Yargıtay Kararı 2. Ceza Dairesi 2016/3008 E. 2016/7533 K. 20.04.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/3008
KARAR NO : 2016/7533
KARAR TARİHİ : 20.04.2016

Hırsızlık suçundan sanık …’nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/1 -b, 143 ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair … Asliye Ceza Mahkemesinin 23/06/2015 tarihli ve 2015/75 esas, 2015/591 sayılı karar aleyhine … Bakanlığınca verilen 26/01/2016 gün ve 2015-2317/7981 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12/02/2016 gün ve 2016/44383 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Dosya kapsamına göre, mahkumiyete konu hırsızlık suçunun 06/11/2014 tarihinde işlendiğinin anlaşılması karşısında, sanığın hırsızlık eyleminden dolayı suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/2-h maddesi yerine, suç tarihinden önce 28/06/2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 62. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/1 -b maddesi uyarınca mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanığın savunmasında suça konu aracın kapısının açık olduğunu ve çay kaşığı ile kontak yerinden aracı çalıştırdığını beyan etmesi, mağdurun ifadesinde aracın kapı kilidinde ve anahtar yerinde herhangi bir zararının olmadığını beyan etmesi, olay yeri inceleme raporunda da, olay sonrası söz konusu araç bulunduğunda kapılarının açık olduğu ve kontak kilidinde herhangi bir zorlamanın olmadığının tespit edildiğinin belirtilmesi karşısında, sanığın eyleminin kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan aracın bir aletle kilidinin açılması suretiyle hırsızlık suçunu oluşturacağı ve 5237 sayılı TCK’nın 142/2-d-h maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden 18.06.2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun’un 62. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b maddesi uyarınca ceza tayin edilmiş olması nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, (… Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 23.06.2015 gün ve 2015/75-591 sayılı kararın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere BOZULMASINA, 20/04/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

Karşı Görüş:
Aşağıda sunduğum nedenlerle sayın çoğunluğun, sanığın hırsızlık eylemi nedeniyle hakkında uygulanması gerek yasa maddesine ilişkin görüşüne katılmıyorum.
Somut olayda özetle; sanığın, kapıları kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınarak sokağa park edilmiş suça konu aracın kapısını ve kontak kilidini çay kaşığıyla açıp, aracı çalıştırarak çalması biçimindeki eylemi, yukarıda karar metninde ifade edildiği gibi, “… kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan aracın bir aletle kilidinin açılması suretiyle hırsızlık suçunu oluşturacağı…” bu nedenle TCK’nın 142/2-d maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği halde, sayın çoğunluğun sanık hakkında ayrıca anılan maddenin (h) bendininde uygulanması gerektiğine ilişkin görüşünün, dairemizin ve aynı işe bakan diğer ceza dairelerinin yerleşik uygulamalarına uymadığı gibi, 5237 salıyı TCK’nın hırsızlık suçuna ilişkin düzenlemelerin yer aldığı madde ve fıkralarının bugüne kadar yapılan yorum ve uygulanma biçimine de tamamen aykırılık oluşturmaktadır.
Cadde ve sokaklara park edilmiş araçlara yönelik hırsızlık eylemleriyle ilgili yerleşik uygulamaya kısaca değinecek olursak; öncelikle sokakta park edilmiş aracın anahtarının üzerinde unutulması halinde, bu anahtar kullanılarak aracın çalınması durumunda, aracın kilitlenerek koruma altına alınmasında bahsedilemeyeceğinden eylem TCK’nın 141/1. maddesi kapsamında basit hırsızlık suçunu oluşturmaktadır. Motorlu araçların kapı ve kontak kilitleri TCK’nın 142. maddenin 2 fıkrasının (d) ve (h) bentleri kapsamında araç ve içerisindeki eşyayı koruma fonksiyonu olan yasal anlamda kilit kabul edildiğinden; kapıları kilitli veya kontak anahtarı üzerinden alınarak sokağa park edilmiş aracın, kapı veya kontak kilidine anahtar uydurmak suretiyle çalınması durumunda eylem TCK’nın 142/2-d maddesi kapsamında, kapı veya kontak kilidi kırılarak veya düz kontak yapılarak veya kilit sistemi bir şekilde devre dışı bırakılarak veya araç çekiciyle taşınmak suretiyle çalınması durumunda ise eylem aynı Kanun’un 142/2-h maddesinin 1. cümlesinde tanımlanan suçu oluşturduğu kabul edilmektedir. TCK’nın 142. maddesinin 2. fıkrasının (d) ve (h)

