YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/26941
KARAR NO : 2018/6575
KARAR TARİHİ : 30.05.2018
MAHKEMESİ :İcra Ceza Mahkemesi
SUÇ : 2004 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14/02/2012 tarih, 2011/505, 509, 513 E, 21/02/2012 tarih, 2011/506, 510, 511, 621 E sayılı kararlarında açıklandığı üzere “tacir sayılan limited şirketlerin, temsil ve idareye yetkili müdürlerinin, sorumlu oldukları şirketlerin ticareti terk etmeleri halinde; İcra İflas Kanunu’nun 44. maddesindeki yükümlülükleri yerine getirmeyeceklerine ilişkin bir istisnaya yer verilmediğine göre, tıpkı gerçek kişi tacirler gibi aynı kanunun 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmalarına bir engel bulunmadığı” yönündeki ulaşılan sonucun zaman içerisinde yerleşik uygulamaya dönüşmüş olması, ticareti terk eden tacir açısından; muhatapların haklarını korumaya yönelik olarak İİK’nın 44.maddesi ile, ticareti terk eden bir tacire; 15 gün içerisinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirme ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunma, Ticaret Sicili Memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayınlandığı gazete’de ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mutat ve münasip vasıtalarla ilan etme ve ilan masraflarını da ödeme yükümlülükleri yüklenmiş, bu yükümlülüklere aykırı davranmanın yaptırımı ise İ.İ.K’nın 337/a maddesinde düzenlenmiş olup, takibi şikayete bağlı olan seçimlik hareketli bu suçun;
“1- İİK’nın 44. maddesine göre mal beyanında bulunulmaması,
2- Mal beyanında mevcudun eksik gösterilmiş olması,
3- Aktifte yer alan malın veya yerine kaim olan değerin haciz veya iflas sırasında gösterilmemesi,
4- Mal beyanından sonra, beyan edilen bu mallar üzerinde tasarruf edilmesi” şeklinde sıralanan seçimlik hareketlerden herhangi birisinin işlenmesiyle, diğer koşulların da (alacaklının zarar görmesi ve borçlunun tacir olması gibi…) gerçekleşmesi halinde oluşacağı konusunda gerek uygulamada gerek öğretide herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması ve somut olayımızda bu eylemden dolayı şikayetçi olan müştekinin zarar gördüğü dosya içeriğinden anlaşılmıştır.
… Limited Şirketi’nin Konya … Noterliği’nin 18/08/2011 tarih ve … sayılı işlemiyle tasdiklenen sözleşme uyarınca kurulduğu, şirketin kurucu ortaklarının … ve … olduğu, sözleşmede bulunan “Şirketin İdaresi” başlıklı 8. maddesinde; “Şirketin işleri ve muameleleri ortaklar kurulu tarafından seçilecek bir veya birkaç müdür tarafından yürütülür. İlk on yıl için şirketi temsile şirket müdürü olarak … seçilmiştir.” hükmünün bulunduğu, “Temsil” başlıklı 9. maddesinde; “Şirketi müdür ya da müdürler temsil eder. Şirketi temsil ve ilzam edecek imzalar ortaklar kurulu tarafından tespit edilir tescil ve ilan olunur.” hükmünün bulunduğu, “Kanuni Hükümler” başlıklı 13. maddesinde; “Bu ana sözleşmede bulunmayan hususlar hakkında Türk Ticaret Kanunun hükümleri uygulanır” hükmünün bulunduğu tespit edilmiştir.
Konya Ticaret Sicili Müdürlüğü tarafından gönderilen 02/04/2014 tarihli yazı ekinde bulunan belgeler incelendiğinde; Konya …. Noterliği’nin 18/08/2011 tarih ve … sayılı ana sözleşme, Konya …. Noterliği’nin 18/08/2011 tarih, … sayılı Tescil Talepnamesi, Konya …. Noterliği’nin 18/08/2011 tarih, … sayılı Karar Sureti’nde şirket müdürünün 10 yıl süreyle ortaklardan … olduğunun belirtildiği, Konya …. Noterliği’nin 07/10/2011 tarih, 15919 sayılı işlemiyle şirket ortaklar kurulunun 07/10/2011 tarihinde ana sözleşmenin 1. ve 6. maddesinin tadiline ilişkin kararın tasdiklendiği, ilgili kararda şirketin ortaklarından …’ün ortaklıktan ayrıldığı, yerine sanık …’nun şirket ortağı olduğu, Konya … Noterliği’nin 17/10/2011 tarih, 16447 sayılı düzenleme şeklinde vekaletnameyle şirket müdürü …’nun diğer ortak …’yu iş yeri idaresi yetkisi, vergi daireleri iş takibi gibi konularda geniş kapsamlı şekilde vekil tayin ettiği, düzenleme şeklindeki vekaletname içeriği incelendiğinde, şirket müdürünün 2004 sayılı İİK’nın 44. maddesi gereği ticareti terk eden tacirin ticaret siciline ticareti terk ettiğini bildirmesi gerektiğine ilişkin emredici hükme ilişkin işlem yapma yetkisi de verdiği sonucuna varılmasının olanaklı görüldüğü anlaşılmıştır.
