Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2014/6937 E. 2014/17588 K. 02.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/6937
KARAR NO : 2014/17588
KARAR TARİHİ : 02.12.2014

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı … … ve Müflis … AŞ İflas İdaresi ve davalı … vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Esas ve birleştirilen davaların davacıları vekilleri, davalı borçlu … A.Ş ‘nin alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla adına kayıtlı taşınmazı 31.12.2003 tarihinde borçlu şirketin yönetim Kurulu Başkanı davalı …’e sattığını belirterek davalılar arasındaki tasarrufun iptalini talep etmişlerler, esas davanın davacısı vekili 19.10.2006 tarihli dilekçesi ile dava sebebini BK’nun 18 maddesi gereğince muvazaa hukusal sebebine dayalı tapu iptali tescil istemi olarak ıslah etmiştir.
Davalı borçlu …ile davalılar … ve … vekili, esas dava yönünden takip konusu senetlerle ilgili menfi tespit ve sahte senet tanzimi nedeniyle davam eden hukuk ve ceza davaları bulunduğunu, takiplerin kesinleşmediğini,aciz belgesi sunulmadığını, ıslah talebini kabul etmediklerini belirterek davanın reddi ile ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını aksi halde teminata bağlanmasını talep etmiş,birleştirilen dava yönünden ise davalı …’in dava konusu tasarrufun tarafı olmadığından hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddini, diğer davalılar yönünden ise iptal koşulları oluşmadığından davanın reddini savunmuştur.
Müdahiller …A.Ş, … A.Ş ,… A.Ş,…Ltd Şti.vekilleri müvekkillerinin de borçlu şirketten alacaklı olduğunu ve dava konusu tasarruftan yeni haberdar olmaları nedeniyle tasarruf yapılan taşınmazın eski malikine iadesi ile eski ve yeni malikin tazminata mahkum edilmelerini müdahale suretiyle istemiştir.
Müdahil ….vekili 10.6.2013 tarihli dilekçesi ile dava konusu taşınmazla ilgili 22.12.2012 tarihli satış vaadi sözleşmesi yaptıklarını ve taşınmazı satın almak istediklerini belirterek ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
…İflas İdaresi vekili,borçlu şirketin 18.5.2007 tarihinde iflasına karar verildiğini,23.6.2008 tarihinde ikinci alacaklılar toplantısının yapıldığını ,dava hakkının İİK 245 madde gereğince davacı alacaklılara devredilmediğinden iflas idaresi lehine tasarrufun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece 28.11.2013 tarihli duruşmadaki ara karar ile; Mahkemenin 2008/191 Sayılı Esas dosyası yönünden; … 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/23 Esas 2012/20 Karar sayılı ilamının bozulmuş olması, Yargıtay 11.Ceza Dairesinin 2013/3249 Esas sayılı bozma ilamında bozulan kararın herhangi bir kısmının onandığına ya da kesinleştiğine ilişkin bir ifadenin yer almamış olması, usul gereği bozulan kararın tamamen ortadan kalkmış olması, hukuk yargılamasından farklı olarak ceza yargılamasında dosya kapsamına ve bozma ilamının yorumuna bağlı olarak hukuken kesinleşmenin kabul edilmesinin sözkonusu olmadığı ve bu konuda ceza yargılamasının kendine özgü ve olması gereken temele dayanması, bozmadan sonra davanın işlem gördüğü,aynı mahkemenin 2013/272 Esas sayılı dosyası üzerinden 5.11.2013 tarihli duruşmada oluşturulan ara kararlarının içeriğine göre de kararını ve bozma ilamını bütün yönlerden yorumlayıp değerlendirme konusunda münhasır yetkiye sahip Mahkemece de bu şekilde bozulan kararın tamamen ortadan kalkmış olduğunu kabul etmiş olması, kaldı ki, bu hususlarının başka Mahkemece denetlenmesinin de mümkün olmaması, dava konusu taşınmazın ıslahla tapu iptali ve tescil davasına dönüşen davanın konusu haline gelmiş olması,, iflas hükümleri, senetlerin sahteliğini ileri sürenlerinde kabul ettiği gibi senetlerin resmi senet olması ve buna bağlı olarak sahtelik iddiasının yeterli olmayıp kesinleşmiş mahkeme kararının aranmasının yasal