Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2011/8836 E. 2011/9949 K. 27.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8836
KARAR NO : 2011/9949
KARAR TARİHİ : 27.10.2011

Mahkemesi :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki istihkak-tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı istihkak davasının kabulüne, tasarrufun iptali davasının reddine dair verilen hükmün süresi içinde davalı (K.davacı alacaklı) vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı (üçüncü kişi) vekili, Eskişehir 5. İcra Müdürlüğü’nün 2006/12405 Esas sayılı dosyasında yapılan 14.08.2008 günlü hacze konu menkullerin davacı üçüncü kişi şirkete ait olduğunu, borçlunun aynı adreste daha önce faaliyet gösterirken 01.01.2007’den önce işyerini terk ettiğini, davacının bir kısım malları çalışmaya başladıktan sonra fatura ile diğerlerini ise borçlu hakkında devam eden bir başka takip dosyasında yapılan ihalede satın aldığını öte yandan davacı şirketin takip tarihinden sonra kurulduğunu belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasını istemiş, tasarrufun iptali davasının ise reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı (karşı davacı alacaklı) vekili, borçlunun birçok resmi başvuru sırasında haciz mahallini adresi olarak gösterdiğini, davacı şirket yetkilisinin borçlunun oğlu olduğunu ve alacaklıdan mal kaçırmak amacı ile danışıklı hareket ettiklerini, İİK’nun 280/2.maddesinin uygulanma koşullarının gerçekleştiğini belirterek istihkak davasının reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuş, karşı davalarının ise kabulü ile mahcuzlar üzerindeki satış ve devre dair tasarrufun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre: “her ne kadar davacı şirket borçlunun oğlu tarafından ve takipten sonra kurulmuşsa
da; işyerindeki malzemelerin bir kısmının fatura ile borçluya ait olanların ise vergi dairesinin yaptığı haciz sonrası yapılan satış sırasında alındığı, şirket kuruluşunun ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği, ayrıca ticareti terkle ilgili ilanların da İİK’nun 280/son maddesi uyarınca yaptırıldığı“ gerekçesi ile istihkak davasının kabulü ile haczin kaldırılmasına, tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” ve davalı alacaklının İİK’nun 97/17. maddesi uyarınca karşı dava olarak açtığı “tasarrufun iptali” davası niteliğindedir.
Tasarrufun iptali davasının kimlere yöneltilebileceği İİK.nun 282. Maddesinde sınırlı bir şekilde belirtilmiştir. Anılan madde hükmüne göre tasarrufun iptali davası, borçlu, borçlu ile hukuki işlemde bulunan veya borçlunun ödeme yaptığı kişiler ile bunların mirasçılarına ve kötüniyetli kişilere karşı açılabilir. Bu nedenle borçlu ve borçlu ile hukuki işlemde bulunan kişi arasında kanundan kaynaklanan zorunlu dava arkadaşlığı vardır. Diğer bir ifade ile tasarrufun iptali davalarında takip borçlusu yasal hasım konumunda olduğundan karşı dava dilekçesi ekli duruşma gün ve saatini gösterir uyarılı davetiye ile duruşmaya davet edilip taraf teşkili sağlandıktan sonra toplanacak delillere göre işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece belirtilen bu hususun dikkate alınmaması hatalı olmuştur.
İşin esasına yönelik yapılan incelemede ise;
Davacı üçüncü kişi şirket, icra takibine konu kredi sözleşmesinin imzalandığı 02.05.2006 tarihinden sonra, borcun kat edildiği 16.11.2006 tarihinden kısa bir süre önce 19.09.2006’da borçlunun eski faaliyet adresinde kurulmuş olup, yetkilisi Sedat Naycı da takip borçlusunun oğludur. Davacı 3.kişi şirketin borcun doğumundan sonra kurulduğu mahkemeninde kabulündendir.
Somut olayda (istihkak davasında) İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olduğunun kabulü gerekir. Buna göre ispat yükü altında olan üçüncü kişi karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahiptir.
Davacı taraf vergi levhası, kira sözleşmesi, ticaret sicil kaydı gibi delillerin yanı sıra borç ve takip tarihle-
tarihlerinden sonra düzenlenmiş faturalarla, vergi borcundan kaynaklanan bir başka takip dosyasında yapılıp kesinleşen ihaleye dayanmaktadır.
Mahkemece iş yeri devrinin bulunup bulunmadığı, muvazaanın varlığı konuları yeterince araştırılıp değerlendirilmemiş, faturaların gerçekliği ve mahcuzların sunulan deliller kapsamında kalıp kalmadığı konularında
bilirkişi ve keşif incelemeleri dahi yaptırılmadan üçüncü kişinin istihkak iddiasının kabulüne karar verilmiştir.
Oysaki somut olayda, davacı şirket borcun doğum tarihinden sonra, unvanında borçlunun adına yer verilerek ve borçlunun eski adresinde, aynı alanda faaliyet göstermek üzere kurulmuş olup şirketin hâkim ortağı borçlunun oğludur. Bu koşullarda davacı şirketin, alacaklıdan mal kaçırmak için muvazaalı olarak kurulduğunun ve örtülü iş yeri devrinin yapıldığının kabulü gerekir ki Dairemizin istikrar kazanan uygulaması da bu yöndedir.
Ne var ki davacı taraf örtülü iş yeri devri olmadığını, bir kısım mahcuzu fatura ile diğerlerini de vergi borcu nedeni ile haczedilip kesinleşen ihalede satın aldığını iddia etmektedir. Bu iddiaların araştırılması anlamında borçlu ile birlikte davacı şirketin ve faturaları düzenleyen firmaların ticari kayıtları üzerinde uzman bilirkişi aracılığı ile inceleme yaptırılmamış, envanter kayıtlarına bakılmamış, fatura tutarları ile ihale bedelinin ne şekilde, kimin tarafından ödendiği hususları irdelenmemiştir. Belirtilen tüm bu hususlar saptanmadan iş yeri devrinin olmadığı, muvazaanın bulunmadığı ve düzenlenen faturaların gerçek olduğu sonucuna varılamayacaktır.
Diğer yandan faturalar gerçek bir alım satım ilişkisi içinde düzenlenmiş ve ihale bedeli de davacı tarafça ödenmiş olsa bile bu kez de uzman bilirkişi refakatinde mahallinde keşif incelemesi yapılmadan faturaların ve ihale tutanağının mahcuzlara uyup uymadığı belirlenemeyecektir.
Belirtilen tüm bu hususlar dikkate alınmadan istihkak iddiası ve tasarrufun iptali istekleri hakkında yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.
Kabule göre de; istihkak davasında nispi karar ve ilam harcının, hacizli malların değerinden daha az olması nedeniyle dava değeri olan alacak miktarı (7.556,36.- TL) üzerinden hesaplanması gerektiği ve Harçlar Kanunu’nun 123/3. maddesinde öngörülen düzenlemenin “bankalara yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemleri kapsayacak şekilde yargı
harçlarından muafiyet” getirdiği ancak bu kapsama bankaların genel kredi sözleşmeleri ile müşterilerine kullandırdıkları kredilerin ödenmemesi nedeniyle açtıkları dava ve icra takiplerinde ödenmesi gereken yargı harçlarının girmediği dikkate alınmadan karşı davacı (bankanın) nispi karar ve ilam harcından bağışık tutulması hatalı olmuştur.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı (karşı davacı) alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı karşı davacıya geri verilmesine 27.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.