bentlerindeki düzenlemeler, motorlu araçlara yönelik hırsızlık eylemlerinde seçimli hareketli suçlara benzemektedir. Fail kilitlenerek koruma altına alınmış aracı, somut olayımızda olduğu gibi ya kapı ve kontak kilidini anahtar veya sair alet ile kapıyı açıp aracı çalıştırarak çalacaktır, bu durumda eylemi 142/2-d maddesi kapsamında değerlendirilecek, ya da yukarıda değindiğimiz gibi bunun dışında bir yöntemle çalacaktır ki bu takdirde eylem 142/2-h maddesi kapsamında hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Failin anahtar ile aracı çalıştırarak çalması biçimindeki eyleminin, anılan maddenin (d) bendinin yanı sıra, ayrıca (h) bendini de ihlal ettiğini ileri sürmek olanaklı olmakla birlikte, iki bent birlikte değerlendirildiğinde, (d) bendinin daha özel düzenleme içerdiği bu nedenle, önceki uygulamalarımızda olduğu gibi eylem bu bent kapsamında değerlendirilmelidir.
TCK’nın 142/2. maddesinin (d) bendi, 6545 sayılı kanun ile yapılan değişiklikten önce yürürlükte olan aynı Kanun’un 142/1. maddesinin (b) bendine göre hem daha özel düzenleme içermesi hemde ceza süresinin fazla olması nedeniyle daha anlamlıydı. Bu yeni düzeleme sonrasında yasa metninde bir değişiklik olmamakla birlikte, her iki bentteki ceza sürelerinin aynı olması nedeniyle (d) bendi anlamsız veya işlevsiz hale gelmiştir. Ancak bu durum, dairemizin anılan madde fıkralarına ilişkin istikrar kazanmış yorum ve uygulamasını değiştirmemelidir. Çünkü yapılan değişikliğin böyle bir amacı olmadığı gibi, yukarıda izah etmeye çalıştığımız üzre, mevcut durumu itibariyle de her iki fıkra ( d ve h) uyarınca birlikte ceza verilmesini zorunlu kılacak bir durumda söz konusu değildir. Çünkü TCK’nın 142/2. maddesinin (d) ve (h) fıkraları, TCK’nın 149/1. maddesinin bentlerinde olduğu gibi, failin fiilen bağlı veya mağdurun daha korunaksız olması durumlarına ilişkin, bir birinde farklı suçu ağırlaştırıcı nedenler olmayıp, ceza sürelerinin aynı olması nedeniyle seçimli hareketli suçlara benzediği, bu nedenle sanığın, aracın kapı veya kontağına anahtar uydurarak çalması durumunda, maddenin (d) bendi, (h) bendine göre daha özel düzenleme içerdiğinde (d) bendi uyarınca uygulama yapılarak ceza belirlenmelidir.
Kısaca tartışma konumuzun önemine ve sonuçları itibariyle doğacak muhtemele hukuki problemlere değinecek olursak:
1- Öncelikle hiçbir yasal zorunluk olmadığı halde şimdiye kadar yapılan yorum ve uygulamanın aksi bir uygulama yapılmış olacaktır. Bu uygulama sadece tartışma konumuzu oluşturan bentlerle sınırlı kalmayacak maddenin diğer fıkra ve bentlerine de sirayet edecektir.
2- İki fıkra birlikte ihlal edildiğinden bahisle hüküm kurulurken iki fıkra esas alınarak değerlendirme yapılmasını kabul etmemiz halinde; haklı olarak iki fıkra birlikte ihlal edilmesi nedeniyle temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak kurulması gerektiği de gündeme gelecektir. Ancak yukarıda kısaca değindiğimiz gibi hırsızlık suçunu nitelikli hallerini düzenleyen fıkra ve bentlerin birden çoğunun aynı anda ihlal edilmesi teşdit nedeni değildir. Bu güne kadar yerleşik uygulamada bu şekildedir. Eğer yasa koyucunun böyle bir amacı olsaydı 765 sayılı TCK’nın 492 ve

493. maddelerinin son fıkralarında olduğu gibi “suçun işlenmesinde yukarıda yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse cezanın yukarı haddi verilir.” biçiminde bir düzenlemeye yer verirdi veya vermesi gerekirdi. Çünkü failin bir eşyayı çalması eyleminin, hırsızlık suçunun nitelikli hallerinin düzenleyen TCK’nın 142. maddesinin birden çok fıkra ve bentlerini aynı anda ihlal etmesinin, yasa metninden teşdit nedeni olacağına ilişkin bir anlam çıkarmak olanaklı değildir. Aksine yorum ve uygulamalar TCK’nın 2. maddesindeki suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacaktır.
3- Eğer sayın çoğunluğun kabul ettiği şekilde hüküm kurulurken TCK’nın 142/2. maddesinin (d) ve (h) bentleri esas alınarak hüküm kurulması gerektiğini kabul edecek olursak; biz iki fıkranın birlikte uygulanmasının teşdit nedeni olarak görmesek bile, bu kabul teşdit nedeni olarak yorumlanmaya açık veya müsait olduğundan, ilk derece mahkemelerince iki fıkra aynı anda ihlal edildiğinden bahisle ve sırf bu nedenle temel ceza alt sınırdan aşılarak belirlenmesi durumunda, bu kez bunun doğru olmadığını anlatma durumunda kalınacaktır. Ancak iki fıkranın bilikte ihlal edildiğini bu nedenle hükmünde buna göre kurulması gerektiğini kabul ettikten sonra, bunun teşdit nedeni olmayacağı konusunda fikir birliği sağlamak ve anlatmak daha zor olacaktır. Bunun sonucunda hukuki kargaşa ve buna bağlı olarak hak ihlalleri kaçınılmaz olacaktır.
Yukarıda kısaca arzetmeye çalıştığım nedenlerle somut olayda, sanığın kapıları kilitlenerek sokakta park edilmiş suça konu aracın kapı ve kontak kilidini çay kaşığıyla açıp çalıştırarak çalması biçimindeki eyleminin, TCK’nın 142/2-d maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu ve yerleşik uygulamada bu şekilde olduğu halde, sayın çoğunluğun eylemin TCK’nın 142/2-d-h maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğunu ve buna göre hüküm kurulması gerektiğine ilişkin görüşüne katılmıyorum.