Yargıtay Kararı 19. Ceza Dairesi 2017/3763 E. 2018/11286 K. 05.11.2018 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/3763
KARAR NO : 2018/11286
KARAR TARİHİ : 05.11.2018

3 veya daha fazla alkollü araç kullanmak ve sürücü belgesi geri alındığı halde araç kullanmak eylemlerinden dolayı kabahatli …’nın sürücü belgesinin geri alınması cezalarının ortadan kaldırılmasına, ceza zamanaşımı nedeniyle infaz edilmemesine ve sürücü belgesinin iadesine ilişkin Denizli 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 26/06/2014 tarihli ve 2014/250 değişik iş sayılı kararını müteakip, 2010 yılında sürücü belgesinin iade edilmesi gerekirken iade edilmemesi yüzünden sürücü belgesiz araç kullandığı gerekçesiyle verilen cezaların hukuka aykırı olması nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair Denizli 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 07/01/2015 tarihli ve 2014/1148 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Denizli 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/01/2015 tarihli ve 2015/86 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 16/06/2017 gün ve 5097 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28/06/2017 gün ve KYB. 2017-39373 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre; sürücü belgesinin kabahatliye iadesine ilişkin talebin değerlendirilerek gereğinin yerine getirilmesi hususunun ilgili idarenin görev alanına giren bir husus olduğu değerlendirilerek, idari para cezalarının yerine getirme zamanaşımı süresi dolduğundan bahisle ortadan kaldırılması talebi ile ilgili olarak yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16/05/2006 tarihli ve 2006/9-23 esas, 2006/141 sayılı kararında, “Kabahatler Kanunu ile getirilen sistem gereği, kabahatler ve bunlar karşılığında öngörülen idari yaptırım kararları, idari bir işlemin ötesinde, ceza hukukunun genel prensipleriyle yakın ilişki içinde bulunmaktadır. Nitekim, anılan Kanun’da, kanunilik, zaman ve yer bakımından uygulama, sorumluluğun esasları, hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu ortadan kaldıran sebepler, teşebbüs, iştirak, içtima, zamanaşımı gibi ceza hukukunun bir çok temel ilkesine yer verilmiştir. Bu nedenledir ki, kabahatler karşılığında öngörülen idari yaptırımlardan, idari para cezası ile mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararlarına karşı idari yargıya değil, ceza mahkemesine başvurulmasını mümkün kılan bir düzenleme yapılmıştır. Böylelikle, bu kararların yerine getirilmesinden önce ceza hukuku ilkeleri bakımından adli denetim imkanı da sağlanmıştır. Bunun amacı, keyfiliği, uygulamalardaki eşitsizliği, hukuka aykırılıkları gidermektir. Böyle bir başvuru üzerine adli merci tarafından yapılan işlem, sadece dosya üzerinde yapılacak bir denetim ile sınırlı değildir. Kanun’un 28. maddesine göre, mahkemece, başvurunun kabul edilmesi durumunda, başvuru dilekçesinin kamu kurum ve kuruluşuna tebliğ edilmesi, gerektiğinde işlem dosyasının istenmesi, kurumun cevap dilekçesinin başvurucuya tebliği, talep üzerine ve hatta kendiliğinden tarafların çağrılarak dinlenilmesi, tanık dinlenilmesi, bilirkişi incelemesi yaptırılması, keşif yapılması, delillerin toplanmasından sonra hakkında idari yaptırım kararı verilen kişiye, kanuni temsilcisi veya vekiline son söz hakkı verilmesi de gerekmektedir. Görüldüğü üzere; idari yaptırım kararına karşı başvuru üzerine sulh ceza mahkemesi tarafından ceza yargılamasının genel prensiplerine göre yargısal bir faaliyette bulunulması ve ceza hukukunun genel ilkeleri dikkate alınmak suretiyle bir karar verilmesi söz konusudur. Dolayısıyla, yapılan işlemler ve verilen kararlar adlî ceza yargısını doğrudan ilgilendiren bir nitelik taşımaktadır. Tüm bu hususlar; kanun koyucunun, idari suç ve yaptırımları yalnızca idari bir işlem, öte yandan idari yaptırım kararlarına başvuru üzerine ceza mahkemelerince verilen kararları da salt idari işlemin denetlenmesi niteliğinde görmediğinin bir ifadesidir.” şeklinde belirtildiği üzere, nasıl ki idarî para cezası kararlarına karşı sulh ceza hakimliğine başvurulabiliyorsa, bu cezaların yerine getirme zamanaşımına uğraması halinde ortadan kaldırılmasına ilişkin taleplerin de aynı şekilde sulh ceza hakimliğine yapılabileceğinin kabulü gerektiği, somut olayda başvurucunun Denizli Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine yaptığı 05/12/2014 tarihli başvuru dilekçesinde tarih ve sayılarını bildirdiği idari para cezası kararlarının yerine getirme zamanaşımı sürelerinin geçtiğinin ileri sürülmesi karşısında, Denizli 2. Sulh Ceza Hakimliğince başvuru dilekçesinde belirtilen idari yaptırım kararlarına ilişkin işlem dosyaları istenerek getirtildiği halde, yerine getirme zamanaşımı sürelerinin geçip geçmediği tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde kesinleşen idari yaptırım kararlarının infazına ya da ortadan kaldırılmasına yönelik karar verme görevinin Sulh Ceza Hakimliğine ait olmadığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına dair karara karşı başvurucu tarafından yapılan itirazın merciince belirtilen gerekçelerle kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Denizli 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/01/2015 tarihli ve 2015/86 değişik iş sayılı kararının CMK’nun 309/4-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, yukarıda yazılı bozma nedenine göre; gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden bir karar vermek suretiyle müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına 05/11/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.