zorunluluk olması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde ihtiyati tedbirin devam etmesinde hukuki yarar bulunduğu ve taşınmazın davalı olduğu bilinerek yapılan bir tasarrufa dayalı olarak muhtemel yararını öne süren davalı dışı şahıs yönünden ve ayrıca bu işlemin de tarafı olan davalı yönünden tedbirin kaldırılmasını gerektirir daha öncelikli bir yararlarının bulunduğunun kabul edilmesinin varit olmaması gerekçelerine bağlı olarak sonuçta ihtiyati tedbirin koruması gerektiği ve fakat ileri sürülen hukuki yarar ihtimali ve bu aşamadaki menfaat dengelerinin de gözetilmesinde hukuki yarar bulunduğu ve bunun teminat miktarının arttırılmasıyla dengelenebileceği sonucuna varıldığından ihtiyati tedbir kararına itiraz mahiyetinde olan taleplerin kısmen kabulü ile daha önce %5 teminata bağlanmış olan ihtiyati tedbir kararının %10 teminata bağlanmasına; farkı oluşturulan %5 lik teminat karşılığı olarak 175.000 TL teminat miktarının nakten ya da teminat mektubu olarak karşılanması için gelecek duruşmaya kadar kesin süre verilmesine, bu süre içinde belirtilen şekilde teminat karşılanmadığı takdirde tedbirin kaldırılacağına ilişkin ihtaratın huzuren yapılmış olduğuna; gerekçeli olarak oluşturulan bu kararın hazır olanlara huzuren tebliğ edilmiş olduğuna, ihtiyati tedbire itirazın kısmen kabul kısmen reddi nedeniyle ve gerekçesi yazılmış olduğundan kararın mahiyeti gereği ayrıca gerekçeli bir kararın yazılmasına gerek olmadığından ve bütün ilgililer duruşmaya iştirak etmiş olduğundan bugünden geçerli olmak üzere 15 gün içinde Yargıtay yoluna başvurabileceklerine karar verilmiş ;hüküm davacı …,Müflis … AŞ. İflas İdaresi ,davalı … vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Esas dava TBK’nun 19 maddesi gereğince muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal istemine;birleştirilen dava ise İİK 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “ihtiyati tedbir” kenar başlıklı 391. maddesinin (3) numaralı fıkrasında “İhtiyati tedbir talebinin reddi hâlinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır” hükmüne yer verilmiştir.
HMK’nin “İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz” başlıklı 394. maddesinin (5) numaralı fıkrası ise “İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz” şeklindedir.
HMK’nin “Kanun Yolları” başlıklı sekizinci kısmının birinci bölümünde “istinaf” kanun yolu düzenlenmiş ve 341. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmünü içermektedir.
HMK’nin 391/3. ve 394/5. maddelerinde ihtiyati tedbire dair belirtilen (ilk derece) mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş; bu kanun yolunun ne anlama geldiği ise HMK’nın 341/1. maddesinde “ilk derece mahkemelerinden verilen … ihtiyati tedbir … taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir” hükmü ile istinaf olarak açıkça belirtilmiştir.
HMK’nin geçici 3. maddesinde, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli vc 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi geçici 3. maddeyle, 5235 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi gereğince Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar istinafa ilişkin hükümler ve dolayısıyla 341. madde de henüz yürürlüğe girmemiştir.
Burada çözümü gereken sorun, HMK’nin 391. ve 394. maddelerindeki ihtiyati tedbire dair verilen ara kararı ve buna itiraz sonucu verilen karara karşı getirilen kanun yolunun, temyiz kanun yolu olarak anlaşılıp anlaşılmayacağıdır.
HMK’nin geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında istinaf mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar “1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı” vurgulandıktan sonra, (2) numaralı fıkrada “Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” denilerek HUMK’nın uygulanmasına devam edilecek hükümlerine açıklık getirilmiştir.
