Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2013/5158 E. 2013/9009 K. 13.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5158
KARAR NO : 2013/9009
KARAR TARİHİ : 13.06.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki muvazaalı satışın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davalı …’in müvekkili belediyede memur olarak çalıştığı dönemde zimmetine 70.251,60 TL geçirdiğini, anılan suç nedeniyle 10.3.2009 tarihinde tutuklandıktan sonra adına kayıtlı iki taşınmazdan birini 7.5.2009, diğerini 18.5.2009 tarihinde damadı davalı …’e sattığını, ancak taşınmazları halen borçlunun kullandığını belirterek davalılar arasındaki muvazaalı satışın iptali ile davalı … adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı borçlu … vekili, dava konusu tasarrufun borçtan önce yapıldığını, anılan taşınmazların borç nedeniyle satıldığını, dava konusu taşınmazda borçlunun kira ile oturduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı … vekili, muvazaa iddiasının ispatlanamadığını, satışların gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece iddia, savunma toplanan delillere göre, davalı borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin ve aciz belgesinin bulunmadığı İİK’nun 277.maddesindeki şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bir davada öne sürülen maddi olguların hukuki değerlendirmesini yapmak,uygulanacak Yasa maddesini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir.(6100 sayılı HMK’nun 33.maddesi)Dava dilekçesindeki ileri sürülüş biçimine göre, dava hukuksal nitelikçe BK’nun 18.maddesinin(6098 Sayılı Türk
Borçlar Kanununun 19.maddesi) özüne ve sözüne uygun muvazaaya dayanmaktadır.Kural olarak 3.kişiler olayımızda davacı, muvazaa nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde, tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü, danışıklı olan bir hukuki işlem ile 3.kişinin zarara uğratılması ona karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla danışıklı işlem yapılması gerekir.
Somut olayda Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 2.4.2010 tarih 2009/72 Esas 2010/41 Karar sayılı ilamı gereğince davacı idare, davalı …’den 70.251,60 TL alacaklı olup, anılan karar temyiz aşamasında olduğundan kesinleşmemiştir. Muvazaaya dayalı iptal davasında icra takibine geçilmesi ve aciz belgesi alınmasına gerek yoktur.Davacı idare, davalı borçlu hakkında 10.7.2009 tarihinde icra takibi yapmış ise de borçlunun itirazı üzerine takibin 1.8.2009 tarihinde durduğu borçlunun itirazının davacıya 16.9.2009 tarihinde tebliğ edildiği, davacı tarafından ceza karının kesinleşmesi beklenildiğinden borçlu hakkında itirazın iptali veya itirazın kaldırılması davası açılmadığı ve takibin 15.9.2010 tarihinde takipsizlikten işlemden kaldırıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı vekili, borçlu tarafından damadına yapılan taşınmaz satışlarının muvazaaya dayalı olması nedeniyle davalılar arasındaki alacaklılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapılan satışın BK’nun 18. maddesi gereğince iptali ile borçlu adına tescilini talep ettiğinden Mahkemece, Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 2.4.2010 tarih 2009/72 Esas 2010/41 Karar sayılı ilamının kesinleşmesi beklenerek alacak kesinleştiği takdirde davalılar arasındaki satış işlemlerinde danışıklığın bulunup bulunmadığı konusu araştırılarak, davalıların danışıklı bir davranış içinde bulundukları sonucuna varılması durumunda davacının alacağının tahsili için İİK 283/1.maddesi benzetme yoluyla uygulanmak suretiyle tapu iptaline gerek olmaksızın davacının alacağını alabilmesini sağlamak için dava konusu taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekirken davanın İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince tasarrufun iptali davası olarak değerlendirilmesi ve ön şart yokluğu nedeniyle reddedilmesi isabetli görülmemiştir.
Kabule göre de, davanın önşart yokluğundan reddi halinde kendisini vekille temsil ettiren davalılar yararına AAÜT’nin 7.maddesi gereğince maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken nispi vekalet ücreti takdiri de doğru görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 13.6.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.