Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2012/3569 E. 2012/6732 K. 25.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/3569
KARAR NO : 2012/6732
KARAR TARİHİ : 25.05.2012

MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı 3. Kişi vekili, İzmir 17.İcra Müdürlüğü’nün 2009/11494 Takip, Karşıyaka 3.İcra MüdürlüĞü’nün 2010/464 Talimat sayılı dosyasından 17.2.2010 tarihinde haczedilen menkullerin müvekkiline ait olduğunu belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasını dava ve talep etmiştir.
Davalı alacaklı vekili 14.6.2010 tarihli savunma ve vekillikten istifa dilekçesiyle, haciz adresinin borçlulara ait olduğunu, aynı adreste 27.7.2009 tarihinde borçlunun huzurunda haciz yapılarak malların yediemin olarak borçluya bırakıldığını, davacı ile borçlu arasındaki işyeri devrinin muvazaalı olduğunu, haczedilen mallardan bir kısmının müvekkili tarafından borçlulara satılan mallar olduğunu belirterek davanın reddini %40 tazminatın tahsilini savunmuştur.
Davalı borçlular savunma yapmamıştır.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere göre, dava konusu haczin borçlunun eski adresinde ve borçluların yokluğunda davacı 3.kişi ve vekilinin huzurunda yapıldığı, bu durumda İİK 97/a maddesine göre ispat külfetinin davalı alacaklıda olduğu, davacının sunduğu faturalara göre, davalı alacaklı vekilinin muvazaalı devir iddiasını kanıtlayamadığı, davacı tanıklarının beyanlarından haciz adresinin borçludan sonra … tarafından kullanıldığı, …’in boşaltığı işyerinde borçlu ile hiçbir bağlantısı olmayan davacının faaliyete başladığının anlaşılması karşısında davanın kabulüne dava konusu mahcuzların davacıya ait olduğunu
olduğunun tespitine karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK 96 ve devamı maddeleri gereğince 3.kişi tarafından açılmış istihkak istemine ilişkindir.
1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, 28.6.2010 tarihli tebligatın Tebligat Kanununun 21 maddesine uygun olarak yapılmış bulunmasına göre davalı alacaklının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Takip konusu borç 31.1.2009 ve 28.2.2009 keşide tarihli iki adet çeke dayalıdır. Ödeme emri borçlulara 12.12.2008 tarihli Ticaret Sicil gazetesinde bildirilen … adresinde 7.5.2009 tarihinde Tebligat Kanununun 21.maddesi gereğince tebliğ edilmiştir. 27.7.2009 tarihli haciz tutanağından; borçlunun tebligat adresinin kapalı olduğu ve dört aydır uğramadıkları; borçlunun 1.12.2008 tarihinden önceki adresinde perdeci olarak borçlu ile ilgisi olmayan kişilerin faaileyette bulunduğu; … adresindeki haczin ise davalı borçlu şirketin 31.12.2008 tarihine kadar ortağı ve yetkilisi olan … ile bu tarihten sonra ortak ve yetkili olan …’ın huzurunda yapıldığı ve adreste borçlu şirket ortağı ve borçlu …’a ait 8.6.2009 tarihli belgelerin bulunduğu ve haczedilen 20.050,00 TL değerinde mahcuzların borçlu şirket yetkilisi ve borçlu …’a yediemin olarak teslim edildiği anlaşılmaktadır. Borçlu … 27.7.2009 tarihinde haczedilen mahcuzlarla ilgili olarak dava dışı … lehine istihkak iddiasında bulunmuş ise de bu yönde açılmış bir istihkak davası bulunmadığından mahcuzların borçluya ait olduğunun kabülü gerekecektir. Dava konusu 17.2.2010 tarihli haciz de yine 27.7.2009 tarihli haciz adresinde yapıldığından İİK 97/a maddesindeki mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı lehine olup karine aksinin davacı 3.kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle ispatlanması gereklidir. Davacı 3.kişinin delil olarak sunduğu, 24.12.2009 tarihli vergi levhası ve kira sözleşmesi, 24.12.2009-1.2.2010-5.2.2010 tarihli faturalar takip konusu borçtan ve 27.7.2009 tarihli hacizden sonra düzenlendiğinden karine aksinin ispatı bakımından kesin ve güçlü delil olarak kabülü mümkün görülmemiştir. Tanık …’nun beyanı vergi
kaydı ile çelişkili olduğundan tanık …’ın beyanının soyut nitelikte olması nedeniyle hükme esas alınması da doğru görülmemiştir. Diğer iki tanık … ve … haciz adresinin önce dava dışı … tarafından işletildiğini, boşalttıktan bir iki hafta sonra davacı tarafından açıldığını beyan etmişlerdir. Yukarıda açıklandığı gibi 27.7.2009 tarihli haciz tutanağı içeriğinden o tarihte vergi kaydı dava dışı … adına olmasına rağmen işyerinin fiilen davalı borçlular tarafından işletildiğinin anlaşılması karşısında davacı 3.kişi ile borçluların aynı işi yapması, haczedilen mahcuzların aynı nitelikte olması nedeniyle davacı ile borçlu şirket arasındaki işyeri devrinin muvazaalı olduğunun kabülü gerekeceği, biran için devrin muvazaalı olmadığı kabul edilse bile devrin İİK 44, BK 179.maddelerde belirtilen şartlara uygun yapıldığının iddia ve ispatlanamaması, BK 179.madde gereğince işletmeyi devralan davacı 3.kişinin ticari işletmenin borçlarından sorumlu olacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmeyen gerekçeyle davanın kabülü isabetli görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklının sair temyiz itirazlarının reddine 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı alacaklı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 25.5.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.