YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10133
KARAR NO : 2012/16467
KARAR TARİHİ : 12.11.2012
MAHKEMESİ:Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek.Av…. ve . ile davalı asil ve vekilleri Av.., Av.. ve Av..’ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan asil ve avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkili tarafından düzenlenmesi mümkün olmayan dava konusu 28.10.2008 tarihli protokole dayalı olarak düzenlendiği iddia edilen 05.01.2009 vadeli 20.000,000 USD bedelli bonoya dayanarak müvekkilinin eski eşi davalı tarafından müvekkili aleyhine icra takibine girişildiğini, protokoldeki ve bonodaki imzanın müvekkiline ait olmadığını belirterek, müvekkilinin takibe konu bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ve %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, müvekkili ile davacı arasında imzalanan 28.10.2008 tarihli protokol uyarınca tarafların birlikte edindikleri, ancak .da davacının oğlu tarafından yönetilen hesaplara karşılık 20.000.000 USD bedelin davacı tarafından müvekkiline ödenmesinin kararlaştırıldığını ve dava konusu bononun düzenlendiğini bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece, benimsenen bilirkişi heyeti raporu doğrultusunda, protokol ve bonodaki imzanın davacının eli ürünü olmadığı bononun düzenlenmesine neden olan paranın dava dışı … .’a verildiği savunması karşısında davalı yanın bir talepte bulunacak ise davacıdan değil dava dışı anılan şahsa yönelmesi gerekeceği davacıya herhangi bir para verilmemiş olması gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının borçlu olmadığının tespitine, bonoya dayalı girişilen takibin kötü niyetli olduğunun kabulü ile %40 kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle; oluşa ve dosya içeriğine uygun davanın görüldüğü mahkemede alınan bilirkişi heyetinin raporunun hükme esas alınmasında ve bononun düzenlenmesine konu paranın dava dışı 3.kişiye verildiği savunmasına göre davalı
vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir edilen 900.00.-TL. duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 12.11.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
-KARŞI OY YAZISI-
Taraflar arasındaki uyuşmazlık 28.10.2008 tarihli “Protokoldür” başlıklı belge ile protokole dayanılarak düzenlendiği savunulan keşidecisi . .) lehtarı … olan 28.10.2008 tanzim, 05.01.2009 vade tarihli 20.000.000 USD bedelli bonodan kaynaklanmaktadır. Davacı vekili, gerek protokol, gerekse bonodaki imzaların müvekkiline ait olmadığını, dava konusu protokol ve bononun sahte düzenlendiğini ve müvekkilinin davalıya herhangi bir borcu bulunmadığını iddia etmiş, davalı ise protokolün taraflar arasındaki boşanma davasından sonra açılan katkı payı alacağına ilişkin davanın uzlaşma yoluyla sonuçlandırılması amacıyla bononun da bu protokole göre düzenlendiğini, imza inkarının yersiz olduğunu savunmuştur.Bu iddia ve savunma karşısında öncelikle dava konusu protokol ve bonodaki imzaların davacının eli ürünü olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Mahkemece yaptırılan imza incelemesiyle ilgili olarak düzenlenen 17.08.2011 tarihli bilirkişi heyeti raporunda: “protokol ve senet altındaki imzaların mevcut mukayese imzalarına kıyasla … (.)’in elinden çıktığını gösterir nitelikte kaligrafik ve grafolojik bulgu tespit edilemediği” görüşüne yer verilmiştir. Davalı vekilince … bu bilirkişi raporuna itiraz edilmiş, dosyada bulunan ve resmi mercilerce alınan diğer bilirkişi raporlarıyla mahkemece alınan bilirkişi raporu arasında çelişki bulunduğu gerekçesiyle imza incelemesine yönelik olarak Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’ndan rapor alınması talep edilmiştir.Hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporu dışında dosyada resmi yoldan alınmış imza incelemesine ilişkin 4 ayrı rapor bulunmaktadır. Bu raporlardan ikisi protokoldeki imzanın, diğer ikisi ise senetteki imzanın incelenmesi sonucu düzenlenmiştir. .. Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/52964 soruşturma nolu dosyası kapsamında Dr. Bora Karaçam (Adli Tıp-Belge İnceleme-grafoloji uzmanı) tarafından düzenlenen 17.02.2010 tarihli bilirkişi raporu ile aynı dosya üzerinden alınan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinin 24.11.2010 tarihli raporunda 28.10.2008 tarihli “Protokoldür” başlıklı belge altında …(Özgenç) adına atfen atılı imzanın … (Özgenç)’in eli mahsulü olduğu, … 10.İcra Mahkemesinin 2009/1899 Esas sayılı dosyası üzerinden alınan 31.05.2010 tarihli üç kişilik bilirkişi heyeti raporu ile … Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/54795 Hazırlık sayılı soruşturma dosyası kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi-Adli Belge İnceleme Şubesinin 28.02.2011 tarihli raporunda dava konusu 28.10.2008 tanzim, 05.01.2009 ödeme tarihli 20.000.000 USD bedelli bonodaki borçlu imzalarının …(.)’in eli ürünü olduğu yönünde görüşler bildirilmiştir.Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, önceki resmi raporlar irdelenmemiş ve o raporlardaki görüşlere itibar edilmemesinin nedenleri açıklanmamıştır. Bu durumda mahkemece, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla yeniden imza incelemesi yaptırılması ve bu yöne ilişkin itirazların değerlendirilmesi gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru değildir.Yerel mahkemenin “dava konusu protokol ve senet davacı tarafından imzalanmış olsa bile, davacı müzayakaya düşürülerek alındığından ve davalının davranışı hukuken ahlaki olmadığından hukuki korunmadan yararlanamayacağı, senedin temel ilişkisinde iddia edilen paranın üçüncü kişi … .’a verildiği konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmaması karşısında davalının alacak talebini davacıya değil … .a yönlendirmesi gerektiği” yolundaki gerekçesinde de isabet bulunmadığı düşünülmektedir. Zira, dava konusu protokolün konusu, “21 yıl evli kalan tarafların … 2.Aile Mahkemesinin 2006/406 Esas ve 2008/463 Karar sayılı ilamı ile aralarında devam eden katılım payı, tazminat davasının protokolde belirtilen hususlarda mutabık kalınarak sonuçlandırılması” olarak belirlenmiş ve 2. maddesinde “İmzalanan bu protokol ile Yurdanur’un …’a 28.10.2008 tanzim ve 05.01.2009 vadeli 20.000.000 USD bedelli bonoyu imza edip verdiği” belirtilmiştir. Protokolün 3,4 ve 5. maddelerinde ise …’a düşen yükümlülükler hükme bağlanmış ve … bu yükümlülükler çerçevesinde katkı payına ilişkin davanın temyizinden feragat etmiştir. Taraflar arasında dava konusu olan katkı payı ile ilgili uyuşmazlığın sulh yoluyla çözümlenmesini amaçlayan dava konusu protokolün müzayaka altında düzenlendiği ve ahlaka aykırı olduğu yolundaki iddianın inandırıcı delillerle kanıtlanamadığı ve bu nedenle uyuşmazlığın sağlıklı bir biçimde ve her türlü kuşkudan uzak bir şekilde çözümlenebilmesinin imza incelemesiyle ilgili raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesine bağlı olduğunu ve yerel mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun onanma yönündeki görüşüne katılamıyorum.