YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2019/31063
KARAR NO : 2019/12237
KARAR TARİHİ : 07.10.2019
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 5187 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜM : Beraat
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre, katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören ve CMK’nin 260/1. maddesi uyarınca hükmü temyize hakkı bulunduğu belirlenen şikayetçinin mahkemece katılma hakkı bulunduğu hatırlatılmasıyla bu yönde bir karar verilmemiş ise de şikayetçi vekilinin 30.04.2015 tarihli celsede şikayetin devam ettiğine dair beyanının alınmış olması, gerekçeli kararın tebliğinden sonra da süresinde hükmü temyiz etmiş bulunması, kanun yolunda bu hususta şikayetinin devam ettiğini ve katılma isteğini açıkça belirtmesi olarak kabul edilmiş ve CMK’nin 237/2. maddesi uyarınca şikayetçi …’ın davaya katılmasına karar verilerek dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1-) 5187 sayılı Kanun’un 14/6. maddesinde yer alan “…Düzeltme ve cevabın yayımlanmasına hâkim tarafından karar verilmesi halinde, birinci fıkradaki süreler, sulh ceza hâkiminin kararına itiraz edilmemişse kararın kesinleştiği tarihten, itiraz edilmişse yetkili makamın kararının tebliği tarihinden itibaren başlar…” şeklindeki hükmü ve Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hakimliğinin sanıklar vekilinin itirazı üzerine 31.10.2014 tarihinde 2014/1295 D.İş. Sayılı dosyası üzerinden verdiği kararın sorumlu müdüre tebliğine dair 20.11.2014 tarihli tebliğ mazbatasıyla tebliğ edilmesi ve suçun işlendiği yayının günlük süreli bölgesel bir yayın olması karşısında;
Suç tarihinin, kesinleşen mahkeme kararının tebliğ tarihini (20.11.2014) takip eden 3 günden sonraki ilk gün olan 24.11.2014 tarihi olması gerekirken, gerekçeli karar tarihinde sadece 2014 olarak yazılması,
2-) Sanıkların savunmalarında, 20.11.2014 tarihli suça konu tebliğ mazbatası üzerinde imzası bulunan daimi çalışan “…”ın SGK kayıtlarına göre de fiilen de 11 Kasım 2014 günü işten ayrıldığını ve kesinleşen karardan haberdar olmadıklarını ısrarla belirtmeleri karşısında;
Mahkemece sadece SGK kayıtlarıyla yetinilmeyerek, adı geçen şahsın (…) mutlaka tanık sıfatıyla dinlenilmesi suretiyle, kendisine öncelikle 20.11.2014 tarihli tebliğ mazbatasında bulunan imzanın kendisine ait olup olmadığının, şayet evrakı tebliğ almışsa tebliğ tarihinde işyerinde bulunma sebebinin, işyerinde tebliğ evraklarını teslim almaya yetkili kişi olup olmadığının, daha önceden de posta memurundan evrak teslim alıp almadığının, tanığın suça konu evrakı aldığının tespit edilmesi halinde, evraktan sorumlu müdürü veya başka yetkilileri haberdar edip etmediğinin sorulmasıyla birlikte sanıkların savunmalarının karşılanması ve buna göre sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, sadece SGK evraklarıyla yetinilerek ve hukuken usulüne uygun tebliğ evrakı usulsüz sayılarak eksik kovuşturma sonucunda sanıkların beraatine karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve katılan vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak, HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 07/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.