Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2012/2914 E. 2012/8351 K. 17.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2914
KARAR NO : 2012/8351
KARAR TARİHİ : 17.05.2012

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkilinin davalıya et sattığını, KDV oranını %1 olarak tahsil ederek hazineye ödediğini, ancak vergi dairesi elemanlarınca düzenlenen inceleme raporunda KDV oranının %8 olması gerektiği ve Vergi Usul Kanunu uyarınca eksik olan %7 oranındaki farkın tarh ve tahsil edilmesi gerektiği yönünde görüş bildirildiğini ve anılan vergi farkının ve cezanın müvekkilinden tahsil edildiğini, vergi mevzuatından kaynaklı müteselsil sorumluluk gereği söz konusu KDV farkı ve vergi cezasından davalının sorumlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00TL’nin davalıdan ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 16/12/2010 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 23.017,00 TL’ye yükselterek bu miktarın temerrrüt tarihi olan 01/01/2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu borcun akitten kaynaklanmadığını, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talep edilebilecek alacağın zamanaşımına uğradığını, esasa ilişkin olarak ise KDV ödeme yükümlülüğünün davacı satıcıya ait bulunduğunu, müvekkilinin faturadaki KDV dahil bedel üzerinden davacı ile anlaşarak alışveriş yaptığını, davacının kendisinin vergiyi eksik yatırdığını, kendi kusurundan istifade edemeyeceğini bildirerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, yanlar arasındaki alım satım ilişkisinde KDV oranının %8 olmasına rağmen %1 olarak uygulandığı, bu nedenle davacıya %8 oranında KDV hesaplanarak cezalı vergi borcu tahakkuk ettirildiği, KDV’nin mahiyeti itibariyle son alıcıya yansıtılan bir vergi olması nedeniyle aradaki %7 oranına isabet eden fark tutarından davalının sorumlu olacağı gerekçeleriyle ıslah edilen davanın kabulü ile 33.017,00 TL’nin temerrür tarihi olan 01/01/2009 tarihinden itibaren işlyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında et alım satımı yapıldığı ve davacı tarafından düzenlenen faturada yazılı %1 KDV’li satış fiyatının alıcı(davalı) tarafından ödendiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık, satışın tamamlanmasından sonra davacı defterleri üzerinde maliye müfettişleri tarafından yapılan inceleme sonucunda dava konusu satış nedeniyle %8 KDV alınması gerektiği yönündeki teftiş raporu doğrultusunda davacının maliyeye ödediği %7 oranındaki KDV farkını ve vergi cezalarını davalıdan isteyip, isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.10.2004 tarih, 2004/19-456 Esas, … Karar sayılı kararında da ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, “213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 8.maddesi, vergi yükümlüsünü (mükellefini) vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüp eden gerçek veya tüzel kişi, vergi sorumlusunu ise, verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişi şeklinde tanımlamış; kural olarak vergi yükümlülüğüne ve sorumluluğuna ilişkin özel sözleşmelerin, vergi dairelerini bağlamayacağı hükmünü getirmiştir.

