Yargıtay Kararı 2. Ceza Dairesi 2014/29044 E. 2016/7988 K. 26.04.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/29044
KARAR NO : 2016/7988
KARAR TARİHİ : 26.04.2016

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle, hükmün istem gibi ONANMASINA, 26/04/2016 tarihinde oybirliğiyle eleştiri yönünden oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI GÖRÜŞ:
Aşağıda sunduğum nedenlerle sayın çoğunluğun suçun nitelendirilmesine ilişkin görüşüne katılmıyorum.
Somut olayda özetle; sanık, müştekinin işletmekte olduğu bakkal dükkanına gelip bir paket sigara satın alıp ücretinin ödemek için 200 TL verdiği, müşteki para üstü olarak önce bir tane 100 TL bir tane de 50 TL banknot olmak üzere toplam 150 TL masanın üzerine koyup, kalan kısmını tamamlamak için çekmeceye eğildiği sırada, sanık bu aşamadan sonra önceden planlamış olduğu senaryo uyarınca; önce masanın üzerindeki 100 TL alıp cebine koyup 50 TL ve müştekinin bu arada tamamladığı bozuk 44,50 TL ise masanın üzerinde olduğu halde, müştekiye para üstünü 100 TL eksik vermiş olduğunu bu nedenle 100 TL daha vermesi gerektiğini söylemesi üzerine, müşteki 100 TL’yi masanın üzerine koyduğu söyleyerek itiraz ettiği, sanık bu kez masa üzerinde bulunan 50 TL ve 44,50 TL’yi gösterip toplam 94,50 TL verdiğini söyleyip tekrar isteyince, müşteki, sanığın bu hileli hareketleri sonucu para üstünü eksik verdiğini zannederek yanıltılmış iradesiyle suça konu 100 TL sanığa verdiği, bu şekilde suça konu 100 TL parayı alan sanığın olay yerinden uzaklaşması biçimindeki eylemi dolandırıcılık suçunu oluşturduğunu düşündüğümden sayın çoğunluğun, eylemin hırsızlık suçunu oluşturduğuna ilişkin onama görüşüne katılmıyorum.
Dolandırıcılık suçu 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlama” biçiminde tanımlanmıştır. Bu tanım uyarınca dolandırıcılık suçunun kişinin malvarlığı yanında irade özgürlüğünü de koruduğu gözetilerek suçun oluşabilmesi için;
1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,
3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,
Koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Hırsızlık suçu ise 5237 sayılı TCK’nın 141/1. maddesinde; “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma” biçiminde tanımlanmıştır.
Hırsızlık suçunda fail suça konu eşyayı zilyedinin rızası olmaksızın almasına karşın dolandırıcılık suçunda, mal sahibinin veya zilyedin rızasıyla teslim edilmektedir. Ancak bu rıza failin hileli davranışları ile elde edilmiş olduğundan geçerli bir rıza değildir.
Hırsızlık ve dolandırıcılık suçları 5237 sayılı TCK’nın onuncu bölümünde malvarlığına karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiştir. Bu nedenle bu suçlar ile genel anlamda kişinin malvarlığı korunmaktadır. Her iki suçun mağduru da sonuçta malvarlığı itibariyle zarar görmektedir. Yine her iki suç yönünden fail, bir başkasının zararına, kendisine veya başkasına haksız çıkar sağlamaktadır.
Hırsızlık suçunda “taşınır malın alınması” unsurun gerçekleştirme biçimine ilişkin bir koşul öngörülmediği halde, dolandırıcılık suçunda failin “yarar sağlanması”, “hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma” koşuluna bağlanmıştır. Başka bir ifadeyle dolandırıcılık suçunda “hileli davranış” olmazsa olmaz bir koşuldur. Bu nedenle dolandırıcılık suçunu hırsızlık suçundan ayıran en önemli unsur “hileli davranış”dır. Ancak bu durum, hırsızlık suçunun “hileli hareket veya davranışlarla” işlenemeyeceği anlamına gelmemektedir.
Dolandırıcılık suçundaki “hile” kavramıyla ilgili olarak Ceza Genel Kurulu 25.11.2014 gün ve 2013/15-655, 2014/515 sayılı Kararında; “Yerleşmiş uygulamalar ve öğretideki baskın görüşlere göre ortaya konulan ilkeler gözönünde bulundurulduğunda; hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, hataya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkanlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.”
Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: “Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir” (Veli Özer Özbek/M.Nihat Kanbur/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2012, Seçkin Yayınevi, 4. bası s.650)” biçiminde, dolandırıcılık suçunda hilenin niteliğini ve her somut olaya göre belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Hırsızlık suçunun hileli hareketlerle işlenmesinde ise, “hileli hareket” suçun unsuru olmadığı için, hileli davranışın belli oranda yoğun ve ustaca olması veya mağdurun yanılgıya düşürülmesi de şart değildir. Ancak bu yanıltma ve hileli hareketler sonucu mağdurun, eşya üzerindeki gözetim veya denetimi kısmende olsa azalmakta, fail bu durumdan yararlanarak hırsızlık eylemini gerçekleştirmektedir.
Dolandırıcılık suçunun somut olayda unsurları itibariyle oluşup oluşmadığının belirlenmesi açısından, “hileli hareket ve niteliği” çok önemli olmakla birlikte; dolandırıcılık suçu ile “hırsızlık suçunun hileli hareketlerle işlenmesi” durumunda bu iki suçun bir birinden ayırt edilmesinde yeterli bir ölçüt veya kriter değildir. Bu iki suçu bir birinden ayıran en önemli ölçüt veya kriter; hileli hareketlerin hedefi veya yöneldiği alandır. Dolandırıcılık suçunda hileli hareketle, mağdurun iradesi hedef alınmak suretiyle özgürce karar vermesi etkilenerek, yanıltılmış iradesiyle malın teslimi (zilyetliğin devri) sağlanmaktadır. Hırsızlık suçunda ise fail amacına ulaşabilmek için hileli hareketlerle iki hususu gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Birincisi, suça konu mala mümkün olduğu kadar yaklaşıp fiziki olarak irtibat kurmak veya malı eline almak; ikincisi ise, mağdurun mal üzerindeki gözetim ve denetimini olabildiğince zayıflatmak suretiyle kısmende olsa korunaksız kalmasını sağlayıp, hırsızlık eylemini gerçekleştirebilecek ortamı oluşturmaktadır. Sonra bu yakınlaşmadan ve ortamdan yararlanarak hırsızlık eylemini gerçekleştirmektedir.
Bu şekilde hırsızlık suçundaki “alma” eylemi yasaya uygun olarak fail tarafından gerçekleştirilmiş olmakta, dolandırıcılık suçu yönünden ise fail; suçun ana unsurunu oluşturan “hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma” eylemini yasaya uygun gerçekleştirerek, malın zilyetliğinin devrini sağlamak suretiyle haksız çıkar elde etmektedir.
Özetle ifade edecek olursak; dolandırıcılık suçunda hileli hareketlerle mağdurun özgürce karar vermesi engellenmekte, hırsızlık suçunda ise, mağdurun mal üzerindeki gözetim ve denetimi azaltılmaktadır. Dolandırıcılık suçunda, mağdurun yanıltılmış iradesiyle malın faile teslimi “zilyetliğin devri” sağlanmakta, hırsızlık suçunda ise, mal sanık tarafından zilyedin rızası olmadan alınmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalarımızı örnek üzerinden irdeleyecek olursak; sanık işyerine müşteri gibi girip, 15 TL tutarında bir malı alacağını söyleyerek, müştekiye 100 TL verip 85 TL para üstünü alıp, henüz kasadan ayrılmadan malı beğenmediğini almaktan vazgeçtiğini söyleyerek, malı iade edip 100 TL geri isteyerek alıp, bu sırada aldığı para üstünü iade ederken 20 TL eksik iade etmesi durumunda, eylemi hırsızlık suçunu oluşturmaktadır. Çünkü sanık alışveriş işlemleri devam ettiği sırada, hileli harekelerle ve karşılıklı nezaket kurallarını suistimal etmek suretiyle müştekiye fark ettirmeden para üstünü eksik iade etmek suretiyle 20 TL çalmıştır. Suça konu para her ne kadar mağdur tarafından sanığa verilmiş ise de, alışveriş süresince gerek para gerekse alışverişe konu eşya üzerinde tarafların denetim ve gözetimi devam etmektedir. Dolayısıyla bu aşamada paranın zilyetliğinin devri henüz söz konusu olmadığından, sanık suça konu parayı (20 TL) “elinde bulunduran” olarak tuttuğu sırada, mağdurun para üstündeki gözetimini zayıflatmak suretiyle hırsızlık eylemini gerçekleştirmiştir. Aynı örnekte, sanık malı almaktan vazgeçtiğini söyleyip almış olduğu malı ve 85 TL para üstünü iade edip, ancak mağdura, 200 TL verdiğini söyleyerek mağduru kandırıp 100 TL fazla para alması durumunda ise eylemi dolandırıcılık suçunu oluşturacaktır.
Yukarıdaki açıklamalar gözetilerek iki suç arasındaki farklılıkları ifade edecek olursak;
Dolandırıcılık suçunda fail, suça konu mal veya mağdur ile aynı yerde veya ortamda bulunmadan da, değişik iletişim araçlarını kullanmak suretiyle mağdurla irtibata geçilerek, mağduru aldatarak parasını veya malını alabilmektedir. Hileli harekelerle hırsızlık suçunda ise fail, mağdurun yanında, üzerinde veya fiilen gözetim veya denetiminde olan para veya malını üzerindeki denetimi zayıflatarak çalmaktadır.
Dolandırıcılık suçunda çoğu zaman mağdur, malı kendisi teslim edip dolandırıldığını sonradan fark ettiği halde, hileli harekelerle hırsızlık suçunda mağdur, malının çalındığını (alındığını) sonradan fark etmektedir.
Dolandırıcılık suçu aldatma temeline dayanan bir suç olduğundan, daha çok zihinsel faaliyet öne çıkmakta, çoğu zaman maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, hataya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi eylem sergilenerek; mağdurun, failin söylediklerinin veya davranışlarının doğru olup olmadığını denetleme imkanı ve buna bağlı olarak özgürce karar verme imkanı ve yeteneği geçici olarak elinden alınmaktadır. Hileli harekelerle hırsızlık suçunda ise, aldatıcı söz veya hareketlerin bu kadar yoğun olmasına ihtiyaç olmadığı gibi, mağdurun, suça konu malı sanığa teslimi (zilyetliğin devri veya gözetim ve denetimini sonladırması) söz konusu olmadığından, bu yönde bir karar verme zorunda da değildir. Ancak sonuçta mağdurun mal üzerindeki denetimi zayıfladığından malını koruyamamaktadır.
Dolandırıcılık suçunda çoğu zaman fail, uydurduğu senaryo veya gerekçeye dayanarak, mağdurdan suça konu malın kendisine teslimini veya bir yere bırakılmak suretiyle mal üzerindeki zilyetliğin devrini açıkça istediği halde, hileli hareketlerle hırsızlık suçunda fail, asıl amacının suça konu mala ulaşmak olduğunu gizleyerek, mağdurun dikkatini başka bir konuya veya noktaya çekerek veya bir bahaneyle veya nezaket kurallarını suistimal ederek (dolaylı yollarla) suça konu malla fiziki irtibat kurup malı eline alır veya malı geçici olarak elinde tutmasına izin verilmesini sağlayıp, bu durumdan istifade ederek hırsızlık eylemini gerçekleştirmektedir. Kısaca değindiğimiz iki suç arasındaki farklılıkları çoğaltmak mümkündür.
Bu açıklamalar ışığında somut olayımızı kısaca değerlendirecek olursak; sanık, müştekinin kasasındaki veya cebindeki parasını alma kast ve amacıyla hareket ederek; önceden yaptığı plan uyarınca, önce müştekiden değeri az olan bir mal satın alıp, ücretini ödemek için ise yürürlükte bulunan en büyük banknot olan 200 TL vermek suretiyle, müştekinin kolayca hesap yapmasını zorlaştırmış, yine para üstü olarak alacağı paranın adet itibariyle çok olmasını da sağlayıp bu durumdan yararlanarak; önce zaten kendisine ait olan masa üzerindeki para sütünden 100 TL’yi müştekiye fark ettirmeden alıp cebine koyup sonra, müştekiye para üstünü eksik vermiş olduğunu söyleyip 100 TL daha istemesi üzerine müştekinin itiraz ettiği, sanık bu kez masa üzerinde bulunan 50 TL ve 44,50 TL’yi gösterip toplam 94,50 TL verdiğini ileri sürerek tekrar 100 TL isteyince, müştekinin yukarıda ifade ettiğimiz senaryo karşısında sanığa 100 TL verip vermediğini denetlemesi ve hatırlaması zorlaştığı, en azından kendisinden emin olamadığından sanığın söylediklerine inanma durumunda kalarak, yanıltılmış bir iradeyle suça konu parayı sanığa vermiş olduğunun anlaşılması karşısında, sanığın eylemi hırsızlık değil dolandırıcılık suçunu oluşturduğunu, bu nedenle hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun hükmün onanmasına ilişkin görüşüne katılmıyorum.