Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2011/8253 E. 2011/11288 K. 28.11.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8253
KARAR NO : 2011/11288
KARAR TARİHİ : 28.11.2011

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı (3.kişi) vekili, davalı alacaklı tarafından borçlu aleyhine yürütülen takipte, Karşıyaka 3.İcra Müdürlüğünün 2008/1598 Tal. sayılı dosyasından 25.8.2008 tarihinde uygulanan haciz işleminde, borçlu ile ilgisi bulunmayan müvekkiline ait işyerindeki menkullerin haczedildiğini, adreste daha önce borçlunun faaliyet gösterdiğini ileri sürerek haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı (alacaklı) vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davalı (borçlu) vekili, müvekkilinin mahcuzlarla ilgisinin olmadığını, haciz sırasında hazır bulunan müvekkili şirket ortağının haciz sırasındaki beyanının yazım hatası olduğunu savunmuştur.
Mahkemece; davacı ve borçlu şirketler arasında organik bağ bulunmadığı, aralarında muvazaalı iş ve işleme rastlanmadığı yönündeki bilirkişi raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile dava konusu menkullerin mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiş, hüküm davalı (alacaklı) vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık, 3.kişinin İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
Dava konusu taşınır mallar 25.8.2008 tarihinde davacı 3.kişinin ticaret sicilinde kayıtlı adresinde haczedilmiş ise de takip konusu borç 27.10.2005 tanzim tarihli senetten kaynaklanmakta olup, davacı 3.kişi borcun doğumundan sonra ve borçlunun 29.8.2005 ila 30.9.2007 tarihleri arasında şube olarak faaliyette bulunduğu adreste, borçlu ile aynı konuda ticari faaliyette bulunmak üzere kurulmuştur. Borçlular vekilinin takip dosyasına sunduğu ve 3.kişi yararına istihkak iddiasını içeren 01.6.2009 tarihli dilekçelerde de borçlu şirketlerin haciz yapılan adresten 05.12.2007 ve 02.1.2008 tarihlerinde ayrıldıkları belirtilmiş olup, 3.kişi belirtilen bu tarihlerden çok kısa bir süre sonra 08.1.2008 tarihinde aynı adreste faaliyete başlamıştır.
Haciz işleminin yapıldığı yer aynı zamanda takip dayanağı senet ile takip talebinde gösterilen ve borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adrestir. Haciz sırasında borçlu şirket ortağı da hazır bulunduğu gibi, İİK.nun 8.maddesi uyarınca, aksi sabit oluncaya kadar geçerli haciz tutanağı içeriğine göre, borçlu şirket ortağı malların borçlu şirkete ait olduğunu ifade etmiştir.
Bu durumda, mahcuzların borçlu ile 3.kişi tarafından birlikte ellerinde bulundurulduğu ve İİK’nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin borçlu dolayısı ile davalı alacaklı yararına olduğu kabul edilmelidir. Bu yasal karinenin aksinin davacı 3.kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle ispatlanması gerekmektedir.
Davacı tarafından ibraz edilen ve borcun doğumundan sonraki tarihi taşıyan faturaların her zaman temini mümkün belge niteliğinde olması nedeniyle, 3.kişi tarafından yasal mülkiyet karinesinin aksinin kesin ve güçlü delillerle ispat edildiğinden söz edilemeyeceği gibi, borçlu hakkında başka takiplerin de bulunduğu, borçlu ile 3.kişi arasında alacaklılardan mal kaçırma amacına yönelik danışıklı devir işlemleri yapıldığı, yapılan bu işlemlerin alacaklının haklarını etkilemeyeceği açıktır. Bir an için işyeri devrinin danışıklı olmadığı düşünülse dahi, borçlu ile davacı arasındaki ilişki ticari işletme devri niteliğinde bulunduğundan İİK’nun 44. ve BK’nun 179. Maddelerinin uygulanması gerektiği de açıkça ortadadır. Anılan maddelerde öngörülen koşulların yerine getirildiği iddia ve ispat edilmemiştir. Gerçekten borçlunun devri kayıtlı olduğu ticaret siciline bildirerek ilan ettiği ve mal beyanı verdiğine ilişkin dosyada hiçbir kanıt yoktur. Bu durumda, devir alacaklının haklarını etkilemeyeceği gibi, devralan davacıda B.K’nun 179.maddesi gereği işletmenin borçlarından sorumludur.
O halde, açıklanan bu maddi ve hukuki olgulara göre, mahkemece davanın reddine karar vermek gerekirken, dosya içeriği ile uygun düşmeyen bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Kabule göre de; mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olduğundan, “mahcuzlar üzerindeki haczin kaldırılmasına” şeklinde hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde “dava konusu menkullerin mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespitine” şeklinde hüküm kurulmuş olması da isabetli değildir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı (alacaklı) vekilinin temyiz itirazları kabulü ile hükmün BOZULMASINA, eşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 28.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.