Katma Değer Vergisi, mal ya da hizmetin üretiminden tüketiciye intikaline kadar her el değiştirme aşamasında alınan genel bir tüketim vergisidir(Prof. Dr. Mehmet Ali Canoğlu-Doç. Dr. Rüstem Hacırüstemoğlu, Vergi Uygulamaları ve Muhasebesi, Beta Basım Yayım Dağıtım AŞ., İstanbul 1990, s.425).
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 8.maddesine göre, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, Katma Değer Vergisinin mükellefleri(yükümlüleri), bu işleri yapanlardır. Aynı Yasa’nın 9.maddesinde ise, mükellefin Türkiye içinde ikametgahının, işyerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı’nın vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla vergiye tabi işlemlere taraf olanları, verginin ödenmesinden sorumlu tutabileceği belirtilmiştir. Anılan Kanunun 57.maddesi, “perakende satışı yapılan mallara ait etiketlerde Katma Değer Vergisinin satış fiyatına dahil olup olmadığı açıkça belirtilir. Vergi satış fiyatından hariç ise, bunun miktarı ayrıca gösterilir. Katma Değer Vergisinin fatura ve benzeri vesikalarda ayrıca gösterilmesine gerek görülmeyen işlerde bu hüküm uygulanmaz” hükmünü taşımaktadır.
Bu yasal düzenlemelerin, somut olayda uyuşmazlığın ilişkin bulunduğu satış sözleşmeleri bakımından ortaya koyduğu sonuç şudur:
Türk Vergi Sistemi, Katma Değer Vergisini mal ya da hizmetin üretiminden tüketiciye intikaline kadar her el değiştirme aşamasında alınan genel bir tüketim vergisi olarak düzenlemek suretiyle, satış işlemlerinde bu verginin alıcı tarafından ödenmesini öngörmüştür.
Buna göre alıcı, satış bedelini ve o bedel üzerinden devlete ödenmesi gereken Katma Değer Vergisi tutarını satıcıya verecek; satıcı ise, kendisine ait satış bedeli ile birlikte, Katma Değer Vergisini de alıcıdan tahsil edecek; satış bedelini kendisinde tutup, Katma Değer Vergisini devlete ödeyecek, bu yönde bir aracılık yapacaktır. Eş söyleyişle, alıcının ödediği Katma Değer Vergisini onun asıl sahibi durumundaki devlete intikal ettirmekle yükümlü olan; kısaca bu verginin devlete karşı yükümlüsü durumunda bulunan satıcıdır.
Alıcıya düşen satış bedelinden ayrı olarak gösterilmesi ve bu şekilde kendisinden istenmesi halinde, bedele ek olarak vergi tutarını da satıcıya vermekten ibarettir. Alıcı, söz konusu verginin yükümlüsü veya sorumlusu değildir. Başka bir ifade ile, Katma Değer Vergisini devlete ödemek üzere satıcıya vermek alıcıya ait bir görev, bunu satış bedeli ile birlikte alıp, daha sonra Maliye’ye yatırmak ise satıcıya ait bir yükümlülüktür. Devlet, bu yasal düzenlemelerle borçlusu, alıcı olan Katma Değer Vergisini kendi adına ondan tahsil etmek ve daha sonra yasal düzenlemelerin öngördüğü şekil ve zamanlarda kendisine (Maliyeye)ödemek yükümlülüğünü satıcıya yüklemiştir.
Görüldüğü üzere, satış sözleşmeleri bakımından vergi yükümlülüğü devlet ile satıcı arasındaki bir ilişkiyi ifade etmektedir.
Devlet, oluşturduğu vergi sisteminde vergiyi doğuran satış ilişkisi çerçevesinde kendisine katma değer vergisi ödenmesini satıcıya ait bir yükümlülük olarak düzenlemiştir. Satıcının, devlete ödenecek katma değer vergisini satış bedeline dahil olarak mı, yoksa ondan ayrı olarak mı tahsil edeceği, kural olarak yasal düzenlemelerin konusu değildir. Alıcı ve satıcı arasındaki bir iç ilişki olarak, onların tasarrufuna bırakılmıştır. Dolayısıyla, yasadan kaynaklanan ayrık durumlar dışında bir satış sözleşmesinde, satıcı, tarafların üzerinde anlaştıkları koşullar çerçevesinde alıcıdan alması gereken katma değer vergisi tutarını da satış bedeline ekleyip mal bedeli ve KDV’yi ayrı ayrı göstererek ödenecek toplam miktarı davalının onayına sunmak; kabul ettiği takdirde toplam bedeli alıcıdan almak veya tersine, satış bedelini belirlerken katma değer vergisini hiç hesaba katmayıp, bunu bizzat üstlenmek, böylece kendi üzerinde tutacağı mal bedeli miktarını azaltmak yolunu seçebilir ya da devlete ödenmesi gereken katma değer vergisi miktarının bir kısmını kendisi üstlenmek suretiyle satış bedelinin alıcı yönünden cazip hale gelmesini sağlayabilir. Kuşkusuz, satış bedelinin ve onun katma değer vergisinin ayrı ayrı gösterildiği durumlarda, alıcının anılan vergiyi ödemekten kaçınması halinde, satıcı, malını satıp satmamakta özgürdür ya da alıcı, KDV’li fiyatı yüksek bulup, malı almayabilir.

Sözleşme aşamasında, satış bedeli ve vergi tutarını ayrı ayrı göstermeyen satıcı, o satıştan dolayı ödediği katma değer vergisini alıcı adına değil, kendisi adına ödemiş olur. Bunu sonradan alıcıdan isteyip isteyemeyeceği; Vergi Hukukunun düzenleme alanının dışına taşan, Vergi Hukukunun kural ve ilkelerine göre değerlendirilmesine olanak bulunmayan, dolayısıyla Borçlar Kanunu’nun sözleşme hukukunu düzenleyen hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir sorundur.
Borçlar Kanunu çerçevesinde değerlendirme yapıldığında; bedel unsuru, satış sözleşmesinin esaslı unsurudur. Satıcının, başlangıçta üzerinde iradelerin birleştiği bedel (alıcının, satıcıya ödeyeceği tutar) dışında alıcıdan sonradan ayrıca bir istemde bulunmasına olanak yoktur. Taraflar arasındaki satış ilişkisinde davacı tarafından düzenlenen fatura kapsamındaki satış bedeli ödenmiş ve mal da teslim edilmek suretiyle hukuki ilişki sona ermiştir. Hukuki ilişki sona erdikten uzun bir süre sonra katma değer vergisi farkının talep edilmesinin hukuki dayanağı bulunmamaktadır.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 11.04.1989 tarih, 1989/533 E, 1989/2502 K. sayılı kararında da aynı hususlara değinilerek bir satış ilişkisinde satış bedeli ödenip, hukuki ilişki sona erdikten sonra satıcının, alıcıdan ayrıca KDV talebinde bulunamayacağı belirtilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar karşısında somut olayın değerlendirilmesine gelince; davacı, davalıya %1 KDV’li olarak satış bedelini belirleyip mal satıp, teslim etmiştir. Davalı da bu şartlarla satış bedelini ödeyip, malı teslim almıştır.
Böylece davacı aksini kanıtlayamadığına göre satış sözleşmesinin taraflarına yüklenen yükümlülükler karşılıklı olarak ifa edilip, sözleşme ilişkisi sona erdirildikten sonra davacının bu kez davalıdan KDV farkı adı altında talepte bulunmasının hukuki dayanağı olmadığından mahkemece davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.