YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/22116
KARAR NO : 2014/18827
KARAR TARİHİ : 16.12.2014
MAHKEMESİ : Ordu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 18/06/2013
NUMARASI : 2011/470-2013/339
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı G.. A.. vekili; davacı tarafından sigortalı bulunan daire, davalı D.. G..’a ait konuttan sızan sular sebebiyle 12/08/2011 tarihinde hasara uğradığını belirterek fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak üzere sigortalısına ödenen 4.068,00TL’nin 12/09/2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; davanın kabulü ile 4068,00TL ‘nin 12/09/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, konut paket poliçesine dayalı tazminatın rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 22.03.1944 Tarih E. 37, K. 9, RG. 3.7.1944 sayılı kararında “Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dâva, sigorta poliçesinden doğan bir dâva değildir. Bu nedenle, halefiyet dâvası bir ticarî dâva sayılamaz. Bu dâva, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dâva gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dâva açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu dâvası için de söz konusudur” şeklinde vurgulanmaktadır.
Öte yandan, TTK’nun “Halefiyet” başlığı altındaki 1472. maddesinde “Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder.” hükmüne yer verilmiştir.
6100 Sayılı HMK’nun “Sulh hukuk mahkemelerinin görevi” başlığı altındaki 4.maddesinde de “(1) Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın; a) Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları, b) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları, c) Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları, ç) Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları, görürler.” hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun Ek-1. maddesi uyarınca bu yasanın uygulamasından doğan uyuşmazlıkların sulh hukuk mahkemelerince çözümleneceği belirtilmiştir.
Buna göre, davacı sigorta şirketinin sigortalısının halefi olarak haksız fiil sebebiyle açtığı davada, dava dışı sigorta ettiren ile davalı arasındaki uyuşmazlığın temelindeki hukuki ilişkinin kat mülkiyetine dayanması halinde, olayda sulh hukuk mahkemesinin görevli olacağı açıktır.
Somut olayda, dosya içerisindeki tapu senedine göre, dava konusu binanın kat mülkiyetinde olduğu ve 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 19/son maddesi gereğince kat malikleri diğer kat maliklerine verdiği zarardan sorumlu olacağı, aynı yasanın Ek-1. maddesi gereğince de olayda Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olacağı gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 16.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.