YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/12099
KARAR NO : 2017/10469
KARAR TARİHİ : 23.10.2017
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Hükümlü hakkında Adana 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16.07.1997 tarih, 1994/587 Esas – 1997/843 Karar sayılı kararı ile 765 sayılı TCK’nın 493/1, 522, maddeleri uyarınca verilen 3 yıl 6 ay hapis cezasına ilişkin mahkumiyet kararının temyiz edilmeden 16.09.1997 tarihinde kesinleştirilerek infaza verilmesinden sonra verilen 02.04.2007 tarihli uyarlama kararının (ek kararın), Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 14.01.2013 gün, 2010/2862-2013/855 E-K sayılı bozma ilamı bozulması üzerine duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda uyarlama kararı verildiği belirlenerek yapılan incelemede;
5252 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 9/1.maddesine göre, 01.06.2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak Türk Ceza Kanunu’nun lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde, duruşma yapılmaksızın da karar verilebilir. Aynı Kanun’un 9/3.maddesine göre de, lehe olan hüküm önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir. Bu düzenlemelerden ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 gün ve 2005/3-162-173 sayılı kararından anlaşılacağı üzere kesin yargı haline gelmiş bir hükümde değişiklik yargılaması yapılması, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya her iki yasanın tüm hükümleri birbirine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini ve bunların karşılaştırılmasını gerektirir. Sonraki yasa suçun unsurlarını veya özel hallerini değiştiriyorsa veya cezanın teşdiden tayini nedeni sayılacak olguların tartışılması, alt ve üst sınırlar arasında bir oran belirlenmesi ya da artırım veya indirim nedenlerinin değerlendirilmesi gerekiyorsa, cezanın paraya veya tedbire çevrilmesi ya da ertelenmesi hususunda mahkemece takdir hakkının kullanılması ve böylece bireyselleştirme yapılması zorunlu ise, tüm bunların neden ve gerekçeleri de gösterilerek hüküm kurulması ve mahkemece delillerin tartışılması ve lehe kanunun belirlenmesi gerekmektedir. 5237 sayılı TCK’nın 7/2 ve 5252 sayılı Kanun’un 9/3. maddesi uyarınca sanık yararına olan hükmün önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkacak sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağı gözetilip, anılan Kanun’un 141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı TCK’nın 492 ve 493. maddelerinde yer alan suçların öğelerinin farklı olduğu nazara alınıp; somut olayda sanığın, gündüz sayılan zaman dilimi içerisinde müştekinin işyerinin duvarını delmek suretiyle içeri girerek hırsızlık yapması şeklinde gerçekleşen eyleminin, 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b. maddelerine uyan hırsızlığın yanı sıra, aynı Kanun’un 116/2 ve 151/1. maddelerine uyan işyeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarını da oluşturduğu; bu suçlardan mala zarar verme suçunun 5271 sayılı CMK’nın “Uzlaşma” başlıklı 253. maddesi uyarınca uzlaşmaya tabi suçlardan olması nedeniyle öncelikle duruşma açılarak “uzlaşma” hükümlerinin uygulanması; sonucuna göre de 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK’nın ilgili maddeleri uyarınca ayrı ayrı uygulamalar yapılıp, cezalar belirlenerek, sonuç cezaların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik kovuşturma ile denetime olanak vermeyecek şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, hükümlünün temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 23/10/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.