Yargıtay Kararı 2. Ceza Dairesi 2013/30778 E. 2014/26672 K. 12.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/30778
KARAR NO : 2014/26672
KARAR TARİHİ : 12.11.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme, hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Suça sürüklenen çocuklar müdafilerinin temyiz istemlerinin mala zarar verme suçundan kurulan hükümleri de kapsadığı belirlenerek yapılan incelemede;
I-)Suça sürüklenen çocuklar … ve … hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 Sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’a eklenen geçici 2. maddede, bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçinceye kadar hapis cezasından verilenler hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adli para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı temyiz yoluna başvurulamayacağının belirtildiği, hüküm tarihine göre çocuklar hakkında mala zarar verme suçundan hükmolunan cezaların miktarları ve türleri dikkate alındığında, söz konusu hükmün temyizinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, suça sürüklenen çocukların müdafiilerinin temyiz istemlerinin 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
II-)Suça sürüklenen çocuk … hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Suça sürüklenen çocuğun, olaydan hemen sonra 03.08.2009 tarihinde müdafii huzurunda Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadesinin içeriğine göre, mahkumiyet hükmü kurulmasında isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki bozma düşüncesine katılınmamıştır.
Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA,
III-)Suça sürüklenen çocuk … YÖNAKA hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2011/13–394 E., 2012/154 K. sayılı ve 10.04.2012 tarihli ve kararında da açıklandığı gibi oldukça geniş bir kavram olan savunma hakkı, şüpheli ve sanığı ilgilendirdiği kadar, bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek olan toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla toplumu ve adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan devleti de ilgilendirmektedir. Ceza yargılamasında savunma, yargılama faaliyeti sonucunda verilecek olan ve iddia ile savunmanın ve diğer kanıtların değerlendirilmesinden ibaret olan hükmün doğru olmasını sağlar. Bu yönüyle geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken savunma hakkı; susma, soru sorma, kendi aleyhine işlemlere katılmama, tercüman yardımından yararlanma, kanıt toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma gibi hakların yanında, müdafiin hukuksal yardımından faydalanma hakkını da içerir.
Savunma hakkı Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan bir yol, müdafi de savunmanın meşru bir aracıdır. Dolayısıyla söz konusu hüküm, müdafi aracılığı ile savunma yapmayı anayasal güvence altına almaktadır.
Anayasa’nın 36. maddesi ile anayasal güvenceye alınan savunma hakkı, uluslararası belgelerde de değerine uygun bir şekilde yerini almış; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 121/1, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Antlaşmanın 14/3–b–d, Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin 6/3–b–c maddeleri, sanığın müdafiden yararlanması konusunda açık düzenlemeler getirmiştir.
Savunma hakkı konusunda oldukça duyarlı olan yasa koyucu, bu duyarlılığının sonucu olarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda isteğe bağlı müdafiliğin yanında, bazı hallerde zorunlu müdafiliği benimsemiştir. Bu kapsamda CMK’nın 150/2. maddesinde “müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.” şeklinde hükme yer verilmiştir. CMK’nın 151. maddesinde de “görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
Suç ve karar tarihi itibariyle henüz onsekiz yaşını doldurmamış olan … ile ilgili olarak, mahkemenin istemi üzerine CMK’nın 150/2. maddesi uyarınca Av. … ( …)’nin Baro tarafından müdafii olarak görevlendirildiği, 08.04.2011 tarihli duruşmada Av. … huzurunda çocuğun sorgusunun yapıldığı, suça sürüklenen çocuk … ve müdafiinin hazır bulunmadığı 02.12.2011 tarihli duruşmada ise hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
CMK’nın 150/2. maddesi uyarınca yargılama sırasında henüz onsekiz yaşını doldurmamış olan … ile ilgili hükmün müdafiinin hazır bulunduğu oturumda verilmesi yasal bir zorunluluktur. Çünkü 5271 sayılı CMK’nın müdafii görevlendirilmesi ile hükümlerinde, müdafiin görevi sadece savunmasının alınması sırasında sanığın yanında bulunmakla sınırlı olmayıp, yargılamanın tüm aşamalarında hukuki yardımda bulunmayı ve savunmaya ilişkin diğer bütün işlemleri de kapsamaktadır. Nitekim 5271 sayılı Yasa’nın 151. maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri ile Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 6/6. maddesinde; 5271 sayılı Yasa’nın 150. maddesi uyarınca görevlendirilen müdafiin duruşmada hazır bulunmaması veya çekilmesi veya görevini yerine getirmekten kaçınması halinde mahkeme tarafından derhâl başka bir müdafiin görevlendirilmesi gerektiği ve müdafi görevlendirilinceye kadar oturuma ara verebileceği gibi, oturumun ertelenmesine de karar verebileceği hüküm altına alınmıştır.
Hükmün, suça sürüklenen çocuğun müdafiinin bulunduğu oturumda verilmesi gerekirken, müdafiinin yokluğunda hüküm kurulmak suretiyle, CMK’nın 150. maddesinin 2. fıkrasına aykırı olarak çocuğun savunma hakkının kısıtlanması,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 12.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.