Şikayetçi vekilinin 08/05/2013 havale tarihli şikayet dilekçesiyle; Konya 13. İcra Müdürlüğü’nün 2012/4072 Esas sayılı dosyasıyla yapılan icra takibi sırasında borçlu şirketin ticareti terk etmesine rağmen bu durumu ilgili merciilere bildirmediğinden bahisle şirket yetkilisi olarak bildirdiği …’dan şikayetçi olduğu, sanık …’nun 21/10/2014 tarihinde alınan savunmasında şirket yetkilisi olduğunu kabul ederek atılı suçu ikrar ettiği, dosyada mevcut diğer deliller de dikkate alınarak sanık hakkında atılı suç sabit görülerek mahkumiyet hükmü kurulduğu tespit edilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay Şirketler Hukuku ve İcra Hukuku mevzuatı çerçevesinde incelendiğinde;
2004 sayılı İİK’nın “Hükmi şahısların muamelelerinde kimlerin ceza göreceği” başlıklı 345. maddesinde; “Bu kanunda yazılı suçlar, hükmi bir şahsın idare veya muamelelerini ifa sırasında işlenmiş ise ceza o hükmi şahsın müdürlerinden, mümessil ve vekillerinden, tasfiye memurlarından, idare meclisi reis ve azasından veya murakıp ve müfettişlerinden fiili yapmış olan hakkında hükmolunur.” hükmünün bulunduğu, bu Kanunda yazılı suçların tüzel kişiliğe sahip şirketlerde, tüzel kişinin yönetim veya işlemlerinin yerine getirildiği sırada işlenmiş olması halinde, cezai sorumluluğunun o tüzel kişinin müdürlerinden, mümessil ve vekillerinden, tasfiye memurlarından, yönetim kurulu başkanı ve üyelerinden veya denetçi ve müfettişlerinden fiili yapmış olanlara ait olduğu belirtilmektedir. Bu madde doğrultusunda şirket müdürü …’nun sanık …’yu vekil tayin etmesi nedeniyle, şirket vekili sıfatıyla ticareti terke ilişkin bildirimde bulunulmaması konusunda sanığın cezai sorumluluğa sahip olduğu akla gelebilecektir. Ancak somut olay limited şirketlerdeki müdürlerin yetkileri ile ticari mümessiller ve ticari vekillerin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 625. ve 631. maddeleri doğrultusunda incelendiğinde limited şirket müdürlerinin şirketin ticareti terk kararı vermesi ve bu hususun ticaret siciline bildirilmesi konusundaki yetki ile sorumluluklarını vekaletname ile bir başkasına devredemeyecekleri anlaşılmaktadır.
Şöyle ki; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Devredilemez ve vazgeçilemez görevler” başlıklı 625/1. maddesinde; “Müdürler, kanunların ve şirket sözleşmesinin genel kurula görev ve yetki vermediği bütün konularda görevli ve yetkilidir. Müdürler, aşağıdaki görevlerini ve yetkilerini devredemez ve bunlardan vazgeçemezler:
a) Şirketin üst düzeyde yönetilmesi ve yönetimi ve gerekli talimatların verilmesi.
b) Kanun ve şirket sözleşmesi çerçevesinde şirket yönetim örgütünün belirlenmesi.
c) Şirketin yönetimi için gerekli olduğu takdirde, muhasebenin, finansal denetimin ve finansal planlamanın oluşturulması.
d) Şirket yönetiminin bazı bölümleri kendilerine devredilmiş bulunan kişilerin, kanunlara, şirket sözleşmesine, iç tüzüklere ve talimatlara uygun hareket edip etmediklerinin gözetimi.
e) Küçük limited şirketler hariç, risklerin erken teşhisi ve yönetimi komitesinin kurulması.
f) Şirket finansal tablolarının, yıllık faaliyet raporunun ve gerekli olduğu takdirde topluluk finansal tablolarının ve yıllık faaliyet raporunun düzenlenmesi.
g) Genel kurul toplantısının hazırlanması ve genel kurul kararlarının yürütülmesi.
h) Şirketin borca batık olması hâlinde durumun mahkemeye bildirilmesi.” hükmü bulunmaktadır.
Bu maddenin (a) bendinde şirketin üst düzeyde yönetilmesi ve yönetimi ve gerekli talimatların verilmesi görevinin devredilemeyeceği açıklanmıştır. Limited şirketin ticari faaliyetine devam ettiği sicile kayıtlı adreslerden ayrılarak ticareti terk etmesine ilişkin talimatın anılan bentte belirtilen şirketin üst düzeyde yönetimi doğrultusunda verilecek talimatlar arasında bulunduğu hususu tartışılmaz bir husustur. Çünkü şirketin fiili olarak faaliyetlerine son verme kararı şirket adına alınabilecek en hayati kararlardan olup, şirketin geleceği hususunda çok önemli sonuç doğuracağı açıktır. Şirketin üst düzeyde yönetilmesine ilişkin gerekli talimatlardan olan ticareti terke ilişkin talimat verme görevinin noterlikçe düzenlenen vekaletname ile ortaklardan birine veya 3. kişiye devredilemeceği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 625/1. maddesinden anlaşılmaktadır.
