YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/15611
KARAR NO : 2013/4402
KARAR TARİHİ : 28.03.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı şirkete kasko sigortalı müvekkiline ait aracın tek taraflı trafik kazasında hasarlandığını, ihbara rağmen davalının hasarı karşılamadığını, tesbit raporuna göre araçta 40.275 TL tutarında hasar olduğunu belirterek 40.275 TL’nın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, olayın emniyet görevlilerine kazadan 6 saat sonra haber verildiğini, sürücünün kim olduğunun alkollü olup olmadığının belirlenemediğini, aracın sağ yan kısmındaki sürtünmeler ile motor kaputunun üzerindeki dikey hasara neden olabilecek nesnelerin kaza mahallinde bulunmadığnı, kaza yeri ile aracın hasarının uygunluk sağlamadığını, aracın çarpıldığı iddia edilen yer ile park halinde bulunduğu yer arasında 200 metre mesafe olduğu, bu mesafe arasında fren izine dahi rastlanmadığını, kaza tesbit tutanağının düzenlenmediğini, tek taraflı olarak yaptırılan ve kendilerine tebliğ edilmeyen tespit raporunu kabul etmediklerini, doğru ihbar mükellefiyetine uyulmadığından ispat yükünün davacı sigortalıya geçtiğini, hasarın teminat kapsamında olmadığını ve fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, kasko sigorta sözleşmesine dayanılarak sigortalı tarafından kasko sigorta şirketi aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir.
Davacı kooperatife ait aracın 13.2.2009/13.2.2010 vadeli kasko poliçesi ile davalı … şirketine sigortalattırıldığı ve sigortalı araçtaki hasarın (rizikonun) poliçe yürürlük süresi içerisinde, 30.1.2010 tarihinde meydana geldiği ihtilaf konusu değildir.
Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen A/1 maddesine göre, gerek hareket ve gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya harekette bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cismle çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile 3.kişilerin kötüniyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, TTK’nin 1282.maddesi uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasanın 1281.maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının, ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.
İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte, sigortalı kasko poliçesi genel şartlarının B.1.5.maddesi ve TTK’nin 1292/3.maddesi uyarınca, rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı bir şekilde, sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko
teminat içinde imiş gibi ihbar ederse, ispat külfeti yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat külfesi sigortalıya geçer.
Yine 6100 sayılı HMK’nin 266.maddesi gereğince “Mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir”.
Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya baktığımızda; olayın 30.1.2010 tarihinde saat 03.00 sıralarında meydana geldiği, sigortalı aracın sürücüsü dava dışı …’nun karakolda 30.1.2010 tarihinde saat 11.10’da verdiği ifadesine ve davalı sigortacıya sunduğu 12.2.2010 tarihli beyan dilekçesine göre; Osmaniye’den Kadirli’deki evine dönerken yorgunluk, dalgınlık ve uyuması sonucu araçla soldaki orta refüje çarptığı, çarpmadan sonra aracın 200 metre kadar savrulup sürüklenerek durduğu, sürücünün aracın ruhsatını alarak evine gittiği, sabah 09.00’da kazayı polise ihbar ettiği, olayın hemen ihbar edilmemesi nedeniyle kaza tesbit tutanağı düzenlenmediği ancak resmi görevlilerce olay yeri basit krokisinin çizildiği ve görgü tesbit tutanağının düzenlendiği, olay yerinin ve aracın incelendiği, hasarlarının ayrıntılı şekilde tesbit edildiği, orta refüj kaldırımın taşında kırılmalar olduğu, çarpıldığı iddia edilen yer ile aracın park halinde durduğu 200 metrelik mesafe içinde, belli aralıklarla tampon kuşağı kırığı parçası ile siyah sünger parçalarının bulunduğu ayrıca aracın en son durduğu yere yakın mesafede yakıt ve yağ lekelerinin ve en son durma noktasına 2 metre mesafede yolda 2 metre sürünme izleri olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca olay yerinin fotoğrafları çekilmiştir. Ekspertiz raporuna göre 2.2.2010 tarihinde olay, davalı sigortacıya ihbar edilmiş, eksper incelemesi sonucu sigortalı araçta oluşan hasarlar tek tek belirlenmiş, aracın