Yargıtay Kararı 2. Ceza Dairesi 2011/29850 E. 2013/17108 K. 24.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/29850
KARAR NO : 2013/17108
KARAR TARİHİ : 24.06.2013

Tebliğname No : 2 – 2010/13921
MAHKEMESİ : Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 18/11/2009
NUMARASI : 2009/689 (E) ve 2009/1335 (K)
SUÇ : Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
CGK’nın 06.07.2010 tarih ve 8-51/162 sayılı kararında belirtildiği üzere;doğal anlamda gerçekleştirilen her bedeni hareket ayrı bir fiili oluştursa bile, 5237 sayılı TCK’nun 43/2. fıkrasında bahsedilen “tek bir fiil” ibaresi ile hukuki anlamda hareketin tekliğinin ifade edildiği, suç işlenirken doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi bu hareketlerin, suçun yasal tanımı açısından hukuki değerlendirmede tek hareket olarak kabul edilmesi gerektiği, somut olayda sanığın; aynı dilekçe içeriği ile iki mağdur ve üç katılana ayrı ayrı hakaret etmesinin tek suç sayılacağı ve hakaret suçunun hukuki anlamda “tek bir fiille” işlendiğinin kabulü gerektiğinden sanığın eylemi tek suç kabul edilerek cezasının TCK’nın 43/2. maddesi ile artırılmasında bir isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamedeki (1) numaralı bozma düşüncesine katılınmamış, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1- Hükümden önce 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa’nın 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nun 231.maddesi uyarınca hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
2-Kovuşturma sırasında ayrı vekiller tarafından temsil olunan katılanların her biri lehine ayrı ayrı vekalet ücreti verilmesi gerektiği gözetilmeyerek yazılı şekilde tek vekalet ücretine hükmolunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 24/06/2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Karşı Görüş:
Sanık, suça konu dilekçede, mağdur ve katılanların isimlerini ayrı ayrı yazmak suretiyle belirleyip, her bir katılan ve mağdura yönelik hakaret içeren ifadeler kullanmak suretiyle hakaret etmesi biçimindeki eylemi, mağdur ve katılan sayısınca hakaret suçunu oluşturduğundan hükmün bu nedenle de bozulması gerektiği halde, sayın çoğunluğu yukarıda gösterdiği gerekçeyle, sanığın eyleminin zincirleme suçu oluşturduğu kabul edilerek, hükmün bu nedenle bozulmaması görüşüne katılmıyorum.
Sayın çoğunluk Ceza Genel Kurulu’nun 2010/162 sayılı kararını emsal göstererek, sanığın eylemini tek fiil veya tek hareket kabul edip bu noktadan hakaretle TCK.nun 43/2. maddesi kapsamında zincirleme suç olduğunu kabul etmesi yanlıştır.
Öncelikle emsal gösterilen Ceza Genel Kurulu’nun kararının olayımızla ilgisi yoktur. Anılan kararda, sanıklar silahla çok sayıda ateş etmek suretiyle mağdurları yaralamışlardır. Sanıkların hukuki anlamda tek fiil sayılan bu eylemleri yasanın iki ayrı hükmünü ihlal etmiştir. Bunlardan biri TCK.nun 170/1-c maddesi kapsamında “genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması”, diğeri ise olası kastla yaralama suçudur. Bu karar, aykırı görüşler olsa bile kendi içerisinde tutarlıdır. İlgili yasa maddeleri ve kurumlar tartışılarak belki anılan suçlar yönünden en doğru sonucu içermektedir.
Ancak Ceza Genel Kurulu’nun anılan kararındaki sanıkların tek fiil veya tek hareket olarak nitelendirilen eylemleri ile dosyamızdaki sanığın, her bir müştekinin ismini tek tek yazmak suretiyle hareket etmesi eylemleri arasında, benzerlik yoktur. Somut olayımızda sanığın eylemleri ne doğal anlamda, ne de hukuki anlamda tek fiil veya hareket kabul etmek olanaklı değildir.
Bir defa suç tipleri farklıdır. Tipik bir hakaret suçunda sanık; hakaret etmek istediği kişi veya kişilerin ismini bizzat söyleyerek, ya da söz veya davranışlarıyla başkaları tarafından anlaşılacak şekilde ima etmek suretiyle açıklayıp, bu kişi veya kişilere yönelik olarak, hakaret içeren söyler kullanmak suretiyle veya davranışlarla eylemini gerkeçeleştirir. Bu durumda hakaret ettiği kişi sayısınca suç oluşur. Çünkü hakaret ettiği, kişiler farklıdır ve her bir mağdur bir birinden bağımsız olarak ayrı ayrı rencide olmuşlardır. Sanıkta zaten bunu istemiş ve yasanın aradığı tipiklikle elemini gerçekleştirmiştir. Somut olayımızda bu şekilde olmuştur. Ya da sanık, açıkça kişi ismi belirtemeden, bir toplumu, bir grubu veya belli statüde olan kişileri kastettiğini açıklayarak hakaret ederki bu takdirde sanığın eylemi, hukuki ve doğal anlamda tek fiil veya harekettir. Sanığın bu son biçimdeki eylemi TCK.nun 43/2. maddesindeki tanıma ve maddenin amacına uygundur. Daha çok tipik hakaret eylemleri de bu ikişi şekilde işlenmektedir.
Somut olayımızda sanığın, aynı dilekçe de mağdurları ismen tek tek belirleyip hakaret etmesi biçimindeki eylemi mağdur sayısınca hakaret suçunu oluşturur. Bunun aksinin kabulü halinde ise; sanığın, aynı dilekçede üç kişinin ismini yazarak hakaret etmesi eylemini de, bin kişinin ismini yazarak hakaret etmesi eylemlerinide, tek bir zincirleme hakaret suç kabul gerekecektirki, bu sonucun adaletle ve hakkaniyetle ilgisi olamaycağı gibi, fiilin tekliği kavramıylada açıklanamaz. Bunu tek bir açıklaması olabilir, bu da “yasanın yanlış yorumlanması” biçiminde olabilir.
Kabule göre de; sanığın, mağdur ve katılanlara hakaret içeren dilekçeyi birden çok yere/makama gönderdiğinin anlaşılması karşısında, hakkında 5237 sayılı TCK.nun 43. maddenin birinci fıkrasıda uygulanarak cezada artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, sadece mağdur sayısı dikkate alınarak maddenin ikinci fıkrasıyla artırım yapılarak eksik cezaya hükmedilmesi de yanlış olmuştur.
Yerel mahkeme hükmünün yukarıda arz ettiğim nedenlerle de bozulması gerektiği halde, bu nedenlerin bozma sebebi yapılmaması yanlıştır.