Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2012/8504 E. 2013/4198 K. 06.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8504
KARAR NO : 2013/4198
KARAR TARİHİ : 06.03.2013

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. … ile davalı vek. Av. …’ün gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-KARAR-
Davacı vekili; müvekkilinin çalıştığı şirketle davalı arasında demir, çimento ve alçı alım satımı yapıldığını, davalının gönderdği mal karşılığında müvekkilinin çalıştığı şirketin yetkilisinin şehir dışında olmasından dolayı müvekkilinin bono verdiğini, ancak daha sonra bu bononun karşılığında müvekkilinin çalıştığı şirketin yetkilisi tarafından çekler verildiğini, bononun bedelsiz kaldığını, her iki şirket arasındaki bakiyenin sıfır olduğunu, bonoda malen kaydı varken nakden şeklinde tahrifat yapıldığını belirterek müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; bononun borç para karşılığında tanzim edildiğini bildirerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; adli tıp raporundaki belirlemelere göre bononun ilk düzenlendiği sırada malen şeklinde tanzim edildiğinin kabulü gerektiği, davalının nakit para karşılığında bonoyu aldığını savunması nedeniyle senedin veriliş sebebini talil ettiği, ispat külfetinin davalı tarafta olduğu, davalının verilen kesin sürede davacıya yemin teklif edip etmediklerini bildirmediği ve yemin metni ibraz etmediği, davalının iddiasını ispat edecek bir belge sunmadığı, davalının takibinde haksız ve kötüniyetli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının takip konusu 250,000 TL bedelli bononun 125,000 TL’lik kısmından dolayı borçlu olmadığının tespitine icra takibi sırasında ödenen 11.822,04 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, 125,000 TL asıl alacağın %40’ı oranında tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine ve özellikle İİK.nun 72. maddesi hükmü gereğince açılmış olan menfi tespit davasının yargılaması sırasında borcun icra dosyasına ödenmesi durumunda anılan yasa maddesi hükmü gereği ödenen kısım yönünden davanın istirdat davasına dönüşecek olmasına, bu durum yasadan kaynaklandığından mahkemece re’sen göz önüne alınması gerekmesine, bu yönler gözetilerek ödenen miktar için istirdat kararı verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde olmayan sair temyiz itirazlarının oy çokluğuyla reddi gerekiştir.
2- Davacı vekilinin 19.10.2011 tarihli beyanı gözetilerek istirdat kararı verilen miktara faiz yürütülmemesi gerekirken yazılı olduğu şekilde faize hükmedilmesi doğru olmadığı gibi, davalı takibinde haksız ise de kötüniyetli olduğu kanıtlanamamış olduğundan % 40 kötüniyet tazminatı ile de sorumlu tutulmasında isabet görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının oy çokluğuyla reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına oy birliğiyle BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı şirket lehine takdir edilen 990,00 TL. duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 06.03.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

(M)1 nolu bentte (M)1 nolu bentte

-MUHALEFET ŞERHİ-
Dava, takibe dayanak teşkil eden kambiyo senedi nedeniyle borçlu olunmadığının tespitine ilişkindir.
İİK’nun 72 maddesindeki “Borçlu, menfi tespit davası zımnında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir” hükmüne göre davanın kendiliğinden istirdat davasına dönüşeceği hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Bunun için borçlunun ayrıca bir talepte bulunması gerekmediği gibi, borcun ödendiğini öğrenen mahkemenin kendiliğinden (re’sen) davaya istirdat davası olarak devam etmesi kanunun -başka bir seçenek bırakmayan- amir hükmü gereğidir.
Mahkeme yönünden bağlayıcılığı mutlak olan bu hükmün davacının ıslah vs. gibi herhangi bir aktif tutum belirlemesine de ihtiyaç göstermeyeceği tartışmasızdır.
Kanun koyucu burada: ödemenin vuku bulmasıyla beraber salt tespit hükmü kurmanın, sonuca etkili olmayacağı; uğranılan zararın telafisini mümkün kılabilecek istirdat gibi infazı kabil bir hukuki enstrüman dururken, menfi tespitle yetinmenin uyuşmazlığı tümden nihayetlendirmeyeceği gerçeğinden hareket etmiştir.
Menfi tespit davacısının hiçbir ek ispat ve maddi külfet gerektirmeyen ve sadece sükut etmesiyle infazı kabil bir istirdat hükmüne kavuşma imkanı varken ısrarla uyuşmazlığın menfi tespit hükümlerine göre sonuçlandırılmasını talep etmesi halinde mahkemenin nasıl bir tutum belirlemesi gerektiği konusunu da ayrıca irdelemek gerekir.
Menfi tespit davasına bakan hakim, yargılama esnasında ödeme vakıasını herhangi bir şekilde öğrenince kanunun amir hükmü gereğince davaya istirdat davası olarak bakmaya devam eder. Ancak olayımızda oluğu gibi nadiren de olsa davacının menfi tespit talebinde ısrar etmesi halinde davanın “hukuki yarar” yokluğu nedeniyle reddi yoluna gitmesi kanunun amaç ve ruhuna daha da uygun düşecektir.
Zira, bu durumda dava, kendiliğinden istirdada dönüştü diye istirdat hükmü kurulması, talep aşımına tekabül edeceğinden, HMK 26. Maddesinde yer alan “hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez” şeklindeki temel usul ilkesiyle bağdaşmayacağı açıktır.
Açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazları yerinde olup, mevcut delil durumuna göre dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün bu yönden onanması gerektiğine dair 1. bentteki sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz