YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/16805
KARAR NO : 2013/2740
KARAR TARİHİ : 14.02.2013
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 26.9.2003 tarihinde Bayilik sözleşmesi imzalandığını, sözleşme uyarınca müvekkilinin davalıya techizat ve ekipmanları teslim ettiğini, müvekkilinin satış teşvik primi borcunu yerine getirmek istediğini ancak davalının sözleşme ile kendisine yüklenen teminat borcunu yerine getirmediği gibi başka bir akaryakıt dağıtım şirketi ile anlaşma imzaladığını ve müvekkili şirkete ait işaret ve logoları istasyondan kaldırdığını, durumun mahkeme kanalı ile tesbit edildiğini, bu nedenle dava açma zarureti doğduğunu belirterek, davalının elinde bulunan malzemelerin müvekkiline iadesi ile 500.000 USD cezai şartın faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 4054 sayılı Rekabetin Korunması hakkındaki kanuna aykırı olduğunu, sözleşmede cezai şartın imza sırasında tesbit edilmediğini bu bölümün davacı tarafından tek taraflı olarak doldurulduğunu öne sürerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda taraflar arasında 23.12.1993 tarihinde (10) yıl süreli bayilik sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 23.12.2003’te sona erdiği, ayrıca taraflar arasında sözleşme süresi sona ermeden protokol başlıklı bir belge daha imzalandığı, bu sözleşmenin bayilik sözleşmesinden farklı ve bağımsız olduğu, bu protokolde cezai şartın başlangıçta belirlenmediği ve tarafların sundukları nüshaların farklı olduğu bu durumda protokolün hayata geçirilmediği, bu nedenle davacının cezai şart talebinin yerinde olmadığı ancak davalının elinde bulunan malzeme ve demirbaşları davacıya iade etmesi gerektiği nedeniyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dairemizin 16/11/2006 tarih 2006/4383 E. 2006/10709 K. sayılı kararı ile “Dosyaya davacı tarafça sunulan 26.9.2003 tarihli protokolde tarafların imzası mevcut olup protokolun (V) maddesinde ise cezai şart olarak 500.000 USD’nin ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davalı tarafça sunulan protokolün diğer örneğinde ise davacı şirket temsilcilerinin imzasının bulunmadığı gibi (V) maddede düzenlenen cezai şart miktarının ise yazılı olmadığı görülmüştür. Taraflar arasında yapılan protokol ile sözleşme şartlarının değiştirilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Davalı yan protokolün cezai şarta ilişkin olan boş bölümünün sonradan anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu kesin delillerle ispatlayamamıştır. Hal böyle olunca mahkemece protokol hükümleri irdelenip, değerlendirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 23.12.1993 tarihli olup, süresinin (10) yıl olarak tespit edildiği, sözleşmenin bitim tarihi olan 23.12.2003 tarihinden önce taraflar arasında 26.09.2003 tarihinde protokol imzalandığı, bu protokolün ön anlaşma niteliğinde olduğu ve davalının 18.09.2003 tarihinde noter ihtarı ile sözleşmeyi yenilemeyeceğini davacıya bildirdiği ve akdi ilişkiyi sonlandırdığı, davacının yeni bir sözleşme sunmadığı ve taraflar arasında fiilen akaryakıt satışının başlandığına ilişkin müşterek imzalı belge de sunulmadığı, bu durumda protokol hükümlerinin hiç uygulanmadığı, hayata geçirilmeyen akdi ilişkiden dolayı protokol hükümlerine aykırılık nedeni ile cezai şart isteminin yerinde olmadığı gerekçesi ile davacının cezai şarta ilişkin davasının reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dairemizin 19/06/2008 tarih 2008/2513 E. 2008/6883 K. sayılı kararı ile “Mahkemece uyulmasına karar verilen Dairemizin 16.11.2006 tarih, 2006/4383-10709 sayılı kararında davalının protokolün cezai şarta ilişkin olan boş bölümünün sonradan anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu kesin delillerle ispatlayamadığı vurgulanıp, mahkemece protokol hükümleri değerlendirilmeden hüküm kurulmasının doğru olmadığı ifade edilmiştir.Hal böyle olunca mahkemece bozma ilamının davacı şirket yararına usuli kazanılmış hak doğurduğu gözden kaçırılarak ve uyulmasına karar verilen Dairemiz ilamı gereği yerine getirilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davalının 500.000 Dolar cezai şart ödemek zorunda kalmasının davalının mahvına neden olacağından cezai şarttan takdiren % 50 indirim yapılarak 250.000.- Dolar cezai şart alacağının davalıdan tahsiline fazla istemin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizin 10/06/2010 tarih 2009/9238 E. 2010/7250 K. sayılı kararı ile davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile “B.K.nun 161/son maddesi hükmüne göre hakim fahiş gördüğü cezai şart tutarının tenkisi ile mükellef ise de, TTK.nun 24. maddesi hükmüne göre tacir olan borçlu B.K.nun 161/son fıkrası gereğince fahiş olduğu iddiası ile cezai şartın indirimini isteyemez. Ancak hesap edilen cezai şart borçlunun mahvına yol açacak ise cezai şarttan indirim yapılabilir. Mahkemece öngörülen cezai şartın günün ekonomik koşulları karşısında davalının iktisaden mahvına sebep olacağı kanısı ile B.K.nun 161/3.maddesi gereğince cezai şart tutarından indirim yapmış ise de, davalının ticari işletmesinin boyutuna ilişkin kararda herhangi bir bilgi veya bu konuda alınmış bir bilirkişi raporu bulunmamaktadır. Davalının ticari işletmesinin boyutuna ilişkin bilirkişiden rapor alınmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp hükmün taraflar yararına bozulması gerekmiştir.” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda bir ticari şirketin özkaynak varlığını aşan her ödeme ticari mahfına neden olabileceği, bu nedenle tenkis miktarında bilirkişi raporundaki 602.575,26 TL’nin döviz cinsi karşılığı olan 331.491 USD ödeyebileceği, cezai şart bu miktara tenkis edilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 331.491,00 USD nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine; dava tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasa’nın 4/A maddesi uyarınca değişen oranlarda temerrüd faizi uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin tenkis olunmadına karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Mahkemece bozma ilamı kapsamında alınan ilk raporda davalıya ait 2001, 2002, 2003 yıllarına ait ticari defterler incelenerek 250.000 ve 500.000 USD cezai şartın davalının mahvına sebebiyet vereceği ifade edilmiştir. Mahkemece alınan ikinci ek bilirkişi raporunda ise kararın muhtemel infaz tarihi itibari ile şirketin öz varlığının 602.575,26 TL, şirketin net işletme sermayesi ise 1.064.698,18 TL olduğu, net işletme sermayesindeki bedel kadar bir ödemenin davalı tarafın ticari yönden mahvına sebebiyet vermeyeceği bildirilmiştir. Mahkemece konusunda uzman oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulundan dava tarihi itibariyle davalının defterinin incelenmesi suretiyle hazırlanacak Yargıtay denetimine elverişli yeni bir rapor alınarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 14.02.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.