YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/2666
KARAR NO : 2013/7132
KARAR TARİHİ : 16.05.2013
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı 3.kişi vekili ve davalı (alacaklı) vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı (üçüncü kişi) vekili, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü’nün 2009/14620 sayılı Takip dosyasında yazılan talimat uyarınca, Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğü’nün 2009/2603 sayılı Talimat dosyasında yapılan 20.04.2009 günlü hacze konu menkullerin davacı üçüncü kişi şirkete ait olduğunu, haczin ödeme emirleri tebliğ ettirilmeden yapıldığını, haciz adresi ve mahcuzların borçlularla ilgisinin bulunmadığını, davalı alacaklının ispat yükü altında olduğunu belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına ve tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı (alacaklı) vekili, davacı ve borçlular arasında ortakları ve aynı adreste faaliyet göstermeleri nedeni ile organik bağ bulunduğunu, aynı alanda faaliyet gösterdiklerini, örtülü iş yeri devri yapıldığını belirterek davanın reddine ve tazminata karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı (borçlular), usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmalara katılmadığı gibi cevap da vermemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre: “dava konusu haciz sırasında üçüncü kişi şirket yetkilisinin hazır bulunduğu ve istihkak iddia ettiği, davanın takibin devamı kararının tebliğinden itibaren 7 gün içinde açıldığı, bir kısım mahcuza uyan fatura sunulmadığı, diğerleri için sunulan faturaların ise mahcuzlara uygunluğunun tespit edilemediği, iki şirket arasında ortaklar itibarı ile ve aynı iş kolunda faaliyet göstermeleri nedeni ile organik bağ bulunduğu“ gerekçesi ile
davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı üçüncü kişi vekili ve tazminata hükmedilmemesi nedeni ile davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.Davacı üçüncü kişi şirketin kuruluşu eski tarihlidir, ancak 03.03.2009’dan yani borcun doğumundan sonra haciz adresinde faaliyet göstermeye başlamıştır. Haciz adresi 25.05.2009’a kadar borçluların ticaret sicilde kayıtlı faaliyet adresi olarak görünmektedir. Buna göre üçüncü kişi ve borçlu şirketler 2 ay kadar haciz adresinde birlikte faaliyet göstermiştir. Diğer yandan davacı ve borçlu şirketler arasında ortakları arasındaki akrabalık bağı ve aynı alanda faaliyet göstermeleri nedeni ile organik bağ da bulunmaktadır.
Somut olayda İİK’nin 97/a maddesindeki mülkiyet karinesi, borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. İspat yükü altında olan üçüncü kişi bir kısım mahcuz için fatura sunamamıştır. Diğer mahcuzlar için verilen faturalar ise borcun doğum tarihinden sonra düzenlenmiş olup, ayırt edici özellikleri içermediği için mahcuzlarla karşılaştırılması mümkün değildir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı üçüncü kişi vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2. Uyuşmazlık, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına dayanarak ileri sürdüğü “istihkak” iddiasına ilişkindir İstihkak davasının yargılaması aşamasında 04.06.2009 tarihli kararla teminat karşılığında takibin durdurulması kararı verilmiş, alacaklı tarafça 16.06.2009 tarihli teminat mektubu sunulmuştur.
İİK’nin 97/3. maddesinde: “…Takibin talikine karar verilirse, haksız çıktığı takdirde alacaklının muhtemel zararına karşı davacıdan 36 ncı maddede gösterilen teminat alınır.…“ düzenlemesi ve aynı maddenin 13. fıkrasında ise: “…Değişik fıkra: 09/11/1988 – 3494/11 md.) İstihkak davası üzerine takibin talikine karar verilip de neticede dava reddolunursa alacaklının alacağından bu dava dolayısıyla istifası geciken miktarın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere davacıdan tazminat alınmasına hükmolunur…“ düzenlemesi yer almaktadır.
İstihkak davası red ile sonuçlanıp, teminat karşılığında takip de durduğuna göre İİK’nin 97/13. maddesi uyarınca ala-
caklı yararına tazminata da hükmedilmesi gerekir. Esasen buradaki tazminat niteliği itibarı ile de kötü niyet ya da inkâr değil gecikme tazminatı olarak değerlendirilmelidir. Gecikme tazminatı ile alacağın tahsilinin gecikmesinden kaynaklanan zararın karşılanması hedeflendiğinden tazminat tutarının alacak miktarı ile hacizli malların değerinden hangisi az ise onun üzerinden hesaplanması gerekir.
Mahkemece koşulları gerçekleştiği halde alacaklı lehine mahcuzların değerinden daha az olan alacak miktarı üzerinden tazminata hükmedilmemesi hatalı olmuştur.
Ne var ki belirtilen bu yanlışlığın giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden 6100 sayılı HMK’nin ek geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’nin 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişi vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın hüküm fıkrasının 2. bendindeki “Davacının kötü niyet tazminatı talebinin koşulları oluşmadığından reddine” ibaresinin çıkartılarak yerine “İİK’nin 97/13. maddesi uyarınca alacak miktarı üzerinden hesaplanacak %40 tazminatın davacı üçüncü kişiden alınarak davalı alacaklıya verilmesine” ibaresinin yazılmasına, hükmün bu şekli ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 1.179,50 TL fazla alınan temyiz peşin harcın temyiz eden davacı 3.kişiye geri verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 16.5.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.