Yargıtay Kararı 2. Ceza Dairesi 2013/8249 E. 2013/17669 K. 27.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/8249
KARAR NO : 2013/17669
KARAR TARİHİ : 27.06.2013

Tebliğname No : 2 – 2013/17376
MAHKEMESİ : Bursa 2. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 11/12/2012
NUMARASI : 2012/706 (E) ve 2012/1016 (K)
SUÇ : Hırsızlık

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 18.3.2008 tarih ve 9-7-56 sayılı kararında açıklandığı üzere ve kovuşturma evresinde kendisine zorunlu müdafii atandığından sanığın haberdar edilmediği durumlarda zorunlu müdafiye yapılan tefhim ve tebliğlerin kendisine bağlanan hukuki sonuçları doğurmayacağı, bu durumda zorunlu müdafii sanığın lehine gibi görünen bazı işlemleri yapmış olsa da, örneğin temyiz dilekçesi vermiş olsa dahi hükmün sanığın kendisine de tebliğ edilmesi ve sanık tarafından temyiz dilekçesi vermesi halinde temyiz isteminin kabul edilmesi gerektiği gözetildiğinde; sanığın, 11.10.2012 tarihli oturumdaki sorgusunda, “müdafi istemediğini belirttiği” sanığın yokluğunda verilen 11.12.2012 tarihli kararın mahkemece atanan müdafii Av. N.. D..’e tefhim edildiği, sanığın öğrenme üzerine verdiği 20.12.2012 tarihli temyiz dilekçesinin süresinde ve geçerli olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
Dosya kapsamına göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1-) Mağdurun babasına ait metruk evin pencere camlarının sanık ve yanında bulunan şahıs tarafından kırıldığını görmesi üzerine neden kırdıklarını sorduğunda, açık kimliğini veremedikleri bir hurdacıdan pencerenin demir çerçevelerini satın aldıklarını söylemeleri mağdurun evin kendisine ait olduğunu söylemesi üzerine de, hurdacı Mustafa’yı telefonla arayıp soralım diye kamyonete binerek olay yerinden uzaklaştıklarının, mağdurun kovuşturma evresindeki beyanından kamyonette malzeme olduğunu ancak kamyonet yüksek olduğu için evden sökülen cam çerçeve olduğunu görmediğini beyan etmesi karşısında, eylemin kalkışma aşamasında kaldığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde tamamlanmış suçtan hüküm kurulması,
2-) Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 esas, 2009/13 karar sayılı kararında kabul edildiği gibi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinde nazara alınacak zararın maddi zarar olduğu, manevi zararların bu kapsama dahil edilmemesi gerektiği, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre teşebbüs aşamasında kalmış olan hırsızlık suçundan doğan maddi bir zararının da
belirlenemediği, daha önce kasıtlı suçtan kesinleşmiş engel mahkumiyeti olmayan, hükmolunan cezanın tür ve süresi itibariyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel bir durumunun bulunmadığı anlaşılan sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki kanaat ile hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının değerlendirilmesi gerekirken, “sanığın sabıkalı olduğu” biçimindeki yasal olmayan ve yetersiz gerekçelerle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
3-) Sanık müdafiinin, 04.12.2012 tarihli oturumda lehe olan hükümlerin uygulanması talebinin erteleme hususunu kapsadığı gözetilmeden bu hususta olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi,
4-) 5237 sayılı TCK’nın 53.maddesinin 1.fıkrasının ( c ). bendinde yer alan hak yoksunluklarının kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverme tarihine kadar, diğer kişilere karşı belirtilen yetkiler yönünden ise mahkum olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar geçerli olacağı gözetilmeden, anılan hakların yönelik olduğu kişiler bakımından bir ayrım yapılmadan, sanığın; aynı Yasanın 53/1-c.maddesinde yazılı haklardan koşullu salıverme tarihine kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerden dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 27.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.