YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4272
KARAR NO : 2012/6868
KARAR TARİHİ : 28.05.2012
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı (3.kişi) vekili, davalı alacaklı tarafından dava dışı borçlu … aleyhine yürütülen takipte, Devrek İcra Müdürlüğünün 2007/29 Tal. sayılı dosyasından uygulanan 24.1.2007 tarihli haciz işleminde borçlu ile ilgisi bulunmayan davacıya ait işyerindeki menkullerin haczedildiğini ileri sürerek, haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı (alacaklı) vekili, haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacı 3.kişi vekilinin temyizi üzerine, Dairenin 29.12.2009 gün ve 2009/5945-9248 E/K. Sayılı ilamı ile özetle “davalı alacaklının mülkiyet karinesinin aksini ispatlayamadığı ve sadece borçlunun davacı şirketteki tasfiye payını haczedebileceği dikkate alınmadan, davacı 3.kişinin davasının kabulü yerine aksi düşüncelerle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğundan” bahisle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın kabulü ile mahcuzlar üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı (alacaklı) vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava 3.kişinin, İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
Hukukumuzda kamu düzeninden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237. (6100 Sayılı HMK.md.303) maddesinde düzenlenen kesin hüküm tarafların anlaşmaları ile
ortadan kaldırılamadığı gibi, mahkemece kendiliğinden (resen) gözönünde tutulur. Düzenlediği hak ve çıkar ilişkileri yönünden yasal gerçeklik (hakikat) sayıldığından taraflarını bağlar.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.12.2010 gün ve 2010/1-602-643 sayılı ilamında da açıklandığı üzere, dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hüküm ile çözümlenmemiş olması (da) dava şartıdır. Bu olumsuz dava şartı adıyla adlandırılır.
Kesin hüküm, hem bireyler için hem de devlet için hukuki durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla, hukuki güvenlilik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir.
Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de; (Yargıtay’ın da) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay’da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) ve dahası bozmadan sonra da ileri sürülebilir. Bu bakımdan usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez.
Kesin hüküm ikiye ayrılır. Bunlar şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hükümdür.
Şekli anlamda kesin hüküm, sözü edilen karara karşı artık bütün olağan yasa yollarının kapandığı anlamına gelir. Bazı son kararlar verildikleri anda kesindirler.
Maddi anlamda kesin hükmün koşulları HUMK.nun 237. maddesinde (HMK.md.303) açıklanmıştır. Birinci dava ile ikinci davanın müddeabihlerinin (konusunun), dava sebeplerinin (vakıaların) ve taraflarının aynı olması maddi anlamda kesin hüküm oluşturur.
Somut olayda; takip dosyasından yapılan 24.1.2007 tarihli haciz işlemi ile ilgili olarak aynı davacı 3.kişi tarafından şikayet şekline açılmasına karşın, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 15.1.2008 gün, 2007/12882-2008/177 sayılı bozma ilamı üzerine mahkemece İİK.96 ve devamı maddeleri gereğince istihkak davası olarak görülen ve mahkemenin 31.12.2008 gün, 2008/48-191 sayılı kararıyla 3.kişinin istihkak davasının reddine dair kurulan hükmün Dairenin 20.10.2011 gün, 2011/5133-9497 sayılı ilamı ile onanmasına
karar verildiği, karar düzeltme yoluna gidilmediği ve hükmün 09.1.2012 tarihi itibariyle kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Eldeki davada ise yine aynı haciz işlemi ile ilgili olarak aynı 3.kişi tarafından istihkak davası olarak açılan davada mahkemece davanın reddi yönünde verilen 09.7.2007 gün, 2007/36-103 sayılı ilk hükmün Dairenin 29.12.2009 gün ve 2009/5945-9248 Sayılı ilamı ile özet olarak, davanın kabulü yönünde karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulması üzerine, yerel mahkemece bozmaya uyularak 3.kişinin davasının kabulüne ve mahcuzlar üzerindeki haczin kaldırılmasına dair hüküm kurulduğu görülmektedir.
Yukarıda açıklandığı üzere, her iki dosyadaki davanın konusunun, dava sebeplerinin ve taraflarının aynı olduğu yönünde kuşku bulunmamakta olup, olayda Daire bozma ilamı üzerine diğer taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın istisnası niteliğinde olan, res’en gözetilmesi gereken ve maddi anlamda kesin hüküm oluşmuştur.
O halde; açıklanan bu hukuki ve maddi olgulara göre, mahkemece davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı (alacaklı) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 28.5.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.