Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2011/4131 E. 2011/13506 K. 31.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4131
KARAR NO : 2011/13506
KARAR TARİHİ : 31.10.2011

Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, davalı şirketçe gönderilen 09.04.2010 tarihli yazı ile kendilerinden 9.826.16.TL. telefon konuşma ücreti talep edildiğini, müvekkilinin davalı şirkete abone olmadığı gibi telefon kullanıcısı da olmadığını iddia ederek borçlu olmadıklarının tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili savunmasında, abonelik sözleşmesi davacı tarafından…’ye verilen vekaletnameye dayalı imzalanıp, sözleşmede belirlenen adrese… no’lu telefon hattının çekildiğini konuşma ücretlerinin ödenmesi gerektiğini beyan ederek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalı Şti. ile davacı arasında düzenlenen abone sözleşmesini imzalayan dava dışı…’ye verilen vekaletnamedeki imzanın davacıya ait olmadığının tespit edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Abonelik sözleşmesi dava dışı…’ye, davacı yanca verildiği iddia olunan 28.07.2003 tarihli vekaletname ile imzalanmıştır.Davacı vekaletnamedeki imzayı inkar etmiştir. Bu durumda dava HUMK’nun 314. maddesi anlamında açılmış bir sahtelik davasıdır.
HUMK 295/f.1 ve 1512 Sayılı Noterlik Kanunun’un 82/f.III maddeleri hükmüne göre noterlikce onaylanan imza, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Böyle bir imzanın sahteliği iddiası ise, sözleşmenin diğer tarafına olduğu kadar sözleşmedeki imzayı onaylayan notere karşıda ileri sürülmüş bir iddia olup, hükmen sabit görülmesi halinde noterin Noterlik Kanunun’un 162. maddesi uyarınca hukuki sorumluluğuna da yol açabileceği gibi, noterin savunması bu davanın sonucunu etkileyebilir.
Şu halde onaylı imzanın sahteliği iddiasının bu imzayı onaylayan noterin taraf olmadığı bir davada incelenip, hükme bağlanması usul hukuku ilkelerine uygun düşmemektedir.
Bu durumda mahkemece davacı tarafa ilgili noter aleyhine dava açmak üzere mehil verilerek açtığı davanın iş bu davayla birleştirilmesi halinde noterin de savunması ve sunduğu deliller incelenerek, birleştirilmeme halinde o davanın sonucu beklenerek bir karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 31.10.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, adına tahakkuk ettirilen 09.04.2010 tarih ve 9.826,16 TL tutarlı faturanın düzenlenmesine sebebiyet veren abonelik ilişkisinin tarafı olmadığını bu nedenle davalıya borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.
Davalı bu iddiaya karşı 232 4218624 hattın davacı adına tesisine ilişkin 28.07.2003 tarihli vekaletnameye istinaden dava dışı… tarafından imzalanmış olan abonelik sözleşmesi ile dayanak vekaletnameyi delil olarak dosyaya sunmuştur.
Bunun üzerine davacı taraf, sözleşmenin dayanağı olan belge altındaki imzanın eli ürünü olmadığını bunun kimlik bilgilerini ele geçiren biri tarafından imzalanmış olabileceğini iddia ederek sahtecilik ithamında bulunmuştur.
Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonunda bahsi geçen vekaletname altındaki imzanın davacı eli ürünü olmadığı kanaatine varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Olayımızda doğrudan noter vekaletnamesinin sahteliğine ilişkin açılmış bir dava bulunmamaktadır. Vakıayı; davacının abone olmadığı yolundaki savunmasını bertaraf etmek amacıyla davalı yanca dosyaya sunulan bir belgeye karşı ileri sürülmüş bir karşı delil kapsamında değerlendirmek daha da isabetli olacaktır.
Davalı yanın deliline karşı ileri sürülmüş bir savunma kapsamında değerlendirilmesi gereken sahtecilik iddiasının “sözleşmenin diğer tarafına karşı olduğu kadar, sözleşmeyi imzalayan notere karşı da ileri sürülmüş bir beyan” olarak mütalaa edip, davacının ilaveten notere karşı da bir dava açmaya zorlanması usul ekonomisi ilkesiyle bağdaşmadığı gibi, “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklinde Anayasanın 141/4 maddesinde yer alan hükümle de uyarlılık göstermemektedir.
Kaldı ki, mevcut mahkeme hükmüne dayanak teşkil eden bulguların (davada taraf sıfatı olmaması nedeniyle ) noter yönünden kesin hüküm teşkil etmesi gibi bir durum da söz konusu olmayacaktır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle yerel mahkeme karanının onanması gerektiği düşüncesiyle, hükmün bozulması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyoruz.31.10.2011