Ayrıca şirket yönetiminin bazı bölümleri kendilerine devredilmiş bulunan kişilerin, kanunlara, şirket sözleşmesine, iç tüzüklere ve talimatlara uygun hareket edip etmediklerinin gözetimine ilişkin görevin de devredilemeyeceği aynı maddenin (d) bendinde belirtilmiştir. Şirket müdürü tarafından şirket idaresi için vekil tayin edilen sanığın anılan şirketi ticareti terk ettirip, ticareti terke ilişkin bildirimin ticaret siciline yapmaması şeklinde kanuna uygun olmayan işlemini denetleyecek olan yine şirket müdürüdür. Vekaletname ile şirket yönetimine ilişkin bir başkasını yetkilendirmenin kanuna uygun olmayan faaliyetlerin gözetimi sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Ticari mümessiller ve ticari vekiller” başlıklı 631. maddesinde ise; ” (1) Şirket sözleşmesinde başka şekilde düzenlenmediği takdirde, ticari mümessiller ve ticari vekiller ancak genel kurul kararı ile atanabilirler; yetkileri genel kurul tarafından sınırlandırılabilir. (2) Müdür veya müdürlerin çoğunluğu, 623 üncü maddenin kapsamına girmeyen ticari mümessili veya ticari vekili her zaman görevden uzaklaştırabilir. Bu kişi genel kurul kararı ile atanmışsa, görevden alma ve yetkilerini sınırlandırmak için genel kurul gecikmeksizin toplantıya çağrılır.” hükmü bulunmaktadır.
Belirtilen norm çerçevesinde somut olay incelendiğinde; limited şirketlerde ticari mümessiller ve ticari vekillerin şirket sözleşmesinde başka şekilde düzenlenmediği takdirde ancak genel kurul kararı ile atanabilecekleri belirtilmektedir. Konya …. Noterliği’nin 18/08/2011 tarih ve … sayılı işlemiyle tasdiklenen şirket sözleşmesinde ticari mümessillerin ve ticari vekillerin nasıl atanacakları düzenlenmemiştir. Bu nedenle sözleşmenin 13. maddesi uyarınca Sözleşmede hüküm bulunmayan hususlarda Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanacaktır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 631. maddesi uyarınca ticari mümessil veya ticari vekil atama yetkisi bulunmayan şirket müdürü …’nun şirket ortaklarını veya 3. kişiyi ticari mümessil veya vekil olarak tayin edemeyecektir. Bu itibarla şirket ortağı olan sanık …’ya şirketin idaresi için verilen vekaletname genel kurul kararı olmaksızın yapılması sebebiyle hukuken geçerli değildir.
Yapılan tüm açıklamalar doğrultusunda; … Limited Şirketi müdürünün genel kurul kararı olmadan bir başkasını ticari mümessil veya ticari vekil olarak atayamayacağı, genel kurul kararı ile atanmış bir ticari mümessil veya ticari vekil varsa, şirketin üst düzeyde yönetilmesine ilişkin gerekli talimatlardan olan ticareti terke ilişkin talimat verme görevini devredemeyeceği, devredilen yetkilerin kullanımına ilişkin kanuna aykırı durumların gözetiminin yine şirket müdürüne ait olacağı anlaşıldığından, 2004 sayılı İİK’nın 337/a. maddesinde düzenlenen ticareti terk etmek suçunu sanık …’nun işleyemeyeceği, bu suçun failinin şirket müdürü … olduğu, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığı dikkate alınmadan sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Kabule göre;
1-02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde değişiklik yapılarak madde içeriğinden “etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile” ibaresinin çıkarılması nedeniyle özel bir etkin pişmanlık hükmü olan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 354. maddesinin aynı Kanun’un 337/a maddesinde düzenlenen suç yönünden uzlaştırma kurumunun uygulanmasına engel teşkil etmemesi, suçun işlenmesinden sonra fail ile mağdur arasındaki çekişmeyi bir uzlaştırmacının girişimiyle kısa zamanda tarafların özgür iradeleriyle ve adli merciler daha fazla meşgul edilmeden sonuçlandırmayı amaçlayan uzlaştırmanın soruşturma ve kovuşturmalarda mutlaka öncelikle uygulanması zorunlu bir maddi ceza ve ceza muhakemesi hukuku kurumu olması ve İcra ve İflas Kanunu’nun 354. maddesinin yerine geçip anılan maddenin uygulanmasını ortadan kaldırmaması karşısında, sanık hakkında 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik CMK’nın 253, 254. maddelerinin uygulanması zorunluluğu,
2-Sanık hakkında verilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında adli para cezasının bir gün karşılığı belirlenirken 5237 sayılı TCK’nın 52/2. maddesinin gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 232/6. maddesine aykırı davranılması,
3-Suç tarihinin 19/04/2013 olmasına rağmen, karar başlığında 01/04/2013 şeklinde gösterilmesi,
Bozmayı gerektirmiş ve şikayetçi vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 30/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.