HUMK’nın uygulanmaya devam edilecek hükümleri, 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. maddelerdir. Buna göre, HUMK’nın 5236 sayılı Kanunla istinafa başvurma imkânı getiren 426/A ve devamı maddeleri, “1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki” ibaresi ile açıkça kapsam dışı bırakılmıştır. Burada uygulanacağı söylenen HUMK’nın anılan 427 ilâ 454. maddeleri, temyiz incelemesinin usulü ve temyize tâbi kararların kapsamını belirlemektedir ve bu kapsam içerisinde, ihtiyati tedbire ilişkin kararlar yoktur. Başka bir ifadeyle, yollama yapılan HUMK’de ihtiyati tedbir kararlarına yönelik temyiz yolu öngörülmemiştir.
Ayrıca Geçici 3. maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan “Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” hükmü gereğince ihtiyati tedbir kararına karşı kanun yolunu temyiz yolu olarak kabul etmekte her iki kanun yolunun mahiyetleri ve yaptıkları denetimin farklılığı nedeniyle mümkün değildir. İstinaf kanun yolunda, “yerindelik” ve “hukukilik” denetimi yapılırken; temyiz kanun yolunda ise sadece “hukukilik” denetimi yapılmaktadır. İstinafta yeniden inceleme yapıldığından, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden bir karar verilebilir; temyizde ise, hukukî denetim yapıldığından yeni bir karar verilmeyip, alt derece mahkemesinin kararı bozulur veya onanır. Bu bakımdan ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara kararına yapılan kanun yolu incelemesinde istinaf mahkemesi, başvuruyu yerinde görürse, sadece kanun yolu başvurusunun kabulüne karar vermeyecek, işin esası olan ihtiyati tedbir kararının kabulüne de karar verecektir. Oysa temyiz yolunda, başvuru yerinde ise yalnızca kararın bozulmasına karar verilebilecektir. Nitekim yukarıda belirtilen HMK’nin 341. maddesinin gerekçesinde de istinaf kanun yolu ile ihtiyati tedbir kararına yönelik yerindelik ve hukukilik denetiminin yapılmasını gerektiren nedenler belirtilmektedir.
Diğer yandan, HUMK’nın temyize ilişkin hükümleri, HMK’deki ihtiyati tedbire dair öngörülen kanun yolunda istinaf mahkemelerine getirilen göreve uymadığı gibi, HMK’ye de aykırılık taşımaktadır.
HMK’nin “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar başlıklı 362. maddesindeki, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz: … f) Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar…” şeklindeki hükümde, ihtiyati tedbire ilişkin istinaf mahkemesine yapılacak kanun yolu başvurusunda verilecek kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacaktır.
HMK’nin 362. maddesinin konuyla ilgili gerekçesinde, “Maddede dava konusu olayın iki dereceli yargılamadan geçmiş bulunduğu göz önüne alınarak, bölge adliye mahkemesinin bazı kararlarına karşı temyiz yoluna gidilemeyeceği öngörülmüş ve böylece Yargıtayın iş yükünün hafifletilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda … ve geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar bakımından da, iki dereceli yargılamanın yeterli güvence teşkil ettiği mülahazasıyla, bu işlerde verilen kararlara karşı temyiz yolu kapatılmıştır” denilmiştir.
Belirtelim ki, HMK ile ihtiyati tedbir konusunda öngörülen kanun yolu, “iki dereceli yargılama”dır. Başka bir ifadeyle “ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesinden oluşan iki dereceli yargılamadır. Bunun sonucu olarak, ihtiyati tedbirle ilgili getirilen kanun yolunun, temyiz olarak anlaşılması, işin mahiyetine, esasına ve amacına uymamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davalı … ve müdahil …AŞ vekilinin ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ilişkin talebinin kısmen kabul kısmen reddine ilişkin ilk derece mahkemesinin ara kararına yönelik temyiz başvurusunun, söz konusu karara temyiz başvuru imkânı bulunmadığından temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.(Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 21.02.2014 tarih, E:2013/1 K:2014/1 sayılı kararı da aynı doğrultudadır.)
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar…, Müflis … AŞ. İflas İdaresi, davalı … vekillerinin temyiz isteminin REDDİNE, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılar …, Müflis …AŞ. İflas İdaresi, davalı …’e geri verilmesine 2.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.