Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2012/8238 E. 2013/6373 K. 06.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8238
KARAR NO : 2013/6373
KARAR TARİHİ : 06.05.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, müvekkilinin, davalılardan …’ın maliki, …’nin sevk ve idaresindeki trafik sigortası olmayan aracın çarpması sonucu % 40 oranında tüm vücut fonksiyon kaybına uğradığını belirtip fazlaya dair hakları saklı kalmak koşuluyla tedavi giderleri, yardımcı giderleri, işgücü kaybı zararı ve hastane ulaşım gideri olmak üzere şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminatın davalılar … ,… ve Güvence Hesabından (olay tarihi itibariyle geçerli poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere), 30.000,00 TL manevi tazminatın da davalılar … ve …’tan 02.05.2000 olay tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiş, 12.11.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat istemini 77.716,00 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı … vekili, yetki ve zamanaşımı itirazında bulunup davanın reddini savunmuştur.
Davalı … vekili, zamanaşımı definde bulunarak kaza tarihinde işletenin müvekkili olmadığını ve manevi zarar talebinin fahiş olduğunu bildirip davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı … davacıya kaza sebebi ile ödemede bulunduğunu bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece tüm dosya kapsamına göre davanın zamanaşımına uğramış olması nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, trafik kazasından kaynaklanan sürekli iş göremezlik zararı ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2918 sayılı KTK.nin 109/1.maddesinde “motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar.” denilmektedir. Aynı kanunun 109/2 maddesinde ise, “dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.” hükmüne yer verilmiştir. Yine Borçlar Kanunu’nun zamanaşımını düzenleyen 60. maddesinde de“ Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve herhalde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur.” hükmüne yer verilmiştir. Zamanaşımının oluşması için zararın ve tazminat sorumlusunun birlikte öğrenilmesi gerekir. Gerek 2918 sayılı KTK’nin 109/1.maddesi gerekse Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde öngörülen zamanaşımı ve gerekse ceza kanunları gereğince öngörülen ceza zamanaşımı süresinin, zararı ve faili öğrenme tarihinde başlayacağında duraksama bulunmamaktadır. Bu noktada zararın öğrenildiği tarihin belirlenmesinde yarar vardır.
Öğreti ve uygulamada kabul edilen genel kurala göre, zarar görenin zararı öğrenmesinden amaç, zararın mahiyeti (kapsamı) ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, davayı ciddi ve objektif şekilde desteklemeye ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olmasıdır. Eğer zararın kapsamını belirleyici husus “gelişmekte olan bir durum” ise zamanaşımı bu gelişme sona ermedikçe işlemeye başlamaz. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, “gelişen durum” aynı olaya ilişkin olarak zaman içinde zararın artması veya yeni zararların doğması halidir. Bundan ayrı, zarar görenin kendi imkanlarıyla ya da başkasının yardımıyla zarar verici fiilin sonuçlarının gidişini ve kesinleşen durumu değerlendirebilmesi gerekir. Özellikle, vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belli bir açıklığa
kavuşmaktadır. Zararın mahiyet ve şümulü hiç anlaşılmadan mutlaka haksız eylem tarihinden itibaren dava açılması gerektiği yolundaki bir görüş, “zararı öğrenme” kavramına uygun düşmez. Nitekim, İsviçre Federal Mahkemesi kararları ve öğretide, vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zararlarda zamanaşımı süresinin ancak kesin teşhisten, özellikle sürekli sakatlığa ilişkin kesin raporun öğrenilmesinden sonra başlayacağı kabul edilmektedir.
Davaya konu kaza 02.05.2000 tarihinde gerçekleşmiş, dava 13.01.2010 tarihinde açılmıştır.
Kazaya sebebiyet veren ve olay tarihinde 15 yaşını doldurmayan araç sürücüsü davalı … hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralanmaya sebep olmak suçundan açılan ve Bakırköy 1. Çocuk Mahkemesinde görülen kamu davasında verilen zamanaşımı nedeniyle düşme kararı 29/12/2006 tarihinde kesinleşmiştir.
Somut olayda, davacının çeşitli ameliyat ve tedavilerden sonra düzenlenen 16.11.2009 tarihli Bezm-i Alem …,… Gureba Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulu raporunda davacının % 40 oranında vücut fonksiyon kaybına uğradığı tespit edilmiştir.
Dosya arasında bulunan bilgi, belge ve bilirkişi raporuna göre 02.05.2000 tarihinde gerçekleşen trafik kazası sonucu yaralanan davacının kaza anında belli bir şikayetinin ortaya çıkmadığı, aradan geçen zaman içinde omurga kemiği kırığına bağlı olarak ortaya çıkan ağrı, parapileji ve kas gücünde azalmanın cerrahi ve tıbbi tedaviye tabi tutulduğu, bu tedavi evresinin kaza tarihinden başlayarak dört ayrı ameliyat, rehabilitasyon, fizik tedaviyle medikal tedavi şeklinde on yıla yaklaşık bir müddetle devam ettiği, aradan geçen zaman içersinde tıbbi şifa elde edilemediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece davacıya ait tüm tedavi evrakları ilgili yerlerden getirtildikten sonra tüm delillerle birlikte dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, vücuttaki yaralanmanın ve sürekli işgöremezliğin trafik kazası sonucu meydana gelip gelmediği, sakatlığın kalıcılığı, tıbbi tedaviye cevap verip vermediği tedavi durumuna göre “gelişen durumun” olup olmadığı, bu yaralanmadan dolayı tüzüğe uygun daimi işgöremezlik oranının belirlenmesi konularında ayrıntılı gerekçeli rapor alınarak davanın zamanaşımı süresinde açılıp açılmadığı tartışılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2- Kabule göre de; davalılardan araç sürücüsü olan …’nin süresi içerisinde usulüne uygun olarak zamanaşımı definde bulunmadığı ve bu hususun mahkemenin 13.05.2010 günlü oturumunda açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, anılan davalı hakkında da zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 6.5.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.