YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/6393
KARAR NO : 2017/10688
KARAR TARİHİ : 25.10.2017
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
06/03/2014 tarihli kararın, sanık …’ın savunmasında bildirdiği son adres olan mernis adresine 04/04/2014 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, sanığın da yasal süresi içinde 04/04/2014 tarihinde temyiz talebinde bulunduğunun anlaşılması karşısında; temyiz isteminin süresinde olmadığına ilişkin tebliğname düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Tüm dosya içeriğine göre; olay günü, müştekinin evine gelen sanıkların sohbetten tanıdıkları Allah dostu olarak bildikleri müştekiye yardımda bulunacaklarını söyleyip, yanlarında getirdikleri para dolu poşeti gösterdikleri, sanıklardan….’in hamile kalmak istediğini söyleyerek poşetin üstüne bileziklerini koyduğu, müştekiden de poşetin üzerine altın ve para koymasını istemeleri üzerine müştekinin bilezik, altın ve parayı koyduğu, sonrasında bunu bir şeye sarıp dolabın üzerine koymaları gerektiğini anlatıp poşeti koydukları dolabın üzerine su serptikleri, daha sonra arabalarında da yiyecek olduğunu söyleyerek müştekiyi dışarı çıkartıp ortadan kayboldukları, müştekinin evinde yaptığı araştırmada içinde ziynet eşyaları ile parası bulunan poşetin olmadığını fark ettiği somut olayda; sanıkların hileli söz ve davranışlarla müştekinin dini duygularını istismar ettikleri, müştekiden haksız menfaat sağladıkları anlaşılmakla; sanıkların eylemlerinin bu niteliği itibariyle TCK’nın 158/1-a maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekebileceği ve bu suçla ilgili davaya bakma ve delilleri değerlendirme görevinin ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devamla esasa ilişkin yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafii ve sanık …’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 sayılı CMUK’un 326/son maddesinin gözetilmesine, 25/10/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.