YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8257
KARAR NO : 2013/5121
KARAR TARİHİ : 09.04.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlu …’un aleyhine açılan boşanma ve edinilen mallardaki katkı payının tasfiyesine dair davalar sonucu hükmedilecek tazminatların tahsilini imkansız hale getirmek amacıyla adına kayıtlı taşınmazı 20.1.2009 tarihinde yakın arkadaşı davalı …’a sattığını belirterek davalılar arasındaki muvazaalı satış işlemine ilişkin tasarrufun iptali ile tapunun eski hale getirilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili,dava konusu taşınmazın 2000 yılında müvekkili … tarafından alındığını ve şahsi malı olduğunu, aslında davacının müvekkiline 23.000 TL borcu olduğundan bu konuda davacı aleyhine açtıkları davanın derdest olması nedeniyle bu davanın derdestlik nedeniyle reddi gerektiğini, boşanma davası sonunda davacının maddi-manevi ve tazminat isteklerinin reddedildiğini,dava konusu taşınmazın müvekkili Tamer tarafından iyiniyetle ve 46.000,00 TL bedelle alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan delillere göre, davacı ile davalı … arasında 2006 yılından beri süre gelen davalar olduğu, dava konusu taşınmazın tapudaki satış bedeli ile gerçek değeri arasındaki aşırı fark bulunduğu, taşınmazın üzerindeki tedbir kararının kaldırılmasından iki gün sonra satılmış olması, davalı …’ın savunması karşısın-
da dava konusu taşınmazın davacının boşanma sonrası katkı alacağının tahsilini engellemek amacıyla muvazaalı olarak, gerçekte satılmadığı halde satış gibi gösterildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın davalılar arasındaki satış ve devrinin iptali ile taşınmazın eski haline yani malik … adına kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki ileri sürülüş biçimine göre, dava hukuksal nitelikçe BK’nin 18.maddesinin(6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 19.maddesi) özüne ve sözüne uygun muvazaaya dayanmaktadır. Kural olarak 3.kişiler olayımızda davacı, muvazaa nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde, tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü,danışıklı olan bir hukuki işlem ile 3.kişinin zarara uğratılması ona karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla danışıklı işlem yapılması gerekir.
Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277.maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3.kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı
muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir.
Somut olayda davacı vekili, davalı borçlunun aleyhine açılan boşanma ve edinilmiş mallardaki katkı payının tasfiyesine dair davalar sonucu hükmedilecek tazminatların tahsilini imkansız hale getirmek amacıyla adına kayıtlı taşınmazı 20.1.2009 tarihinde yakın arkadaşı davalı …’a sattığını belirterek davalılar arasındaki muvazaalı satış işlemine ilişkin tasarrufun iptalini talep etmiştir.
Davacı tarafından davalı borçlu … aleyhine açılan ve kesinleşen boşanma davası sonunda davacı lehine hükmedilen nafaka, maddi ve manevi tazminat alacağı yoktur. Ancak davacı ve davalı … arasında Batman 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/659 Esas sayılı dava dosyası ile katkı payı ve kira geliri alacağı davasının devam ettiği, henüz dosyanın derdest olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece davacı ile davalı … arasındaki Batman 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/659 Esas sayılı dava sonucu beklenerek davacının alacaklı olduğu belirlendiği takdirde, satış işlemlerinin danışıklı olup olmadığı araştırılmalı, tarafların bu konuda sunduğu deliller toplanarak davalıların danışıklı bir davranış içinde bulundukları tespit edildiği takdirde hükmedilen tazminatın tahsili için İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak tapu kaydının iptaline gerek olmadan davacının alacağını alabilmesi için dava konusu taşınmazın haczi ve satışı konusunda davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olarak cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabülü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik
incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılara geri verilmesine 9.4.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.