YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/14279
KARAR NO : 2016/17927
KARAR TARİHİ : 12.05.2016
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : 1136 Sayılı Kanuna Aykırılık, Görevi Kötüye Kallanma, Güveni Kötüye Kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin güveni kötüye kullanma suçu için 14/07/2008 ve görevi kötüye kullanma suçu için ise 24/12/2009 olarak yazılması yerine, yalnızca 1136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan suça konu olunan vekaletnamenin düzenlendiği tarih olan 19/06/2007 olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
I- Sanık hakkında görevi kötüye kullanma ve güveni kötüye kullanma suçlarından verilen hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;
Sanık hakkında TCK’nın 53/5. maddesinin uygulanmaması karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Yükletilen suçun sanık tarafından işlendiğinin kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunlar’da öngörülen suç tiplerine uyduğu,
Anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır.
Ancak,
Kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına hükmedilmiş ise de, 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı kararı ile anılan maddenin bazı hükümlerinin iptal edilmiş olması nedeniyle yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, bu aykırılık yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca, hükümden TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkartılıp, yerine ”24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı iptal kararı da gözetilerek,kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak, TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına,” ibaresi yazılmak suretiyle, başkaca yönleri kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
II- Sanık hakkında 1136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen hükme yönelik temyiz incelemesinde;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,
1- Sanığın, … Veterinerlik Ecza Deposu Gıda Tarım Hayvancılık Hizmetleri Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.’ni temsilen katılan … tarafından verilen ve …. Noterliğince düzenlenen 19.06.2007 tarih, 6973 yevmiye numaralı asıl vekaletnameye istinaden, kendisi tarafından bilgisayarda düzenlenip çıktısı alındıktan sonra aslı gibidir şerhi düşülerek imzalanmak suretiyle adı geçen şirketin alacaklısı olduğu icra takip dosyalarında alacaklı vekili olarak kullandığı suça konu vekaletnamelerin vekalet veren bölümünde, … Veterinerlik Ecza Deposu Gıda Tarım Hayvancılık Hizmetleri Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.’ni temsilen … yerine yalnızca … adını yazmak şeklinde gerçekleşen eyleminde asıl vekaletname ile de aynı takipleri yapabileceği gözetildiğinde “faydasız sahtecilik” olarak nitelendirilmesi gerektiği, bu itibarla sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, beraati yerine yazılı şekilde hüküm kurulması;
Kabule göre de;
1- Sanık hakkında TCK’nın 53/5. maddesinin uygulanmaması,
2- Kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına hükmedilmiş ise de, 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı kararı ile anılan maddenin bazı hükümlerinin iptal edilmiş olması nedeniyle yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu,
Kanuna aykırı olup,
Bozmayı gerektirmiş ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 12/05/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık avukat olan sanığın “aslı kendinde bulunmayan vekaletname sureti onaylayarak adli mercilere ibraz etmek” fiilinin Avukatlık Kanunu’nun 56/2. maddesinde tanımlanan suçu oluşturup oluşturmayacağına ilişkindir.
Bilindiği üzere, “avukatlık” kamu hizmeti ve serbest bir meslek olup; avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder (1136/ md. 1). Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır (1163/ md. 2/1). Bu bağlamda, avukatların görevlerinin yerine getirilmesinde kamu kurum ve kuruluşları başta olmak üzere tüm merciler avukatlara yardımcı olmak zorunda olup kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür (1136/ md. 2/2). Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek ise “yalnız baroda yazılı avukatlara ait haklar olarak Kanun’un 35. maddesinde düzenlenmiştir. Yine avukatların görevlerinden doğan suçların soruşturulması ve kovuşturulması da özel muhakeme usullerine tabi tutularak (1136/ md. 58 vd.) ve yine avukatlara karşı işlenen suçların muhakemesinde, bu suçların hakimlere karşı işlenmesine ilişkin hükümler uygulanacağı (1136/ md. 57) ilkesi getirilmiştir. Söz edilen tüm normlarla ulaşılmak istenen amaç, kamu görevi olan avukatlığın ve özünde savunma görevinin hukuk devletinde tam bir bağımsızlık içinde yürütülebilmesidir.
İnsanlığın demokrasi ve hukuk devleti serüveni içinde savunma mesleğinin ulaştığı yerin önemi tartışmasızdır. Kuşkusuz, yargının kurucu unsuru olan “bağımsız savunma” olmasaydı hukuk devletinden ve demokrasiden söz etmek de mümkün olamazdı. Hukuk devletinin vazgeçilmez unsuru olan “savunma mesleği” bu anlamda söz edildiği üzere geniş yetkilerle donatılmıştır. Somut uyuşmazlığın konusunu oluşturan Avukatlık Kanunu’nun 56. maddesiyle tanınan “örnek çıkarabilme ve tebligat yapabilme hakkı” da ülkemizde savunma mesleğine verilen önemin ve bu meslek mensuplarına duyulan güvenin somut bir göstergesidir. Bu düzenlemeye göre asıllarının verilmesi kanunda açıkça gösterilmeyen hallerde avukatlar, takip ettikleri işlerde, aslı kendilerinde bulunan her türlü kağıt ve belgelerin örneklerini kendileri onaylayarak yargı mercileri ile diğer adalet dairelerine verebilirler (1136/ md. 56/2). Kanun koyucu, noterliklere tanınan yetkinin aynısını yalnızca avukatlara tanıyarak savunma mesleğine verdiği önem ve duyduğu güveni bir kez daha açıkça ortaya koymuştur.
