tüm delillerini bildirmelerinin istenilmesi, gerekli açıklamalar alındıktan ve delillerde toplandıktan sonra uzman bilirkişi kurulundan satışa konu taşınmazların satış tarihindeki fiili durumu ve içerisindeki yapılar gözetilerek ona göre gerçek rayiç değerinin ne olduğu konusunda gerekçeli rapor alınması, 4. kişi …’in 3. kişi M.Zafer’in eşi olup olmadığı yönünden gerekli belgelerin getirtilmesi, … şirketi tarafından borçlu … aleyhine yapılan icra takibi ile ilgili icra takip dosyasının istenilmesi ve ondan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiş ise de verilen karar toplanan delillere ve dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Dava konusu edilen 434 sayılı parselin tapudaki satış bedeli ile bilirkişiler tarafından belirlenen gerçek değeri arasında bir mislini aşan fahiş fark bulunmadığı ve davalılar arasında İİK.nun 278. maddesinde belirtilen derecede akrabalık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ancak borçlu davalı …’in taşınmazı 20.06.2003 tarihinde sattığı halde dayanak icra dosyasında 22.04.2004 tarihinde yapılan haciz sırasında dava konusu evde oturduğu, bu durum kendisine sorulduğunda evde bakıcı olarak bulunduğunu bildirdiği, davalı …’in ise borçlunun aynı evde kiracı sıfatı ile bulunduğunu beyan ettiği böylece her iki davalının borçlunun sattığı evde bulunma nedeni hususunda çelişkili beyanda bulundukları, ayrıca bir kişinin sattığı evde daha sonra oturuyor olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bu durumun yapılan satışın danışıklı olması ihtimalini güçlendirdiği, dördüncü kişi konumundaki …’in davalı …’in vekili olarak satış yapan …’in eşi olduğu, bu durumun …’in birbirine vekil olarak güvenecek kadar yakın olduklarının delili olduğu, yine dördüncü kişi …’ın borçlu davalı … hakkında icra takibi yapan … adlı şirketin sahibi olduğu, bu nedenle borçlu davalı ile daha öncesinden ilişkilerinin olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda tüm dosya kapsamından davalılar M. Zafer Pınarer, … ve …’ın borçluyu tanıdıkları, mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilebilecek durumda olan kişilerden oldukları anlaşılmakla İİK.nun 280/1-2 maddeleri uyarınca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ : Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 22.9.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.