YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/4250
KARAR NO : 2016/10447
KARAR TARİHİ : 01.06.2016
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Değişen suç vasfına göre dolandırıcılık suçundan mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1-Sanık müdafiinin temyiz talebine yönelik yapılan incelemede;
Gerekçeli hükmün, soruşturma aşamasında sanığın Sulh Ceza Mahkemesinde tutuklamaya sevk edildiği sırada müdafii olarak görevlendirilen Av. …’e tebliğ edildiği ve kararın adı geçen müdafii tarafından süresi içerisinde temyiz edildiği, ancak sanığın yakalama ile alınan savunmasında ise müdafii isteminin bulunmadığını beyan etmesi ve sanığa müdafii atanmasının da zorunlu olmadığı nazara alınarak hükmü temyiz yetkisi olmayan Av. …’in temyiz isteminin CMUK’nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,
2-Sanığın temyiz talebine yönelik yapılan incelemede ise;
TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüş dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak, hırsızlık suçunun temel şeklidir. Taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir.
Güveni kötüye kullanma suçunda ise, başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine cezalandırılmaktadır. Zilyetlik rızayla faile devredilmelidir.
Dolandırıcılık suçunda ise, failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; müştekinin, annesinden bici satın alması nedeniyle tanıdığı sanığın, olay günü evlerine kendisine iş bulduğunu söyleyerek gelmesi ve iş bulduğu kafeye gittiklerinde bir yeri arayacağını söyleyerek müştekiden telefonunu istemesi, bu arada müştekiden dışarda beklemesini söyleyerek telefon ile kafenin içine girmesi ve sanığın yarım saat kadar gelmemesi üzerine müştekinin de, sanığın işyerinin arka kapısından çıkıp gittiğini anlaması şeklinde gerçekleşen olayda, müşteki ile sanık arasında hukuksal anlamda geçerli bir zilyetlik devrinin bulunmadığı gibi sanığın müştekiyi yanılgıya düşürebilecek nitelikte hileli hareketlerinin de olmadığı, sanığın en başından beri kastının telefonu çalmaya yönelik olup zilyedliğini devralmadan mal edinmesi ve işyerinin dışında açık alanda gerçekleşmesi nedeniyle eylemin TCK’nın 141/1. maddesinda düzenlenen hırsızlık suçunu oluşturduğu halde suç vasfının hatalı değerlendirilmesi ile dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması;
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 01/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.