Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2012/10756 E. 2013/14921 K. 01.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10756
KARAR NO : 2013/14921
KARAR TARİHİ : 01.11.2013

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davalı borçlu Onursal İnş.Tur.Teks. ve Gıda San.Tic.Ltd.Şti.’nin alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla adına olan taşınmazı 10.5.2001 tarihinde davalı …’a, onun da 24.9.2001 tarihinde davalı …’a, adına kayıtlı… plakalı aracı 10.5.2001 tarihinde sigortalı çalışanı davalı …’ye, onun da 19.6.2001 tarihinde davalı …’a, …plakalı aracı da 12.4.2002 tarihinde davalı Abacı Motorlu Araçlar Pazarlama AŞ.’ye sattığını belirterek davalılar arasındaki tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiş; 30.11.2005 tarihli dilekçesi ile dava konusu … plakalı araç davalı Abacı Motorlu Araçlar Pazarlama AŞ. tarafından dava dışı 4.kişiye satıldığından davalı Abacı Motorlu Araçlar Pazarlama AŞ. hakkındaki davanın bedele dönüştürüldüğünü belirterek araç bedelinin tahsilini istemiştir.
Davalı borçlu Onursal İnş. Tur. Teks. ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti. vekili, Şişli Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli ve yetkili olduğunu, takip konusu alacağın kesinleşmediğini, tasarrufların borçtan önce iyiniyetle ve rayiç bedelle yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı … vekili, mahkemenin görevsiz olduğunu dava konusu taşınması üzerindeki hacizle birlikte 42.000,00 TL bedelle aldığını, haczi kaldırdıktan sonra sattığını, alacağın kesinleşmediğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı … vekili, mahkemenin görevsiz olduğunu, taşınmazı iyiniyetli 4.kişi olarak aldıklarını, satış sonrası tadilat yaptırılarak şirket binası olarak kullandıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı Abacı Motorlu Araçlar Pazarlama AŞ. vekili, müvekkilinin araç alım satımı yaptığını, dava konusu aracın rayiç değerle alınıp 6.8.2002 tarihinde dava dışı 4.kişiye satıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Diğer davalılar … ve … savunma yapmamıştır.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre, dava konusu satışların üzerilerindeki hacizlerle yapıldığı, rayiç değerlere yakın değerler ve rayiç değer üzerinden satışların gerçekleştirildiği, tasarrufta bulunanların ise amaç yönünden bu işi yapan şirketler konumunda olduğu, tasarrufa konu mamaleklerin davalı borçlunun kayda değer malvarlığını oluşturduğu, borçlu tarafından borca mahsuben ödemelerin devam ettiği, davalıların kötüniyetli olduklarının davacı tarafından ispatlanmadığı, tasarrufların büyük kısmının borcun doğumundan önce yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. İİK’nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.
İİK.nun 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir.
İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden
tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekir. Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktar, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değeridir. Bir başka anlatımla dava ve tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahıs tasarrufa konu malı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmeleri gerekir.
Somut olayda, mahkemece açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemiştir.