Avukatlara tanınan söz konusu yetkinin sınırı öncelikle avukatın takip ettiği bir hukuki uyuşmazlık var olması; sonrasında ise onaylanacak kağıt veya belgenin aslının avukatın kendisinde bulunmasıdır. Avukat ancak söz konusu şartların varlığı durumunda bir kağıdın veya belgenin suretini onaylayarak yargı mercileri ile diğer adalet dairelerine verebilecektir. Kuşkusuz, kanun koyucu savunma mesleğine duyduğu güven sebebiyle belgenin aslının avukatta bulunmasını yeterli saymış; bu durumda onaylı örneğe güvenerek; onu asıl gibi kabul ederek bu surete göre adli mercilerin hukuki işlem yapabileceklerini kabul etmiştir. Söz ettiğimiz üzere kanun koyucuya göre, suret onaylayabilmek için olmazsa olmaz şart “belge aslının bizzat avukatta bulunması, gerek duyulduğunda veya taraflarca itiraza konu olduğunda bu asıl belgenin derhal adli mercilere ibraz edilebilecek durumda olması” durumunun varlığıdır.
Somut uyuşmazlıkta sanık avukata katılanın yetkilisi olduğu … Veterinerlik Ecza Deposu Ltd. Şti. tarafından …. Noterliğinin 19.06.2007 tarih ve 6973 yevmiye numarası ile vekalet verilmiştir. Sanık sadece adı geçen şirketin vekilliğini üstlenmesine rağmen vekaletnamenin “vekil eden” kısmına gerçeğe aykırı şekilde katılan …’ün adını yazıp “aslı gibidir” yazıp onaylamak suretiyle içeriği itibariyle sahte bir belge oluşturmuş ve bu vekaletnameyi kullanarak icra takipleri gerçekleştirmiştir. Bir diğer anlatımla, gerçek vekaletnamedeki “vekil eden: … Veterinerlik Ecza Deposu Ltd. Şti. adına …” kısmı sanık tarafından gerçeğe aykırı şekilde “vekil eden: …” yazılıp “aslı gibidir” ibaresini düşüp imzalanarak, tasdik ettiği bu vekaletname suretini adli mercilere ibraz etmiştir. Katılan, bahse konu sahte oluşturulmuş vekaletnamelerle yapılan icra takiplerinden kendisinin bilgisinin olmadığını, haricen tahsilatlar yapıldığını ve tahsil edilen bedellerin de kendisine ödenmediğini bildirmiştir. Bu itibarla sanığın söz edilen şekilde gerçeğe aykırı vekaletname düzenleyerek icra takibi yapmasında bir yararı bulunduğundan “faydasız sahtecilik” olarak adlandırılan olgudan da söz edilemeyecektir.
Sanığın aslı kendisinde bulunmayan, dahası hiçbir şekilde varlığı iddia dahi olunmayan tarafları (vekil edeni) farklı bir vekaletnameyi düzenleyerek “aslı gibidir” şeklinde onaylayıp kullanması fiilinin Avukatlık Kanunu’na aykırılık suçunu oluşturacağı kuşkusuzdur. Belirtilen şekilde gerçekleştirilen yani “gerçeğe aykırı olarak oluşturulmuş bir belgenin fotokopisi üzerine aslı gibidir şeklinde onay verilerek adli mercilere sunmak” fiili, anılan düzenlemeyle korunan hukuki değeri ihlal etmektedir. Avukatlık görevinin gerektirdiği kanuni ve mesleki sorumluluk icabı olan davranış, aslı bizzat kendisinde bulunmayan ve gerek duyulduğunda veya taraflarca itiraza konu olduğunda bu asıl belgenin derhal adli mercilere ibraz edilebilecek durumda olmayan bir belgeyi onaylamamaktır. Aksi durumda savunma görevine ve avukatlık mesleğine hukuk devletinde duyulan inanç ve güven zedelenmiş olacaktır ki anılan suçla korunan hukuki değer de budur. Bu itibarla, somut uyuşmazlıkta sanığın aslı mevcut olmayan bir belgeyi onaylayarak adli mercilere sunmak şeklindeki fiilin atılı suçu oluşturacağı düşüncesindeyim.
Sonuç olarak belirtilen iki ayrı sebeple, Sayın Çoğunluğun atılı fiilin suç oluşturmayacağı düşüncesiyle 1136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün bozulması yönündeki görüşüne katılamıyorum.