Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2011/7082 E. 2011/7841 K. 19.09.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/7082
KARAR NO : 2011/7841
KARAR TARİHİ : 19.09.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün, süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi. Gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalıya ait, müvekkili şirkete trafik sigortalı aracın, alkollü olarak kullanımı sırasında karıştığı kazada hasara uğrayan … yeri malikine poliçe kapsamında 5.500.00 TL ödediklerini, bu meblağın faiziyle birlikte rücuen tahsili için başlatılan ilâmsız icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu belirterek, itirazın iptaliyle takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, kazanın, münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelmediğini bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, kazanın, münhasıran sürücünün aldığı alkolün etkisi altında meydana geldiği, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.4.d maddesi uyarınca, davacı sigorta şirketinin sigortalısına rücu hakkının bulunduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalının takibe itirazının 5.166.13 TL asıl alacak ve 103.00 TL işlemiş faiz toplamı olan 5.269.13 TL üzerinden iptaline, asıl alacağa
takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle takibin devamına, fazla istemin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, trafik sigortası poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir.
2918 sayılı KTK.’nun 48. maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97. Maddesinde alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, konu ile ilgili olan “b-2” bendinde, “alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı kenar başlığı altında; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları açıklanmıştır.
Ayrıca, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektirin olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.
Bununla birlikte, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden KTK.’nun 48. Maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2. fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97. maddesinde,yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve müteakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikka-
te almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK.’nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine, aksi halinde kabulüne karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (Bkz.YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları).
Somut olayda; yargılama sırasında alınan 07.04.2010 tarihli uzman bilirkişi kurulu raporda, kaza anında sürücünün 1.62 promil alkollü ve %100 oranında kusurlu olduğu, olayın münhasıran alkolün etkisi altında meydana geldiği belirtilmiş ve bu rapora göre hüküm kurulmuş ise de, aynı olaya ilişkin … 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/169 Esas sayılı dava dosyasında alınan 23.06.2010 tarihli bilirkişi kurulu raporunda, karşı araç sürücüsü Melih Güngör %20 oranında, davalı sürücü … %80 oranında kusurlu bulunarak, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşmediği kanaati bildirilmiştir. Bu durumda raporlar arasında çelişki giderilmeden karar verilmesi doğru değildir.
O halde mahkemece, … 21.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/169 Esas sayılı dosyası getirtildikten sonra seçilecek bir nörolog, iki trafik kusur uzmanı kurulundan kazanın münhasıran alkolün etkisi ile meydana gelip gelmediği, başka etkenlerin de etkili olup olmadığı konularında yukarıda açıklanan ilkelerde gözönünde bulundurularak ve raporlar arasındaki çelişkileri giderici ayrıntılı, gerekçeli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davalı yaranına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 19.9.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.