Dava koşulları yönünden dosya incelendiğinde, davacı alacağının 1.1.2000-11.6.2001 tarihleri arasındaki cari hesaptan kaynaklandığı, itirazın iptali davası sonucu verilen kesinleşmiş karar ile borçlu hakkındaki takibin kesinleştiği, 21.9.2005 tarihli kati aciz belgesinin düzenlendiği, alacağın gerçek olduğu, dava konusu iptali istenen tasarrufların takip konusu borçtan sonra yapıldığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu taşınmaz satışına ilişkin 10.5.2001 ve 24.9.2001 tarihli tasarruflar yönünden iptal koşulları incelendiğinde, anılan taşınmaz 10.5.2001 tarihinde davalı borçlu tarafından davalı …’a üzerindeki 39.149,60 TL hacizle birlikte 3.000,00 TL bedelle; 24.9.2001 tarihinde de Ali tarafından davalı …’a 10.000 TL bedelle satılmış; bilirkişi tarafından belirlenen değer ise ilk satış için 67.000,00 TL, ikinci satış için 70.000 TL olarak tespit edilmiş, taşınmaz üzerindeki haciz 17.10.2001 tarihinde kaldırılmıştır. Davalı … taşınmaz için 42.000,00 TL ödediğini iddia ederek borçlu tarafından adına düzenlenen tahsilat makbuzlarını sunmuş ise de anılan makbuzlar istenilen kişi adına herzaman düzenlenebilecek belge niteliğinde olduğundan kabulü mümkün görülmemiştir. Bu durumda 10.5.2001 tarihli tasarruf yönünden taşınmazın tapudaki satış bedeli ile bilirkişi tarafından belirlenen gerçek bedel arasında misli fark bulunmasına rağmen anılan tasarruf yönünden İİK 278 maddesinde öngörülen iki yıllık süre geçmiş olduğundan İİK 278/3-2 maddesi kapsamında tasarrufun iptali mümkün değildir. Ancak anılan taşınmaz borçlu şirketin ticari faaliyetlerini sürdürdüğü adrese ilişkin olup bilirkişi raporu ve dosya kapsamından taşınmazın işyeri olarak kullandığı anlaşıldığından anılan taşınmaz devrinin her iki satış yönünden de İİK 280.madde kapsamında ticari işletme devri mahiyetinde olup olmadığı, borçlunun alacaklılarına zarar verme kastının işlemin diğer farafının (davalılarca) bilinip bilinmediği yine ikinci satış yönünden davalı …’ın borçlu şirketin kiracısı olduğu iddia edildiğinden bu durumda da araştırılarak tüm delillerin değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.
Dava konusu … plakalı araç, takip konusu alacağın doğumundan sonra 10.5.2001 tarihinde borçlu tarafından sigortalı işçisi davalı …’ye satıldığından, davalı …’ın borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olması nedeniyle 10.5.2001 tarihli tasarrufun İİK 280/1.madde gereğince iptaline; ancak davalı 4.kişi …’ın kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından davalı … hakkındaki davanın İİK 283/2. madde gereğince bedele dönüştüğü kabul edilerek dava konusu aracı elden çıkardığı 19.6.2001 tarihindeki bedeli yönünden bilirkişiden rapor alınarak belirlenecek bedelle davacının alacak ve ferileri ile sınırlı olarak davalı …’ın tazminatla sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru değildir.
Dava konusu … plakalı araç satışına ilişkin 12.4.2002 tarihli tasarruf yönünden ise borçlu ile davalı 3.kişi Abacı Motorlu Araçlar Pazarlama AŞ. arasında ticari ilişki bulunduğu ve davalı 3.kişi şirketin borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olduğu iddia edildiğinden bu konunun araştırılmasına yönelik olarak davalı borçlu ile 3.kişi Abacı Motorlu Araçlar Pazarlama AŞ’nin ticari defterleri incelenerek aralarında dava konusu tasarruftan önce ve sonra ticari ilişki bulunup bulunmadığı dolayısıyla davalı 3.kişi şirketin borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olup olmadığı dolayısıyla dava konusu tasarrufun İİK 280/1, son madde kapsamında iptale tabi olup olmadığının belirlenmesi, iptale tabi olduğu takdirde dava konusu araç 3.kişi şirket tarafından 6.8.2002 tarihinde dava dışı 4.kişiye satıldığından 3.kişi şirket hakkındaki davanın bedele dönüştürüldüğü gözönüne alınarak aracın davalı 3.kişi tarafından elden çıkarıldığı 6.8.2002 tarihindeki değeri yönünden bilirkişiden alınacak rapor sonucuna göre davalı 3.kişi şirket hakkında İİK 283/2 madde kapsamında karar
verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 1.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.