onarımının ekonomik olmayacağı, pertinin uygun olduğu, 2.el piyasa rayiç değerinin 30.000 TL, sovtaj bedelinin 13.000 TL olacağı tesbit edilmiştir. Sürücü, olayı 6 saat kadar sonra bildirdiğinden alkol ölçümü yapılmamıştır. Sigortacı-hukukçu bilirkişi raporunda, dosyadaki fotoğraflar renkli ve orjinal olmadığından motor kaputundaki hasarların tespit edilemediği kazanın ihbar edildiği şekilde meydana gelmesi halinde aracın sol kısmı ile refüje çarpmasının gerektiği, zira aracın sağ tarafı ile çarpmış olması halinde refüjdeki trafik levhasının hasarlanmamasının mümkün olmadığı, yine böyle bir hasar sonrası 200 metre sürüklenmesinin de muhtemel bulunmadığı, aracın sol tarafı ile refüje çarptığının kabulü halinde de aracın sağ çamurluk ve kaporta tarafında meydana gelen ciddi boyutlardaki hasarların açıklanamadığı, aracın sağ tarafındaki hasarın beyan edilen kaza sonucu oluşmayacağı kazanın belirtilen mahalde meydana gelmediği, ihbar külfetine açıkca aykırı davranıldığı, doğru ihbar mükellefiyetine uyulmadığı, ispat yükünün davacı tarafa geçtiği bildirilmiştir. Davalı taraf, hasar ile kazanın oluş şeklinin uyumlu olmadığını, doğru ihbar mükellefiyetine uyulmadığını, geç ihbarda bulunulduğunu, hasarın teminat kapsamında kalmadığını savunmuştur. 23.3.2010 tarihinde araç üzerinde davacı tarafın talebi ile hasar tespiti yapılmış ve tespit raporu alınmıştır. Davacı vekili, keşif yapılarak araç üzerinde incelemede bulunulmasını, kazanın oluşu ile hasar arasında illiyet bağı olup olmadığının bu şekilde tesbit edilmesini talep etmiş; bu konuda verilen ara kararları müracaat edilmediğinden bahisle yerine getirilememiş, daha sonra da mahkemece, kaza tarihinden itibaren uzun zaman geçtiğinden olay yerinde delil, emare kalmadığı, keşiften sonuç elde edilemeyeceği gerekçesiyle keşif ara kararından dönülmüştür. Mahkemece sigortacı-hukukçu bilirkişi raporuna istinaden oluş şekli ile araçtaki hasarların uyumlu olmadığı, aracın sağ tarafındaki hasarların nasıl oluştuğunun açıklanamadığı, doğru ihbar mükellefiyetine açıkça aykırı davranıldığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Dosya kapsamına göre davacı sigortalının rizikonun gerçekleşme şeklini kasten ve iyiniyet kurallarına açıkca aykırı olarak bildirdiği sabit olmamıştır. Rizikonun ihbar edilenden farklı şekilde gerçekleştiğini ispat külfeti sigortacıda bulunmaktadır. İspat külfeti sigortacıda olmakla, sigortacı rizikonun ihbar edilenden de farklı şekilde oluştuğunu ve aracın sigorta teminatı dışında başka yerde hasarlanıp olay yerine getirilmediğini soyut iddialarla değil, somut delillerle kanıtlamalıdır. Ayrıca sigortacı-hukukçu bilirkişi araç hasarı, hasar ile oluş şekli arasında uygunluk bulunup bulunmadığını değerlendirme konusunda uzman değildir. Konunun uzmanı olmayan ya da bu hususlarda ne şekilde uzmanlığı olduğu anlaşılamayan bilirkişi raporu hükme esas alınamaz.
Bu durumda mahkemece, ispat hakkının yer değiştirmediği, olayın ihbar edildiği şekilde gerçekleşmediği ve bu gerçekleşme şeklinin kasko sigorta poliçesi teminatı kapsamında kalmadığı hususunun, somut delillerle, davalı … tarafından kanıtlanması gerektiğinin kabulü ile olay yerine ilişkin resmi görevlilerce çekilen renkli fotoğrafların dosyaya getirtilmesi, daha sonra İTÜ veya Karayolları Genel Müdürlüğü fen heyetinden seçilecek hasar konusunda uzman bilirkişi kurulundan gerektiğinde sigortalı araç üzerinde dahi inceleme yaptırılarak tüm dosya kapsamına, resmi görevlilerce düzenlenen görgü tesbit tutanağına, olay yeri krokisine, ekspertiz raporuna, fotoğraflara göre kazanın oluş şekli ile sigortalı araçta meydana gelen hasarın uygun, uyumlu olup olmadığı, bu kazada bu hasarların meydana gelip gelmeyeceği, kaza ile hasarın uyumlu olması halinde, davacı aracında oluşan hasar miktarı, aracın pertinin mi onarımının mı uygun olduğu hususlarında gerekçeli, ayrıntılı, denetime elverişli, önceki bilirkişi raporunun, davacı iddiasının, davalı savunmasının ve itirazlarının irdelendiği bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı …,… Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kooperatifi vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 28.3.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.