Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2011/4550 E. 2011/8893 K. 10.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4550
KARAR NO : 2011/8893
KARAR TARİHİ : 10.10.2011

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı (alacaklı) vekili ile katılma yoluyla da davacı (3.kişi) vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı (3.kişi) vekili, davalı alacaklı tarafından dava dışı borçlu aleyhine Kartal 2.İcra Müdürlüğünün 2007/5453 sayılı dosyasından yürütülen takipte, 22.6.2009 tarihinde uygulanan haciz işleminde borçlu ile ilgisi bulunmayan müvekkiline ait işyerindeki menkullerin haczedildiğini, ayrıca 07.7.2009 tarihli haciz işlemi sırasında da haciz baskısı nedeniyle ve muhafaza yapılmasını önlemek için borcun ödendiği anlamına gelmemek ve istirdat hakları saklı kalmak üzere dosyaya 5.820,00 TL para yatırıldığını ileri sürerek, haczin kaldırılmasını istemiş, sonraki aşamalarda ise haciz baskısı nedeniyle alacaklı tarafa ödenmemek üzere yatırılan paranın alacaklı tarafa ödenmesi ile istihkak davasının konusunun bedele dönüştüğünü, bu nedenle davanın kabulü ile ödenen meblağın yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı (alacaklı) vekili, takip dosyasındaki borcun 07.7.2009 tarihli haciz sırasında tamamen ödendiği için, takibin sona erdiğini, davanın konusuz kaldığını ve artık geçerli bir haciz işlemi olmadığından dava ön koşulunun da bulunmadığını, davanın bu usuli sebeplerle reddi gerektiğini, esas yönünden de borçlu ile 3.kişi arasında alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik muvazaalı işlemler yapıldığını, icra emrini
haciz yapılan adreste tebellüğ eden avukat ile haciz sırasında hazır bulunan avukatın her iki tarafın vekili olduğunu, şirketlerin aynı adreste faaliyette bulunduklarını, takip dayanağı ilam adresinin de aynı yer olduğunu, organik bağ bulunduğunu, müvekkilinin alacağının işçi alacağı olup, davacı 3.kişide şoför olarak çalıştığını, ancak daha sonra sigorta primlerinin borçlu şirket tarafından yatırıldığını öğrendiğini, işçilerin davacı bünyesinde çalışırken işverenin borçlu şirket olarak gösterilmesinin ilerde doğabilecek alacaklardan kurtulmak amacı ile yapıldığını, borçlu üzerine mal varlığı bulunmadığını ve davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; davacının haciz sırasında alacaklıya ödenmemek koşulu ile yaptığı ödemenin borcun ödendiği anlamına gelmeyeceği, bu nedenle davanın konusuz kaldığı yolundaki davalı (alacaklı) savunmasının yerinde olmadığı, istihkak davasının bedele dönüştüğü yolundaki davacı taraf iddiasının da İİK.nun 97/10.maddesi uyarınca, yargılama sırasında mahcuz mal satıldığında dava bedele dönüşeceğinden ve olayda mahcuz satılmadığından yerinde görülmediği, davacı 3.kişi ile borçlu şirket adreslerinin farklı olduğu, ortaklar arasında bağlantı ve organik bağ bulunmadığı, borçlunun haciz yapılan yer ile ilgisinin saptanamadığı, İİK.nun 97/a maddesi uyarınca, malların borçluya ait olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile mahcuzların davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiş; hüküm, davalı (alacaklı) vekili ile katılma yoluyla da davacı (3.kişi) vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-)Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı (3.kişi) vekili ile davalı (alacaklı) vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-)Dava, 3.kişinin İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
Mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de varılan sonuç dosya içeriği ile uygun düşmemektedir.
Dava konusu taşınır mallar 22.6.2009 tarihinde 3.kişi adına kayıtlı işyerinde haczedilmiş ise de takip 05.6.2006 tarihli işçi alacağından kaynaklanan ilama dayalı olup, takip
dayanağı ilamdaki adres haczin yapıldığı adres olduğu gibi, takipte bu adrese göre başlatılmış ve icra emri bu adreste borçlu şirket vekiline tebliğ edilmiştir. Haciz sırasında hazır bulunan 3.kişi vekili, borçlu şirketin icra emri tebliğinden sonra adresten taşındığını, borçlu şirket avukatlarının resmi adreslerinin de aynı yer göründüğü için icra emrinin haciz yapılan yerde tebellüğ edildiğini, avukatların da taşındığını belirtmiştir.
Bununla birlikte, dosyadaki bilgi ve belgeler karşısında, davacı 3.kişi borcun doğumundan sonra, 21.5.2007 tarihli yönetim kurulu kararı ile haciz yapılan adrese nakil gelmiş olduğuna göre, 3.kişinin icra emrinin borçluya tebliğinden (25.7.2007) önceki bir tarihte borçlu ile aynı adresi kullandığı, başka bir ifade ile borçlunun ticaret sicilde bu adrese ilişkin bir kaydı bulunmasa da aynı adresin aynı dönemler içinde borçlu ve 3.kişi tarafından birlikte kullanıldığı açıktır. Öte yandan, borçlu ve 3.kişi aynı konuda ticari faaliyette bulunan şirketler olup, dosya kapsamından iki yan vekillerinin de aynı kişiler olduğu görülmektedir.
Buna göre, mahcuzların borçlu ile 3.kişi tarafından birlikte ellerinde bulundurulduğu, İİK.nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olduğu, borcun doğumundan sonra, borçlu ile 3.kişi arasında alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik muvazaalı işlemler yapıldığı, bu durumun alacaklının haklarını etkilemeyeceği kabul edilmelidir. Bu yasal karinenin aksinin davacı 3.kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle ispatlanması gerekmektedir. Davacı tarafından ibraz edilen ve borcun doğum tarihinden sonraki tarihleri içeren fatura ve belgelerle yasal mülkiyet karinesinin aksinin kesin ve güçlü delillerle ispat edildiğinden söz edilemez.
O halde, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında, 3.kişi ile borçlu arasında alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik muvazaalı işlemler yapıldığının kabulü ile davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Kabule göre de; dava konusu hacizden sonra aynı yerde uygulanan 07.7.2009 tarihli haciz sırasında, davacı 3.kişi vekili ihtirazi kayıtla ve alacaklı tarafa ödenmemek üzere dosyaya 5.820,00 TL.ödeme yapmış olup, bu meblağ alacaklı ta-
rafça 08.7.2009 tarihinde takip dosyasından tahsil edilmiş olduğuna göre, takip konusu borç ödenmiş olduğundan, 3.kişi tarafından açılan istihkak davasının konusu da bedele dönüşmüştür. Bu nedenle, mahkemece, konusu bedele dönüşen dava yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi, yargılama giderlerinin de bu bedel üzerinden belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemiş olması da isabetli değildir.
SONUÇ; Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklı ve davacı 3.kişiye geri verilmesine 10.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.